Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kokuyor, ama İZSU bilmiyor!..

14.9.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Belediyelerin denetlenmesi ve bütçe onayı Cumhurbaşkanlığına bağlanınca, İllerin Çevre ve Şehircilik Müdürleri de, mesela “İZSU gibi” Büyükşehir belediyelerine bağlı genel müdürlüklerin “denetleme patronu” durumuna geliverdi.

Son bir ay içinde “İzmir Büyük Kanal Arıtma Projesi’nin geçtiği yerlerde ortaya çıkan koku” vatandaşların şikayetlerine yol açınca ve bu şikayetler İzmir Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ne kadar uzanınca, İl Müdürü Selahattin Varan’ın yaptırdığı araştırmalardan sonra yaptığı açıklama, gözleri birdenbire “İZSU Genel Müdürlüğü’ne çevirdi” ve “kokunun sebebi” konusunda anlaşmazlık çıktı.

İZSU yetkilileri, “Biz her yıl periyodik bakım ve temizliğini yapıyoruz, denetliyoruz, bizden kaynaklanan bir sorun yok” diyorlardı, ama “kokunun sebebinin ne olduğuna dair” tek kelime söylemiyorlardı.

Öyle ya, “Bu kanal onların sorumluluğundaydı” ve “binlerce İzmirlinin şikayetine sebep olan kokunun sebebini bilmemeleri” mümkün müydü? Biliyorlarsa “neden önleyemiyorlardı” ve neden “kokunun sebebini” açıklamıyorlardı?..

“Bilmiyorlarsa, bulamıyorlarsa”, sorunun “çok daha büyük olduğu” ortada değil miydi?..

Evet, ortada “yaygın bir koku problemi” vardı ve bu problem “Bizde hata yok” demekle aşılamazdı.

Dahası, bugünlerde, Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, bir TV programında “neden”, evet neden “Büyük Kanal Projesi'ne alternatif olacak, Çiğli Arıtma'ya yeni bir hat kurmanın fizibilitesini yapıyoruz” demişti?..

Konuyu, “kanal projesinde çalışmış” ve emekli olmuş bir arkadaşıma sordum; “Ayrı ayrı yerlerde bunca kokunun çıkması, Büyük Kanal’da ve özellikle pompaj istasyonlarında bir arıza olduğunu gösterir, ben öyle düşünüyorum” dedi.

Bilmem ki, “kokunun sebebini bile bulamayan ya da açıklamayan” İZSU yöneticileri ne diyorlar?..

 

******

 

İşte Aksüyek Formülü…

Serkan Aksüyek’e yolda rastladım, ayaküstü lafladık. GÖZLEM’in eski haber koordinatörü, yazarı ve yayın kurulu üyesi, haftalık yazısını bırakarak Ege Telgraf’tan çıkmıştı. “Ne yazdın” diye sordum. “Kağıt fiyatlarındaki büyük artış sebebi ile basının ve de özellikle yerel gazetelerin ne kadar büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu yazdım. Öneri de getirdim” dedi.

Ve önerilerini anlattı; “2018 başında 47 ilâ 52 gram arasındaki gazete kağıdının tonu 450 Dolar iken, bugün 900 Doların üzerinde seyrediyor. Bir gazetenin maliyetleri arasında kağıdın kabaca üçte bir oranında yer tuttuğu düşünüldüğünde diğer maliyet artışları ile birlikte gazetelerin fiyatlarını iki kata yakın oranda artırması gerekiyor. Bunu yapamayan gazeteler çıkış yolunu ya sayfa sayısını azaltmakta ya da yayınlarına haftanın belli günlerinde ara vermekte buluyor.

Türkiye kağıt ithalatını büyük oranda Çin ve Rusya’dan yapıyor.  Bu ülkelerle son dönemde sıklıkla dile getirilen “yerli para ile ticaret” planının ilk uygulaması kağıt ithalatında gerçekleşebilir. Hazır “yerli ve milli” duyarlılığımız tepe noktadayken, bu iki ülkeden kağıt ithalatını yerli paramızla yapalım.

Rakamlar çok korkutucu değil. Türkiye’nin bu yılın tümünde ise 140 ilâ 145 milyon dolar gazete kağıdı ithalatı yapması bekleniyor. 237 Milyar Dolarlık ithalat içinde devede kulak bir paydan söz ediyoruz.

Yakın geçmişte kriz yaşayan beyaz eşya, otomotiv, inşaat gibi pek çok sektöre devlet eliyle destek verildiğini ve kayıplarının önemli ölçüde azaltıldığını gördük. Basın sektörü vergi indirimi gibi nakdi değil, son derece makul, mantıklı ve sonuçları öngörülebilen bir destek uygulaması bekliyor.”

Bilmem ki, “sesi” Ankara’dan duyulacak mı ya da İktidarın “İzmir Milletvekilleri” duyacak mı?..

 

******

 

Fuar’dan birkaç not!..


Fuar’ın açılışından önce GÖZLEM’ e uğradım, Öcal Abi’yi buldum ve de “Hem Fuar başlıyor, hem de Efes’te 1.Uluslararası Opera ve Bale Festivali. İkimiz de aynı şeyleri yazmayalım. Sen birini yaz, ben birini” dedim.

