Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Seçim ekonomisi ve ekonomik kriz iç içe girdi; ne olacak?

11.5.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte görüşleri…

Türkiye, 24 Haziran’da parlamento ve cumhurbaşkanı seçimleri için sandık başına gidecek. Cumhurbaşkanlığı için adaylar belirlendi, gözler, milletvekili listelerine, “sandıktan ne çıkacak” tahminlerine ve kamuoyu yoklamaları ile iktidar ve muhalefetin seçim vaatlerine çevrildi.

Seçime günler kala Türkiye hem ekonomik hem de siyasi alanda hareketli anlar yaşıyor. Açıklanan her yeni ekonomik veri, “ekonomimiz adına” adeta alarm verirken, Dünya’daki “en kırılgan beşlinin en kırılganı olan” Türkiye'de tüm ekonomik programlarda hedefler “olumsuz yönde” şimdiden aşıldı. Uzmanlar ekonomide güvensizlik algısının arttığını, seçimin sonucunun bu durumu değiştirmeye yetmeyeceği uyarısında bulunuyor.

 

Cumhurbaşkanlığı adayları belirlendi, gözler iktidar ve muhalefetin seçim vaatlerine çevrildi. Bütün adaylar “bol keseden” vaatlerde bulunuyor. En çok vaadi de 16 yıldır iktidarda olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan verdi.

 

30 Nisan’daki Bakanlar Kurulu’nun ardından Başbakan Binali Yıldırım bütçeye maliyeti yaklaşık 24 Milyar TL olarak hesaplanan ve sadece “emeklilere verilecek iki ikramiyeli ilk seçim / vaat paketini” açıkladı. Başbakan’ın paket açıkladığı gün Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye ile ilgili 4. Madde Konsültasyon Raporu’nu yayınladı. Raporda “sıkı para politikası” tavsiyesinde bulunan IMF, “Geçtiğimiz yıl hükümet destekli kredi büyümesinin tüketimi ve yatırımı artırmasının ardından ekonomi aşırı ısınmış gözüküyor. İnşaat sektöründe aşırı arz oluşumu mümkün” uyarısında bulundu. Ardından uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s, bozulan mali disiplin ve cari açığı, ayrıca yüksek seyreden enflasyonu gerekçe göstererek Türkiye’nin notunu bir derece düşürdü.

3 Mayıs’ta ise TÜİK, Nisan ayı enflasyonunu açıkladı. Enflasyonda nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1.87, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10.85 ve on iki aylık ortalamalara göre ise yüzde 11.06 artış gerçekleşti. Bu veriler enflasyonun çift haneye yerleştiğini gösteriyor. Beklentinin üzerinde gelen enflasyon rakamları, piyasadaki tedirginliği artırdı ve TL hızla değer kaybetti, dolar yeni rekorlar kırdı. Dolar 8 Nisan günü 4.30’u da aştı.

 

İlk pakette neler var?

 

Başbakan Yıldırım tarafından, “emekliler müjdesinden sonra” açıklanan ‘çok geliştirilmiş seçim paketi tasarısı” Meclis’e gönderildi. Paketteki, emeklilere Ramazan ve Kurban Bayramlarında yapılacak biner TL ödemenin ötesindeki müjdeler şöyle idi; Öğrencilere okula dönüş yolu açılıyor. Vergi cezaları ve gecikme zamları, borcun tamamının ödenmesi halinde cezalardan kalan yüzde 50’sinin ve bu cezalara bağlı gecikme zamlarının tahsilinden vazgeçilecekti. Mükellefler gelir ve kurumlar vergi matrahlarını arttırabilecekler, Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri de işletme kayıtlarında yer almayan emtia, makine, teçhizat ve demirbaşları defterlerine kaydedebileceklerdi. Sosyal Güvenlik Kurumu borçları ile ilgili idari para cezasına uygulanan gecikme cezası ve gecikme zammı gibi feri alacaklardan vazgeçilecekti.

