
Türkiye genelinde ‘hangi şehirde yaşamak istiyorsunuz’ konulu bir anket çalışması yapılsa, şüphesiz ki ‘efeler gibi’ başı çeker İzmir.. Senelerdir yapılan ‘gavurmuş, gelişmiyormuş, köymüş’ gibi tanımlamalar eminim ki, umrunda olmaz kimsenin.. Çiğdemiyle, gevreğiyle, kumrusuyla, boyozuyla, domatıyla; Kordon sefasıyla, İnciraltı’nda rakı balığıyla, Bornova Küçükpark’ta eşsiz cafe sohbetleriyle; 35 Göztepe ve 35 buçuk Karşıyaka’sıyla taht kurmuştur adeta herkesin gönlüne.. İzmirliler daha iyi bilirler, inanılmaz derecede de bağlayıcılığı vardır bu şehrin.. Bir süre uzaklaşıp başka diyarlara gittiğinizde, tıpkı anne, baba ve sevgili özlemi gibi içinizi kemirir durur yokluğu.. Daha fazla dayanamayıp, ‘Hadi gari’ dersiniz, gideyim artık memleketime; havası, suyu başka oranın..
Buraya kadar her şey iyi, güzel hoş da, ahh bir de ‘beyin göçü’ olayı olmasa.. Herkes İzmir’de yaşamak, çalışmak istiyor, ama şu ‘göç’ün önüne geçilemiyor bir türlü.. Gazeteci arkadaşım Bahar Akıncı’nın da dediği gibi, “Ortalama her İzmirli’nin yaşamı 3 ana bölümden oluşur; doğarız, okuruz ve İstanbul’a göçeriz.. Göçenler, göçmeyenlere anlatır. Göçmeyenler göçenlere gıpta ile bakarken, göçenlerin dışı seni, içi göçenleri yakar. Her yıl yüzlercemiz, İstanbul’un kollarına atarız kendimizi. Ailemizi, anılarımızı, aşklarımızı, Ege Denizi’ndeki ilk kulacımızı, ilk boğulma tehlikemizi ardımızda bırakarak.. Daha büyük bir denizde, kocaman kocaman dalgalarla savaşmaya gideriz.. Hele bir emekli olalım, kesin İzmir’e döneceğizdir.. ” Hakikaten de öyle değil mi? Üniversiteden mezun olduktan sonra, kendi tuzuyla kavrulmak istemeyen, daha büyük hayaller ve kariyer peşinde olan gençlerimiz, kendilerini ‘haklı’ olarak İstanbul’a atma telaşı içerisine girerler. Görünen ‘köy’ kılavuz istemez misali, İstanbul’da 10 kuruş almak varken, İzmir’de kalıp neden 3 kuruş alsınlar ki.. Tamam; İstanbul metropol, İzmir’den kat kat büyük, dolayısıyla iş olanakları da daha fazla ama neden potansiyel olmasına rağmen İzmir bu açıdan bir adım bile öne gidemiyor? İyi ve kalifiyeli eleman olmadığı için şirketlerin istenilen başarıyı göstermediğini söyleyen İzmirli işverenler, niçin ücret politikalarını gözden geçirme gerekliliğinde hissetmiyorlar kendilerini? Güzel şehrimizde o kadar başarılı iş adamlarımız, sanayicilerimiz varken, niçin birlik olup şu beyin göçünün önünü kesmek için çaba sarfetmiyorlar ki? Pırıl pırıl beyinli, kalifiyeli gençlerimizi başka şehirlere kaçıracağımıza, neden kıymetini bilmiyoruz elimizdekilerin?
Bakınız, Ali Rıza Karasu’nun Aksiyon Dergisi’nin Eylül 2011 sayında kaleme aldığı yazısında, İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Hilmi Uğurtaş ne diyor: “Koç Üniversitesi mezunu olan kızım, İstanbul’da 2400 TL maaşla işe başladı. İstanbul’da bu maaşla işe başlanırken, İzmir’de 700-800 TL veriliyor. İşgücüne değer vermez, hak edilen ücretleri ödemezseniz iyi çalışan bulamıyorsunuz. İyi çalışan olmayınca da başarılı olamıyorsunuz.” Sayın başkanımızın ‘çok şey’ anlatan bu samimi açıklamaları üzerine daha ne söylenebilir ki? Yorumu izninizle sizlere bırakıyorum..
Biz yine de umudumuzu yitirmeyelim.. İstanbul’dan neyimiz eksik ki? Hıı, pardon! Bir tek ‘kar’ımız eksikti, şükürler olsun ki, onu da getirttik sonunda.. Güzel İzmir’imiz sürprizleri sever, bizler de onu çok severiz.. Biz seni bırakmak istemiyoruz, ‘kar’ sürprizin gibi hiç beklemediğimiz bir anda bir sürpriz daha yapıp, sen de bizi bıraktırma olur mu?..





.jpg)