Güldü; “Sevgili kardeşim Hıncal Uluç geliyor. Biz herhalde Efes Festivali’ne ağırlık vereceğiz. Fuar’ı sen yaz, Efes’i de ben” dedi. Anladığım kadarı ile “O, festival bittikten sonra yazacak”; ben Fuar’dan notlarla, karşınızdayım, sevgili okurlar…

Gaziemir’deki “büyük ve modern Fuar tesisi yapıldıktan sonra”, Kültürpark’taki “10 günlük vatandaşın eğlence ve alışveriş fuarı” çok açık olarak görüldü ki, “panayır” havasından kurtuldu. “Seviye ve kalite yükselmesi, fuar alanının disipline edilmesi” her sezon “artarak” devam ediyor.

Başta Folkart olmak üzere sponsorların büyük desteği ile, hokkabazdan, sihirbazdan, palyaçodan, Kabare Tiyatrosuna, çim konserlerinden, rock ve caz konserlerine kadar “yerli / yabancı yüzlerce sanatçı” ile buluştu, İzmirliler ve “tatil için, Fuar için” İzmir’e gelenler!..

Öyle geceler oldu ki, “hangisine gideceğimi, çocuklarımı hangi gösteriye götüreceğimi” şaşırdım.

Hımmm, bu arada “bir şeyi” yazayım. Az daha çoluk çocuk Açık Hava Tiyatrosu’ndaki Folkart Akademisi öğrencilerinin oynadığı “Güle Güle Kabare” oyununa gidecektik, “Kandemir Konduk’un senaryolarından sahneye konduğunu öğrenince” vazgeçtim. İçimden “yarın gece ben yalnız giderim” dedim; iyi de yapmışım.

Öğrencilerin “birer profesyonel gibi” oynadığı ve alkış aldığı, özellikle “sosyetik hanımlarımızı kıkır kıkır güldüren” Kandemir Konduk imzalı birkaç bölümlük oyuna, “+13, hatta bazı yerleri için + 16” işareti bile konmalıydı, bence. Sevgili Volkan Demircan’ın skeçleri taktimi enfesti, ama “yönetmen” Bora Severcan’ın, temsilin sonunda sahneye davete icabet ederken ki kıyafeti için “aynı şeyleri” söyleyemem.

Daha açıkçası, “oyunda çok başarılı olan” öğrencilerinin önünde sahneye, “bir yönetmene / bir ustaya, sanata, oyunculara, seyircilere saygılı olduğunu gösteren bir hocaya yakışan” bir kıyafetle çıkmalıydı.

Bu arada “bunca yılın” Alpay’ının o kadife sesli, “romantik” Alpay’ın da Mogambo konserinde “neden o kadar yüksek volümlü bir seslendirmeyi tercih ettiğini” anlayamadım.  O bağırışa ancak 5 dakika tahammül ettim ve çıktım.

Fuardan daha yazacak çok şeyim var ama “yerim dar”; istediğim gibi oynayamıyorum.

Emeği geçenlere, sponsorlara, Büyük Şehir Belediyesi’ne, katılan sanatçılara alkış ve teşekkürlerimle.

Not: Fuar’ın açılış törenine, “davetiyeleri olmadığı hâlde giren” AKP’li “amigo gençler” ile ilgili olarak, cevabını merak ettiğim bir soru var; “nasıl” girdiler oraya ya da “kim” soktu?..

 

******

 

İzmir, Şehitlerini unutmaz!..


İzmir'de, 16 şubatta Çiğli 2'nci Ana Jet Üs Komutanlığı'ndan havalandıktan sonra düşen uçakta şehit olan Pilot Yüzbaşı Yunus Bal ile Hava Üsteğmen Resul Ekrem Gökdoğan'ın anısını yaşatmak için Büyükşehir Belediyesi tarafından Çiğli’de 7 bin metrekarelik alana yapılan Hava Şehitleri Parkı ve anıtı “duygusal ve gözleri nemlendiren” bir törenle açıldı.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Hava Eğitim Komutanı Korgeneral Ziya Cemal Kadıoğlu, Çiğli Belediye Başkanı Hasan Arslan, Bornova Belediye Başkanı Olgun Atila, havacı komutanlar, şehit Pilot Yunus Bal'ın ve şehit pilot Resul Ekrem Gökdoğan'ın aileleri, yakınları, arkadaşları ve kalabalık bir halk kitlesi katıldı.

Başkan Kocaoğlu törende yaptığı konuşmada “Bizim bu coğrafyada güçlü orduya ihtiyacımız var. Bunun altını önemle çizmek istiyorum.  Şehitlerimize vefa borcumuzu şehit oldukları ilçede park ve anıtla bir nebze de olsa ödemek istedik. Biz her zaman Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak minnet ve şükran duyuyoruz her zaman şehit ailelerimizin emrinizdeyiz” derken, gözlerim İzmir ili belediye başkanlarını aradı ve ancak “Başkan dahil” sadece 3’ünü bulabildi. Üzüldüm!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test