 

Gayrimenkulde KDV düşürüldü

 

Hükümet, ikinci paketi gayrimenkul sektörü için açıkladı. Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararına göre, 6 ay süreyle, konut teslimlerinde, yüzde 18 yerine yüzde 8 KDV uygulanacaktı. Yüzde 18 KDV oranının uygulandığı konut gruplarının başında ise, “net alanı 150 metrekare ve üzerinde olanlar” geliyordu. Aynı dönemde yüzde 4 olan tapu harcı ise yüzde 3 olacaktı. Açıklanan bu kararlarla, 500 bin TL’lik bir konutun 90 bin TL olan KDV’si, 40 bin TL’ye düşecekti.

 

Gayrimenkulde KDV indirimini yeterli bulmayan hükümet, konut kredileri faizlerinin düşürülmesi için de ilk adımı attı. Türkiye Bankalar Birliği 61’inci Olağan Genel Kurulu Toplantısı’nda konuşan Başbakan Binali Yıldırım, faizlerin düşürülmesinin ekonomi için hayati değer taşıdığına dikkat çekmişti. Başbakan, Ziraat Bankası öncülüğünde çalışma yapılacağını belirtmişti. Edinilen bilgilere göre, bu hafta başlaması planlanan yeni kampanyada konut kredisi faizlerinin yüzde 0.99'a indirilmesi, vadenin ise 120 ay olması bekleniyor. Mevcut durumda konut kredisi faizleri yüzde 1.23 civarında bulunuyor.

 

Hafta sonuna doğru bankalar, hükümetin “faiz indirimini” uygulamaya başladılar. 

 

“ERKEN SEÇİM İSTİKRARI ALTÜST ETTİ”

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.)– “Erken seçim ekonomik istikrarı altüst etti. Bunun temel nedeni popülizmdir.2018 bütçesi zaten bir popülist bütçe olarak hazırlanmıştı. Bütçede seçim harcamalarını da içine alan cari transferlerin payı yüzde 39, buna karşılık yatırım ödeneklerinin payı yüzde 11'dir. 66 milyar lira olan bütçe açığı, seçim popülizmi nedeniyle 90 milyar liraya çıkıyor. Her seçimde vergilerde yeni bir düzenleme yapılıyor. Vergi sistemi yalama oldu. Vergi afları, vergiye karşı vergi mükellefinde tepki oluşturuyor. Hem vergi mükellefleri arasında haksız rekabet ortaya çıkıyor. Vergi kayıp ve kaçağı artıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefeti ''Münafıklar çetesi" olarak suçluyor. Gerçekte ise muhalefet bu toplumun en az yarısını oluşturuyor. Bu durum toplumda ayrışmaya ve tepkiye neden oluyor. Elbette ki ekonomik istikrarı da olumsuz etkiliyor. Ekonomik sorunların barometresi sayılan döviz kurları, yüzde 22 oranında daha değerli hale geldi. Reel kur olarak şimdi bir doların 3.20 olması gerekirdi. Merkez Bankası kur artışını frenlemek için Rezerv Opsiyonu mekanizması kapsamında döviz imkan oranı üst sınırını yüzde 55'ten yüzde 45'e düşürdü. Döviz arzı 2 milyar dolar artıran bu düzenleme de doları frenleyemedi. Kur artışının enflasyonu artırması yanında daha da önemli olan, iki acil sorun yaratıyor. Birisi dış borç riskinin artmasıdır. Diğeri de ekonominin kan damarları olan bankalarda sorun çıkma riskidir. Türkiye'nin Kredi Risk Swapı (Credit Default Swap-CDS) diğer ülkelere göre daha yüksektir. Kur artışı ile birlikte de artmaya başladı. CDS, dış borç riskinin sigortasıdır. Kredi temerrüt sigortası gibidir. Dış borcun ödenmemesi durumuna karşı uluslararası bir sigorta yöntemidir. Geri ödeme riski yüksek olan ülkelerin CDS'si de yüksek olur. Riskli ülkelerden Brezilya 184, Rusya 140 iken, on gün önce 195 olan Türkiye'nin CDS'i dün 225 oldu. Fitch, Türk bankalarının dış borcunun 172 milyar dolara çıktığını, bu borcun kalan vadeye göre 96 milyar dolarının bir yıl ve daha kısa vadeli olduğunu hesaplıyor. Bu durum bankaların dövize ihtiyaçları olduğunu ve artan kurların ilave yük getirdiğini gösteriyor. Sorunlu kredileri artarsa bankalar sıkıntı yaşayabilir. BDDK'ya göre takipteki kredi oranı yüzde 2.9'dur. İnşaat sektörü ile toptan ve perakende ticaret sektöründe bu oran daha yüksek yüzde 3.8'dir. Kaldı ki Standard and Poors'da Varlık Yönetimi'ne devredilen, yeniden yapılandırılmış ve takipteki krediler toplamının yüzde 8.2 olduğunu söylüyor. Ödeme sorunu yaşayan kredilerde yeniden yapılandırma olur. Yeniden yapılandırma sonrası ödeme kapasitesinin artması gerekir. Artmamışsa sorun ertelenmiş olur, o kadar. Seçim popülizmi enflasyonla mücadeleyi de engelledi. İşsizliğin artmasına da aynı popülizm neden oluyor. Evde oturanlara para değil iş dağıtmak önemlidir. Çözüm nedir? Seçime kadar siyasi iktidar popülizm dışında farklı bir uygulamaya gitmez. Risk daha da artar. Yani siyaset için her şey mubahtır anlayışının çözümü yoktur. (Yeniçağ)

