Cengiz TEKİN
Kuvvetler ayrılığı ilkesi hassasiyetle uygulanacaktır
Tarih : 2012.02.17  15:35:02

Bu cümle AKP’nin 14 Ağustos 2001 tarihli programında yer almaktadır.

Verilen sözlerin yerine getirilmesinde çok titiz davranılamadığını biliyoruz. Belki yazılı bir metin hatta yazılı bir seçim taahhüdü olan, Parti Programına riayet edilmiştir düşüncesiyle bu konuyu biraz açmak istiyorum.

AKP üst üste üç seçimi hem de oyunu artırarak ve birinci parti olarak kazanmıştır. Ona bu hakkı Necip Türk milleti vermiştir. AKP, yüzde 10 baraj uygulamasının yardımıyla, Mecliste hak etmediği kadar çok sandalye kazanmış ve tek başına istediği gibi yasa çıkarma olanağına kavuşmuştur.

Hadi buraya kadar normal diyelim. Çünkü yasa dışı bir şey yok. Başka bir parti de kesinlikle adil olmayan yüzde 10 barajından istifade ile tek başına iktidara gelebilirdi. Ancak sıkıntı, Türkiye’nin en önemli sorunu olan demokrasi, demokratlık, bireysel hak ve özgürlüklerin kullanılması noktasında çıkıyor.

Nasıl çıkıyor? Çok açık ve nasıl çıktığını gözlerimizle görüyoruz. Milletin vekil tayin ettiği kişiler milletvekili olarak bireysel haklarını ve özgür iradelerini kullanarak oy vermiyorlar Mecliste. Açıkçası Genel Başkan, Başbakan ya da tek adamın iradesi dışında bırakın oy kullanmayı, fikir serdetmeye bile yetkileri yok. En cesurları bile sınırı aştığında hemen özür dilemek zorunda kalıyor.

O halde yasama yetkisi kimdedir?

Hatırlayalım, 12 Eylül referandumunda 26 madde halka sorulmuş oldu. Gerçekte murat edilen üç madde vardı. Diğer maddeler, malı güzel göstermek için kullanılan yanardöner ambalaj kâğıtları ve elma şekerleri idi. Nereden mi anlıyoruz. Hani kadınlara pozitif ayırımcılık uygulanacaktı ya, sevinmişti kadın milleti. Her Allah’ın günü gazetelerde hunharca katledilmiş kadınların ya da kız çocuklarına tecavüz edip salıverilmiş deyyusların, haberlerini görüyoruz ya işte oradan anlıyoruz pozitif ayrımcılığı.

Nereye mi geleceğim. O 26 koyun içinden çıkan kara koyunlarla Yargı ta en tepesinden başlayarak öyle bir düzenlendi ki tadından yenmiyor. Allah verdikçe verdi. Sınıf arkadaşları yargının en yetkili noktalarına geldi. Oy çoğunluğunun sağlanamadığı durumlarda da üye sayıları artırıldı. Yeni üyelerle kararlar garanti altına alındı.

O halde yargı yetkisi kimdedir?

Tek tük karşı çıkanlar, çizgi dışına çıkanlar veya arzu edilen kararın çıkmasına yardımcı olmayacağı anlaşılanlar derhal tasfiye edildi. İki örnek; Deniz Feneri davası ve en son MİT olayı. Benim adamım, benim bürokratım, bizimkiler, bizim arkadaşlar, lehimizde yazanlar, biat edenler meselesi.

Hele MİT olayını hafife almak mümkün değil. Suçlamalara bakar mısınız?

KCK yapılanmasının bizzat gerçekleştirilmesi.

Öcalan’ın silahlı eylem talimatlarının Kandile ulaştırılması.

Öcalan’ın serbest kalması konusunda PKK ile anlaşma yapılması.

DTK’nın özerklik ilan etmesinin sağlanması.

KCK üyelerinin serbest bırakılacağı konusunda PKK’ya söz verilmesi.

Bunlar vatana ihanet suçları. Ona uygun ceza gerektirir. Yargı da gereğini yapmak istedi ama yetkinin kimde olduğu bir defa daha ortaya çıktı. İlgili savcıdan dosya derhal geri alındı. Görev alanı değiştirildi ve hakkında soruşturma açıldı.

Gözden kaçan bir hususu zikretmeden geçemeyeceğim. Malumunuz MİT’in Oslo toplantıları açığa çıktığında, Sayın Başbakan benim talimatımdır diye sahip çıkmış ve ben adamımı harcatmam demişti. Şimdi de aynı davranış içinde adamını kurtarmak için, Meclis'ten MİT yasasına tek maddelik bir değişiklik geçiriyor.

Bu hareket MİT’e savcı tarafından yöneltilen suçlamaların kabulü anlamına gelmiyor mu? Emri veren de bunu kabul etmiş durumuna düşmüyor mu?

Gelelim yürütme erkine. Burada bir tereddüt yoktur sanırım. Sayın Başbakan ekibinin mutlak hâkimidir. Bu hâkimiyet en alt kademelere kadar caridir. Bakanlar kendi alanlarında bile onay almadan pek karar vermezler.

Özetle yasama, yürütme ve yargı kime bağlıdır diye soracak olursanız, yine parti programında yer alan şu kesin ifadeye bir bakın derim.

“Partimiz sadece kendi içinde değil, parlamento ve toplum içinde de kolektif iradenin, tekil iradelerin yerini almasını sağlayacaktır.”

Söylemek başka, yazmak başka, yazmak başka uygulamak başka, hele politikada.

Kuvvetler ayrılığı, demokratik devlet yönetimini düzenleyen, yasama, Yürütme ve Yargının bağımsızlığını ve birbirini denetleme sorumluluğunu öngören bir modeldir ve Baron de Montesquieu tarafından ortaya atılmıştır.

Herhalde, Baron de Montesquieu bir Fransız olduğu için konuya Fransız kalıyoruz.

326 kez okundu
Yazarın Diğer Yazıları