
Türkiye’de her günümüz şaşkınlıklar içinde geçiyor. Son olarak MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Özel Yetkili Savcı tarafından ifade vermeye çağrılmasıyla ülke yeniden şaşırdı.
Hükümet-Fetocu çelişmesi konusuna girmeyeceğim. Başlı başına karmaşık bir konu. Benim ilgimi daha çok MİT elemanlarının PKK ile yürüttüğü “işbirliği” çekiyor.
PKK’ya sızıp örgütle birlikte eylem planlanmasını alkışlayan Mehmet Ali Birand gibi yazarların yanı sıra Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın sözleri de yadırgatıcı. Bozdağ Kanal 7’deki bir programda şunları söylemiş:
“Milli İstihbarat'ın terör örgütü içine sızmalarına baktığınızda, sızmanın suç işlemeden yapılma imkanı yok. Oraya girdiğiniz zaman o faaliyetlerin içinde olduğunuz zaman, karşıdakilerin güvenini kazanmak için de bazı şeyler yapmak gerekir…”
Silahlı eylemlerin görmezden gelindiği, KCK yapılanmasının MİT gözetiminde tamamlandığı iddiaları hatırlatılıp, görev ve suç arasındaki ince sınırın ne olduğu sorusuna ise Bozdağ şu cevabı vermiş:
'MİT, istihbarat toplamak ve ilgili yerlere bildirmekle görevlidir, eylem olurken doğrudan müdahale etmek görevi değildir. Örgüt üyeliği suçunu işlemeden örgütün içine girilmesi mümkün değildir”
MİT’in eski Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş de, KCK'ya sızmayı MİT'in başarısı olarak görenlerden…
Oldukça karışık değil mi? MİT, ülke aleyhine çalışan bir örgütün oluşturulmasına katkıda bulunuyor, hapisteki lider ile birlikte eylem planları yapıyor, eylem olurken sesini çıkarmıyor. Neden? MİT ajanları deşifre olmasın diye…
Ürkütücü suçlar
CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, savcıların iddialarında otuz kadar suç saptamış. Necati Doğru, SÖZCÜ’deki köşesinde bunları sıralıyor. Biz de bazılarını buraya alalım:
Casusluk yapmak.
Devletin bilgisini satmak.
Suç örgütü kurmak.
Türkiye’yi bölmek.
Ülke bütünlüğünü bozmak.
Örgütü devlete karşı savaşa teşvik etmek.
Askeri tesisleri tahrip etmek.
Gizli bilgileri açıklamak.
Üst düzey yöneticiler
İşte Bozdağ’ın ve Öneş’in başarı olarak nitelendirdiği eylemlerden bazıları bunlar.
Dikkatinizi çekerim: Birisi Başbakan Yardımcısı. Diğeri ise, MİT’in en üst basamaklarında görev yapmış bir kişi.
Bu, Türkiye’nin ne duruma geldiğini gösteren üzücü bir gerçektir. “Akbabanın Üç Günü” filmi değil seyrettiğimiz. Türkiye’nin İstihbarat Örgütünün, ülke bütünlüğünü bozmak isteyen güçlerle en azından düşünce birliği içinde olduğu gerçeğidir bu. Şimdi sıra, Anayasanın, değiştirilmesi dahi önerilemeyecek maddelerine geldi herhalde.
Herşey ters yüz olmuş durumda. TSK komutanı “terör örgütü”nün başı olmakla tutuklanırken, terör elebaşısı, “demokrasi kahramanı”dır bu zihniyete göre.
Kurtuluş Savaşımızın önderi Mustafa Kemal “tu kaka” edilirken, işbirlikçi Şeyh Sait’in heykelleri dikiliyor.
Bu arada başka bir garipliği de kimse sorgulamıyor: Nasıl bir kurtuluş örgütüdür ki, içi ajan-provokatör kaynıyor. MİT bu kadar rahat içine sızabiliyorsa, CIA ya da MOSSAD neler yapıyordur, bir düşünün.
PKK ya da KCK için sempati besleyen Kürt vatandaşlarımızın bu gerçeklerin farkına varacaklarını umuyorum. Onlar Şeyhlerin bölücü yolunu değil, Cumhuriyeti kuranların birlik yolunu izleyecekler, Büyük Ortadoğu Projesinin piyonu olmayacaklardır.





.jpg)































