Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

"At Sahibine Göre Kişner, Erdoğan Seçilmeli"

1.6.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, Abdülhamit Gül’ün büyük tepki toplayan bu sözünü uzmanlara sordu, işte görüşleri..,

Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri'ne ilişkin, "24 Haziran'da, Türkiye'nin 15 Temmuz mücadelesi, AK Parti'ye 'evet' oyu vermektir, Recep Tayyip Erdoğan'a 'evet' oyu vermektir." dedi.

Gül, partisince Gaziantep’te bir otelde düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, seçim olsa da olmasa da her zaman sahada, vatandaşların dertleriyle ilgilenen bir partinin mensubu olduklarını söyledi.

24 Haziran'da Türkiye'nin çok önemli bir seçime gideceğini hatırlatan Gül, "24 Haziran seçimlerinde Türkiye'nin kaderini oylayacağız. Türkiye 16 yıldır istikrara kavuştu. Bu istikrarı kalıcı hale getirmenin adı 24 Haziran'dır. At sahibine göre kişner. 24 Haziran'dan sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olursa kişi başı milli gelir 20 bin dolara çıkar." diye konuştu.

Seçimlere gidilirken, Adalet Bakanı, “Cumhurbaşkanı adaylarından birini ‘ülkenin sahibi’, ülkeyi de ‘at’ olarak” görebilir mi? Gözlem uzmanlara sordu, işte cevabı:

 

 

“HALKA YÖN VERMEK HADDİ AŞMAKTIR”

Ali Naili Erdem (Eski Milli Eğitim Bakanı) – “Bir bakanın devlet mahalini kullanarak kendilerini ülkenin sahibi görüp ülkeyi de at olarak görmesini uygun görmüyorum. Böyle bir iftar yemeğinde bununla neyi kastediyor; at vatandaş mı olacak? Bu ülkenin sahibi Erdoğan mı olacak? Demokrasinin ve özgür düşüncenin egemen olduğunu düşünürsek o halde özgür rejimin içinde birey yasaların güvencesi altında reyini kullanır ve o sandık başına gidip vicdanıyla baş başa kalır.

Propaganda yapmak ayrı bir olgudur ama hükümet olarak halka yön ver vermek haddini aşmak olur. Adalet bakanı ise adil düşüncelerin dağıtıldığı yerin başında bulunur. Burada çözüm vatandaşın iradesine kalıyor. Kim olursa olsun, insanlar eşit bir şekilde farksız olmalıdır. Kimse kimseden üstün olamaz.

Vatandaş, bütün bu iddialara ve zorlu sürece karşı geçirdiği deneyimlerden sonra oyunu kullanmalıdır. Kim okur kim dinlerse, ben oyumu özgür bir biçimde kullanırım. Başka türlü özgürlük olamaz, elde edilemez.

Önemli olan “demokrasi” içinde olabilmek ve adil bir şekilde yaşayabilmektir. Devleti yönetme mevkiinde olanlar herhangi bir tehdit unsurunun adamı olmamalıdır.  Gerek literatür olarak gerek uygulamada “bu şunun adamı” diyemeyiz. Sandık başında son sözü söyleyen vatandaş olmalıdır.

 İnsan lafının nereye gideceğini bilmeli, o laf demokrasinin eşitliğini rahatsız ediyorsa halk olarak ‘At’ı yöneten de ben olurum, diyebilmelidir, vatandaş. Adaleti yönlendiren hak olmalı ve bunu dile getirebilmek önemli. Bizim söylediğimiz söz geçerli olandır yani halk olarak. Devleti yönetenlerin, sözü geçerli olmamalı, halkın sözü geçerli olmalıdır.

Demokrasi fazilet taşı gibidir, yalnız beden de akılda değil fikirde de düşünmeye mecburuz. Benim fikrimle sizin fikriniz terazide eşitse, sen bulunduğun mevkiden güç alarak halkı görmezden gelirsen demokrasinin içinde olamazsın.”

 

 