 

“VAATLER UÇUŞUYOR; GERÇEKLER PUSLANIYOR”

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) –“Kutuplaşmış toplumsal yapılanma içinde, Cumhuriyet Döneminin en keskin yol ayrımı olarak şekillenen seçim sürecini yaşıyoruz. Yol ayrımının keskinleşmesi, iki farklı rotadaki blokların seçime ilişkin vaatlerini zirveye taşıyor; vaatler havada uçuşuyor. Ancak ülke sorunları karşısında çözüm stratejileri yerlerde sürünüyor. Puslu ortamın gizlediği gerçekleri gözlerimiz görmez oluyor. Zira olayları, olguları ve çözümleri;  bilimin ve ortak aklın birlikte ürettiği sistemler ve kurumlar üzerinden değil; parti başkanlarının sadece kendilerini merkez alan kişisel yaklaşımları üzerinden yönlendirilmiş olarak algılıyoruz. Keyfi tercihlere toplum mühendisliği içinde inandırılıyoruz. Neresinden başlasak elimizde kalıyor. Bağımsız, tarafsız ve objektif bir basın ve medya kurumlaşması artık kalmadı. Militan medyacılık zirve yapmış durumda. Objektif basın ve medya yerlerde sürünüyor. Medyanın yüzde 90’ının belli bir yanı, geri kalanı karşıtyanın militanı durumuna düşmüş durumda. Böylesi bir ortamda,  “haklı rekabeti” savunması gereken bir kurum, denge bozucu, haksız rekabet ortamı yaratacak kararlara imza atıyor. Zira kendi işlevi dışında yönlenmiş olabiliyor. Bilimsellik ve uzmanlığa dayalı kararlar alması gereken bağımsız denetleme ve piyasa oluşturucu kurumlar siyasi tercihler dışına çıkamıyor. Piyasa sistemi kendi dinamiklerine göre değil, siyasi dinamiklere göre yönlendiriliyor. Partiler, genel başkanlarının kişisel olarak belirlediği, kişisel tercihler için blok olarak gidip bir başka partinin parçası veya payandası olabiliyor. Bu komedi 21. Yüzyılda demokrasi adına yapılıyor. Demokrasinin bir erdem ve değerler sistemi olduğunun farkında değiliz. İnandırılmış seçmen, inanma mutluluğu içinde, aldatıldığının farkında değil. Demokrasi sadece bir sandığa oy atmak olarak algılanıyor.

Ekonomide dış açık zirve yapmış, döviz kuru patlamış, enflasyon ve işsizlik yeni zirveler peşinde koşarken, bol keseden popülist harcama yarışında partiler bir birinin gerisinde kalmacasına yarışıyorlar. Ekonomik sistemin temel kurumları uzmanlık işlevini yerine getirmekte kısır kalıyor. Dünyanın şu andaki en buhranlı bölgesinde bulunmamıza ve süper güçlerin küresel diploması oyunlarının odağında olmamıza rağmen, kurumsal diplomasimiz devre dışı kalmış ve varlığını pek hissetmiyoruz. Üstelik duruma göre bütün ülkelere meydan okuyan tavırlardan, hem kişisel olarak hem de medya olarak adeta gururlanıyoruz. Oysa yarın bu yaklaşımların sonunun nereye varacağı sorgulanmıyor. Küresel yapılanmanın yeni dönem hesaplarını dikkate alan stratejilerden yoksun bulunuyoruz. Uygarlığın; dijitalleşme, akıllı makinalar çağı,  nano teknolojiler, DNA ve Kuantum bilgisayarlarla evirildiği rotadan habersiz olarak, Ortadoğu ve kapalı Arap kültürüne doğru rota kırmış bulunuyoruz. Sanki partilerden uçuşan vaatler, tereyağından kıl çeker gibi gerçekleşecek sanıyoruz ve vaatlerden mutlu oluyoruz. Oysa ekonomimiz, demokrasimiz, toplumsal birlik ve bütünlüğümüz ve küresel bağlantılarımız, bilimselliğe dayalı kurumsallaşmış sistemlerden çok kişisel hesap ve değerlendirmeler nedeni ile tamiri zor süreçler içinde. Biran önce vaatlerin yaratığı rehavet yerine, bilim ve uzmanlığa dayalı kurumsal sistemlerde kendini yansıtan aklıselime yönelmeliyiz.”

 

 

“SEÇİMDEN SONRA VAATEN İCRAAT GEÇEBİLECEKLER Mİ?”

Burak Oğuz (Mali Müşavir) –“Seçimlere günler kala milyonlarca vatandaşı ve ekonomiyi yakından ilgilendiren yasal düzenlemeler ardı arkasına geliyor. Konut kredilerinde faiz indirimi, vergi ve sigorta prim borçlarının yapılandırılması, matrah artırımı, hatta vergi aslının bir kısmının silinmesi, emeklilere bayramlarda ikramiye, can suyu kredileri, KOSGEB hibeleri, KGF kredileri, imar affı ve şimdi de varlık barışı vs. vs. seçimlere kadar bu liste daha uzar gider.

Kim ne derse desin tüm bu düzenlemelerin tek bir nedeni var. Seçim! Cumhurbaşkanı adaylarının vaatleri havada uçuşuyor.  “Ben emeklilere ikramiye veriyorum.”

Gördüm, “benden de başarılı öğrencilere burs!”

Bu bir şey mi? “Ben vatandaşın ödenmemiş kredi borçlarını satın alacağım!”

Muhalefet cephesinin söylemleri şimdilik vaatten öteye gidemiyor, 24 Haziran’dan sonra vaatten icraata geçebilecekler mi göreceğiz. İktidarın elinde hem yetki hem güç var. Vaatler bir gece de icraata dönüşebiliyor ve dönüşüyor da!

Siyaset aynı zamanda “vaat sanatıdır.” Hatırlayalım “her aileye iki anahtar vereceğim; bir ev, bir araba.” Ardından 5 Nisan kararları.  Vaatlerden vatandaşın memnun olmaması mümkün değil, sonuçta herkes cebine girecek paraya bakar. Ancak, vaatler icraata geçtiği zaman hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Konut kredilerinde faiz bir gece de0,98’a indi. Ev alacaklar mutlu, inşaatçılar keyifli.  Tamam, da bu faizin de bir maliyeti var, oluşacak zararı kim karşılayacak? Ülkenin geri kalanı. Emeklilere bayramlarda iki maaş ikramiye! Emeklilerin şimdiden gözleri parlıyor, daha insancıl şartlarda yaşamak onlarında hakkı. Çok yerinde bir uygulama. Peki bütçede kimden çıkacak bu para? Ülkenin geri kalanından.  Vergi ve SGK prim borçlarının yapılandırılması. Peşin ödeyenlerde faiz ve gecike zammının yüzde 90’ı silinecek? Devlet alacağından vazgeçiyor. Kimin alacağından? Ülkenin geri kalanının.  Ülke ekonomisinin desteğe ihtiyacı olduğu kesin. