Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Bu suçlar nasıl önlenecek: İdam mı, eğitim mi?..

13.7.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İşte uzman görüşleri…

Son yıllarda kadına, özellikle çocuklara karşı şiddet, cinsel taciz, tecavüz ve cinayet suçlarında patlama yaşanıyor. 3 günlük bebeğin cinsel istismar sonucu hayatını kaybetmesi, engelli bir kadının 6 erkek tarafından sistematik tecavüze uğraması ve Ankara’da göçmen bir kadına belediye otobüsünde şoförün tecavüz etmesi toplumsal çürümeyi gösteriyor.

Yapılan araştırmalara göre çocuk istismarı son 10 yılda yüzde 700 artış gösterdi. Adliyelerdeki her 4 tecavüz suçundan bir tanesi çocuklara yönelik. Bulgular, cinsel istismara maruz kalan çocuk ve ergenlerin çoğunun kızlardan oluştuğunu, istismar edenlerin çoğunun ise mağdur olan çocuk ve ergenin aile üyelerinden, akraba veya tanıdık kimselerden oluştuğunu ortaya koyuyor. Cinsel istismara daha çok kız çocukların maruz kaldığı, yaş ilerledikçe bu oranın arttığı saptandı.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) Adli İstatistik verilerine göre, 'Türkiye'de kayıp çocuk' vakalarının 8 yılda 100 bini aştığı ortaya çıktı. Verilere göre, sadece 2008-2016 yılları arasında Dünya’daki 16 ülkenin nüfusundan “tek tek” fazla çocuk kayboldu. 8 yılda resmi olarak kayıp müracaatı yapılan çocuk sayısı 104 bin 531'e ulaştı. Bu rakam, 31 bin nüfuslu San Marino, 36 bin 656 nüfuslu Lihtenştayn ve 56 bin 810 nüfuslu Grönland'ın da aralarında bulunduğu 16 ülkenin nüfusundan daha fazla. Ailelerine kavuşturulan çocukların sayısının yer almadığı istatistiklere göre, 2008 yılında 4 bin 517, 2009 yılında 5 bin 81, 2010 yılında ise 8 bin 81 çocuk kayboldu. Kayıp çocuk sayısının çift hanelere çıktığı 2011 yılında 10 bin 67, 2012 yılında 12 bin 474, 2013 yılında 16 bin 218, 2014 yılında 18 bin 696, 2015 yılında 17 bin 706 ve 2016 yılında ise 11 bin 691 çocuk kayıp olarak bildirildi.

Sözcü’den Burçak Öztürk’ün haberine göre Türkiye’deki cinsel istismar davalarında 10 dehşet verici indirim sebebi ise şöyle idi:

1- Tecavüz edip, sonra da “zaten bakire değildi” indirimi alan var. Daha önce birileri ile beraber olmuş olma, tecavüz eden suçluya indirim alma hakkı kazandırıyor. Toplumsal bakış açısının sığlığı erkeği her durumda koruyor.

2- Tecavüze uğradığı o korkunç anda kurban bağırmıyorsa “rıza göstermiş sayılır” indiriminden faydalanan var. Reşit bile olmayan kız ve erkek çocuklarına tecavüz eden sanıkların en çok kullandıkları bu cümle adalet sistemimizde işe yarıyor.

3- Sokakta tanımadığı birine saati soran eşini delik deşik ederek öldürüp “cilve yaptı” indirimi alan var. “Bana inat kot giydi. Saati de cilveli şekilde sordu”; işte bu ve buna benzer söylemler mahkemede tecavüzcüyü aklıyor, mağduru “istekli” konuma sokuyor. Cilve yaptıysanız tecavüze uğramanız kaçınılmaz.

4- Kadın programında, “Babam bana tecavüz etti” diyen kızını öldürüp “Babasını kamuoyunda mahcup etti” indirimi alan var. Babası tarafından tecavüze uğrayan kadın, bunu bir yayın organında söyledikten sonra babası tarafından öldürüldü. Sistem mağdur kadının yanında değil, yine suçlu erkeğin yanında yer aldı.

5- Mahkemeye takım elbiseyle geldi diye “iyi hal” indirimi alan tecavüzcüler var. Tecavüz sanığının mahkemede taktığı kravat, giydiği takım elbise tecavüz olayının önüne geçiyor ve hakim için “iyi hal sebebi” oluyor.

6- “Tecavüzü tamamlayamadım, erken boşaldım” diyerek indirim alan tecavüzcüler var. Tecavüz eylemi sırasında erken boşalıp eylemi sonlandıramayanlara indirim veriliyor.

7- “Tecavüz sanığı mahkemede sessiz ve saygılı davrand”ı diyerek indirim alan var. Tecavüz sanığının mahkemedeki davranış biçimi sayesinde “saygın tutum” indirimi alıyor. Eril zihniyete sahip hakimler sanıkların başkalarına verdikleri zararla değil mahkemedeki saygılı davranışlarına göre karar veriyorlar.