 “İSTİKRAR, REFAH VE ÜLKENİN SAHİPLİĞİ?”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr) – “Sayın Adalet Bakanının konuşmasında 16 yıllık istikrar, 20 bin dolara çıkan  kişi başına milli gelir ve  Sanın Cumhur Başkanını ülkenin sahibi ve ülkeyi  “at “ olarak değerlendirme yaklaşımına bilimin ışığında  baktığımızda  şu değerlendirmeler yapılabilir. Türkiye 16 yıldır ağırlıklı olarak politik iktidarın değişmezliği konusunda bir istikrar sağlamıştır. Ancak bu istikrarın alternatif maliyeti oldukça yüksektir. Parlamenter sistemin rafa kaldırılması, kutuplaşmış toplumsal yapı, muhalefetin büyük ölçüde susturulması, yargının bağımlı duruma gelmesi,  başarı ve liyakat sistemi yerine yandaşlığın ağırlık kazanması, medyanın neredeyse tamamına yakınının yandaş medyaya dönüştürülmesi, toplumda ve medyada çoğu muhaliflerin bertaraf edilmesi, muhalif insanlarda yaşanan baskı ve korkunun yaygınlaşması gibi olgular bir istikrar değil istikrarsızlık kaynağı oluşturuyor ve toplumun önemli bir kesimi oldukça tedirgindir. Bunlara bozulan gelir dağılımı,  eriyen orta tabaka sorunu ve dış dünyadan tecrit olma eklendiğinde gelecek oldukça sıkıntılı ve istikrarsızlık potansiyeli taşıyor. Ekonomik istikrar, 2008’e kadar Sayın Deviş’in programına bağlı kalındığı için olumlu sonuç vermiştir. Sonrasında dalgalı bir seyir izlemiştir. 16 yıllık iktidarın sağladığı en büyük istikrar unsuru ise, Terör örgütleri ve özellikle din devleti kurmaya yönelik FETÖ ile mücadeledeki katkısıdır. Zira FETÖ tehdidi ile başka hiçbir parti bu mücadeleyi yürütemezdi. Ancak bu konuda kapalı bir cemaat yapısı bertaraf edilirken; diğer kapalı cemaat mensuplarına kazandırılan etkinlik ve ağırlık kendi içinde risk içerir.

Kişi başına milli gelirin20 bin dolara çıkarılması olgusu, ekonominin bugünkü veri ve koşullarında gerçekçi gözükmüyor. Türkiye, bilişim teknolojilerine dayalı bilimsel ve teknolojik dönüşüm ve reformlar için yıllarca duyarsız kalmış ve bu nedenle düşük teknolojili ürünler ihraç etmesinden dolayı oluşan dış açık sorunu, bu günkü ekonominin en büyük istikrarsızlık kaynağıdır. Son yıllarda gündeme gelen Ar-Ge atağı, son derecede olumlu, ancak durumu kurtarmak için henüz yetersizdir. Kişibaşı milli gelirimiz 2008 sonrasında 10 bin dolar dolayında dalgalanıp durmuştur. IMF’ nin son Nisan ayı hesaplamalarına göre 2018 yılı kişi başına gelir 11bin dolaylarında hesaplanıyor. Son günlerde yükselen döviz kuru bu rakamı aşağı doğru çekecektir.   Bilişim teknolojilerinin yarattığı yeni ekonomik düzende, toplumsal uzlaşı, adalet, barış ve düşünce özgürlüğünün etkin yerleşmediği, katılımcı demokrasi ve yenilikçi kuşakların etkin teşvik edilmediği bir ortamda milli gelirimizi 5- 6 yıl gibi bir sürede ikiye katlamak imkansız gözüküyor.

“Atın Sahibine göre kişnemesi” metaforu, geleneksel tarım toplumunun kültür ve algı yapısı ile tek adam ve kişi egemenliğine dayalı geçmişin politik yönetim anlayışı ile bağdaşır. MaxWeber’i n devlet teorisi ve egemenlik analizlerinden beri biliyoruz ki,  sanayi toplumu ile birlikte, geleneksel ve karizmatik egemenlik olguları yerine,  toplumu temsil eden parlamentonun uzlaşı içinde akli düşüncenin ürettiği hukuk kurallarına dayalı sistem ve düzenin işleyişine dayalı egemenlik anlayışı geçerlidir.   Bilgi çağı ve bilişim teknolojileri, çağdaş sistem ve yapıları daha dinamik, esnek ve daha katılımcı yaparken, tek kişinin kişisel algılarına göre değil, katılımcı demokrasinin yarattığı ortak akla göre ülke politikalarının oluşturulması ve stratejilerin belirlenmesini gerektirir.  Bilim temelli ve uzmanlığa dayalı yenilikçi ekiplerin ortak akla dayalı çözümleri, tekil yaklaşımların yerini alması zorunludur. Zira tekil yaklaşımlar, kişisel algı, değer yargısı ve kalıplaşmış inançlara hapsolur. Mevlana’nın dediği gibi “sağlıklı düşünme için kalıpları yıkarak”  onların üstünde ve ötesinde düşünmek gerekir.”

ÖZLEM YILMAZ

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Ali Naili Erdem, Hikmet Sami Türk ve Ertuğrul Yalçınbayır, 24 Haziran seçiminin milletimiz bakımından önemini anlattılar, işte görüşleri…

Türkiye – ABD ilişkilerindeki “değişken sahne oyunu” devam ediyor; işte uzman görüşleri…

Fenerbahçe Genel Kurulu’ndaki sandık sonucu, seçimlere çok az kala, yeni bir tartışma başlattı. Biz de “ülkenin her tarafında konuşulan ve cevabı aranan soruyu” uzmanl...

“Anayasa Mahkemesi, ‘Yüksek Seçim Kurulu’nun, seçimlere gölge düşürecek yolu açmasında bir mahzur görmedi’ ve ‘mühürsüz oy’ pusulalarının meşrulaştırılmasına, Güney Do...

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bakanlıklar yeniden yapılandırılırken, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kaldırılması öngörülüyor. GÖZLEM, konuyu uzmanlara sordu. “O...

Yazarlar
Website Security Test