8-Tecavüz ederken yakalanan adama, tecavüz tamamlayamadığı için “yarım kaldı” indirimi alan var. Tecavüz olayı herhangi bir sebepten yarım kalırsa, hakim ve savcılar “yarım kaldı” indirimi uyguluyor.

9- Tecavüzünü kameraya kaydeden sanık için “eski sevgilisiymiş” indirimi alan var. “Eski sevgiliniz olması” onun üzerinde bazı haklarınız olduğu anlamına geliyor. Eski sevgilinizden sizi koruyacak bir yaptırım yok.

10- Tecavüz edip “Ruh sağlığı bozulmadı” raporuyla indirim alan var. Bu akıllara durgunluk veren indirim özellikle küçük yaştaki ve zihinsel engelli mağdurlar söz konusu olduğunda tecavüzcülerin aldığı indirimlerin başında geliyor.

Tecavüz edenlere iyi hal başta olmak üzere çeşitli indirimler uygulanırken, tecavüzcüsünü öldüren Nevin Yıldırım hiçbir indirim hak etmedi!

Yıldırım, kendisine silah zoruyla tecavüz eden 2 çocuk babası 35 yaşındaki Nurettin Gider’in başını “İşte namusumla oynayanın kellesi, benim arkamdan konuşmayın” diye köy meydanına atan Nevin’e müebbet hapis cezası verildi.

 

 

 

“ÇOCUK İSTİSMARI YAKIN ÇEVREDEN GELİYOR”

 

Tarkan Amuk (Psikiyatri Uzmanı) –Cinsel istismar, genel tanım olarak, kişilerin başkaları tarafından cinsel olarak kötüye kullanılmaları, suiistimal edilmeleri, istemedikleri halde başkalarının cinsel yönelimlerine hedef olmaları durumunu ifade eder. Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşa göre dağılımları incelendiğinde; yüzde 30'unun 2-5, yüzde 40'ının 6-10, yüzde 30'unun 11-17 yaş grubunda olduğu anlaşılmaktadır.  Cinsel istismar yüzde 77 oranında aile bireyleri, yüzde 11 oranda akrabalar, yüzde 5 oranla çocuğun bakımından sorumlu olmayan kişiler ve yüzde 2 oranla da çocuğun bakımından sorumlu olan kişiler tarafından gerçekleşmektedir.

İstismarcılar sanılanın aksine yaşlı ve serseri kılıklı yabancılar değil, genellikle çocuğun tanıdığı kişilerdir. Çocuklara “istemediğin sürece sana kimse dokunamaz ve öpemez bunun aksi olduğunda söylemeli ve bize haber vermelisin” demeliyiz. Çocuğa istemediği şeyleri ifade edebileceğini, yetişkinlere de HAYIR diyebileceğini, bundan da suçluluk duymaması gerektiğini anlatmak gerekir. Aileyle çocuk arasındaki güven ilişkisini sağlamak gerekiyor.

Anaokulundan başlayarak doğru cinsel eğitimi her yaşta vermek gerekir. Ailelerin çocuklarını iyi tanımaları, cinsel istismarın ne olduğunu ve nasıl anlaşıldığını iyi bilmeleri, çocuklara bedenlerini nasıl koruyacaklarını iyi anlatmaları önemli bir durumdur.

Çocuk istismarında en önemli sorunlardan biri şiddetin hafif boyutlarının toplum tarafından hoş görülmesidir. Fiziksel cezalandırmanın kültürel olarak yer edinmiş olması, istismar olgularının alt yapısını oluşturmaktadır. İstismarın yaygın ve süreğen bir olgu olmasına karşın, kamuoyu çocuklara yönelik şiddete ancak ölümlü olgularda duyarlı davranmaktadır. Yapısı ve toplum normları itibariyle aile içi istismar tam olarak yargıya intikal etmemektedir.

Çocukların cinsel istismarı suçuyla ilgili ulusal ve uluslararası hukuki düzenlemeler olmakla birlikte uygulamada bu düzenlemeler yeterli etkiyi sağlayamamaktadır. Özellikle son zamanlarda yaşanan cinsel istismar vakalarından sonra toplumda, yargı mercilerince istismar failleri için yeteri kadar yaptırıma hükmedilmediğine dair bir kanı oluşmuştur. Bu bağlamda pek çok vatandaş gerek bireysel gerek kollektif olarak çocuk ve kadınların cinsel istismarı faillerinin daha ağır cezalara çarptırılmasını istiyor. Bazı ülkelerde bu suçlar için uygulanan idam cezası, kastrasyon gibi tartışmalı derecede ağır cezaların Türkiye’de de uygulanmasını talep ediyor.

Yükselen toplumsal talep ne olursa olsun, çocuk istismarı ancak eğitim, hukuk, sağlık, güvenlik alanlarının birlikte çalışması ile oluşacak bir olgudur. Toplumsal taleplerin bu yönde olması alınabilecek diğer sosyolojik, pedagojik, adli ve siyasi önlemlerin alınmasını geciktirebilir.

Sonuç itibariyle istismarın önlenmesi için çocukların alanına dokunan tüm meslek gruplarının etkin bir istismar eğitim programına tabi tutulması, okul öncesi dönemden başlayarak çocuğun yaşına uygun cinsel eğitim ve istismar farkındalığı kazandırılması, istismar vakalarında medya tutumlarının düzenlenmesi ve kamu vicdanının rahatlaması bağlamında faillerin gerekli ve yeterli yaptırıma tabi tutulmaları şüphesiz bir toplumda hukukun etkinliği ve adaleti sağlama işlevi açısından önem arz ediyor.”

 

 

 

“EĞİTİME Mİ YOKSA YASAL DÜZENLEMEYE Mİ İHTİYAÇ VARDIR?”

 

Elif Yıldız (Avukat) –Ankara’nın Polatlı İlçesi’nde, 8 yaşındaki Eylül Yağlıkara, 22 Haziran’da kaybolduktan sonra bir elektrik direğinin altında gömülü cesedi bulundu. Ortaya çıkan görüntüler hepimizi dehşete düşürdü. Olayla ilgili şüpheli Uğur K. ve annesi tutuklanmıştı. Eylül ve basına yansıyan çocuklarımız, buz dağının yalnızca görünen kısmıdır.

Bu alanda yapılan çalışmalar, kısıtlı da olsa her 4 çocuktan birinin cinsel istismara maruz kaldığı konusunda fikir edinmemizi sağladı. Cinsel istismar, uluslararası sözleşmeler ve ulusal hukuk metinlerinde ‘çocuk’ olarak tanımlanan kimselerin (18 yaşından küçük bireylerin) bir yetişkin tarafından cinsel olarak sömürülmesidir. Cinsel istismar denildiği zaman, çoğu zaman insanların aklına fiziksel temasa dayalı eylemler gelmektedir. Hâlbuki cinsel istismarın fiziksel temas içeren ya da içermeyen çok farklı biçimleri vardır. Cinsel istismarın fiziksel temas içeren biçimleri daha çok gündem olmakta ve tepki göstermekteyiz. Fiziksel temas içermeyen cinsel istismar biçimlerinin ise gündeme haber olarak dahi yansımadığını görmekteyiz. Çocuk pornografileri fiziksel temas içermeyen cinsel istismar örneklerinden en önemlisidir.

Eylül olayı ile birlikte her zaman olduğu gibi idam tartışmaları başladı. Yalnızca hukuki gerekçelerle değil; sosyolojik gerekçelerle de idama karşı olduğumu belirtmek isterim. Yalnızca, insan haklarını gerekçe göstererek idama karşıyız veya idam kabul edilemez demek romantik aymazlıktan öteye gitmeyecektir. İdam cezasının toplumda yaratacağı akıbeti ve suiistimali engellemek mümkün değildir. Zira idam, uhrevi toplumların cezai sorumluluk almaktan kaçınma biçimidir. İdam cezası ile vicdanlarımızı yaralayan suçluları öldürmek suretiyle yaşamalarına engel olmaktayız.  Öte yandan, yine idam cezası ile vicdanlarımızı yaralayan suçluları (dinimize göre) öbür dünyaya göndermek suretiyle bir an önce cezayı da oraya taşımış oluyoruz. Eş söyleyişle, biz kişiler üzerinde bu suçların işlenmesine engel olmak adına kesin sonuçlar yaratacak çözümler bulmamış oluyoruz. Öte yandan, ölmekten korkmayan bir kişi için “idam cezası”nın cezai niteliği bulunmadığı gibi bu gibi suçların engellenmesine yönelik bir amaca da hizmet etmemiş olacaktır.

Cinsel dokunulmazlığa karşı idam cezasının gelmesinin diğer bir sonucu ise, bu tip suçları işleyenler afişe olmamak ve idam edilmemek amacıyla kimliğini saklamak için mağduru öldürmek yoluna daha kolay başvuracaktır. Hal böyle olunca da kanun koyucu, dolaylı da olsa bizzat kendi eliyle mağdurların yaşama şansını elinden almış olacaktır.

Kaldı ki, hukuk sistemimiz de sağlıklı olarak işlemediğini de göz önünde bulundurduğumuzda telafisi imkansız sonuçlar doğurabilecek cezalar ile karşı karşıya kalma ihtimalimiz oldukça yüksek.

İdam cezası, geçtiğimiz yüzyılın sonunda, Amerika dışındaki gelişmiş ülkelerin neredeyse tamamında uygulamadan kaldırılmıştır.

Türk Ceza Kanunu’nun 102, 103, 104 ve 105 maddelerinde düzenlenen cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda düzenleme olarak bir takım eksiklikler bulunmaktadır. Örneğin, bu tip suçlarda iyi hal gibi cezai indirim sebeplerinin uygulanmamasına, af kapsamı dışında bırakılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Bu tip suçlar unsurları, yapısı, delilleri ve eylemlerin gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti açısından diğer suç tiplerine göre farklılık göstermesidir. Bu noktada, bu tip suçların soruşturmasının etkin bir şekilde yürütülmesini sağlamak oldukça önem arz etmektedir. Bu nedenle, en önemli görev Cumhuriyet Savcılarımıza düşmektedir.

 

Türk Ceza Kanunu’nda canlılara yönelik işlenen suçlarda cezaların bütünlüğü anlamında bir kopukluk bulunmaktadır. Şiddet eylemi gösteren her suçlunun ceza ile birlikte etkin olacak biçimde psikiyatrik rehabilitasyon ya da psikososyal rehabilitasyon da görmesi gerektiği inancındayım. Vicdanlarımızı yaralayan suçluların hayatlarını yakın mercek altına aldığımızda, bazı verilere ulaşmak mümkündür. Basından takip ettiğim kadarı ile ‘Eylül’ olayındaki şüphelinin geçtiğimiz yıl, iki sokak köpeğine tecavüz edip telle boğarak öldürmüş olduğu söylemleri bulunmaktadır. Dolayısıyla şiddetin maruz kaldığı şeyin insan, hayvan hatta bitki olması önem arz etmemektedir. Diğer bir söyleyişle, şiddet arasında hiyerarşi kurmak en büyük yanlıştır. İnsanlar, küçük şeylere şiddet uygulamaya başlayarak şiddet eğilimlerini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, insanların canlılara yönelik olarak uygulamış oldukları cezalarda bütünlük ve paralellik bulunması amacıyla yasal düzenlemeler yapılması gerekmektedir.

Faillere verilecek cezaların ağırlaştırılması ile bu tip suçların işlenmesinin önleyemez. Cinsel istismarın önüne geçmek istiyorsak önümüze faillere verilecek cezaları değil; önleyici mekanizmaları almamız gerekmektedir.

Öncelikle, devlet aracılığı ile bir araştırma yapılması, vicdanlarımızı yaralayan suçları işleyen kişilerin geçmişleri ve yaşadıkları bölgelerdeki ortak özelliklerin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu bölgelerde daha etkin eğitim çalışmaları yürütülmesi gerekmektedir.

Yenidoğan takibinden sorumlu aile sağlığı merkezlerinden başlayarak çocukların sistemin içinde nasıl izleneceği belirlenmelidir. Cinsel istismarı önleme, fark etme ve bildirme ile ilgili protokoller hazırlanarak, Sağlık Bakanlığı, Aile Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı kurumlar arasında işbirliği ve koordinasyon sağlanmalıdır. Ebeveynler, sağlık hizmet sunucuları, eğitimciler, okul psikolojik danışmanları ve çocuklarla yakın ilişki içindeki diğer yetişkin gruplar; cinsel istismarı önleme, fark etme ve bildirme konusunda bilinçlendirilmelidir. Çocuklara gelişim dönemlerine uygun şekilde cinsel eğitim verilmeli. Yetişkinler; çocukların özel alanına ve sınırlarına saygı gösterme konusunda bilinçlendirilmelidir. Çocuklar bedenini tanıyan, kendini ifade edebilen, sınırlarını tanımlayabilen, hayır diyebilen bireyler olarak yetiştirilmelidir.

Sonuç olarak; yalnızca yasal düzenlemelerle daha ağır cezalar koymak, bu tip olayların yaşanmasına engel olmayacaktır. Bu sorunumuzun en sağlıklı ve etkili çözümü, eğitimdir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı, işte görüşleri…

GÖZLEM, 81 milyonu ilgilendiren bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara “Ne yapılmalı” diye sordu; işte görüşleri…

Uzmanlar, “Tedbirlerdeki eksiklerin ve gecikmelerin çözümü zorlaştırdığının” altını çiziyorlar. İşte görüşleri…

GÖZLEM, siyasetin duayenlerine sordu; işte onların görüşleri…

9 Eylül; İzmir’in düşman işgalinde kurtuluş günü… Zaten “Eylül”, Ege’nin pek çok il, ilçe, kasabasının kurtuluş günlerini yaşadığı” bir ay!.. Böyle bir ayın 7’sinde, C...

Yazarlar
Website Security Test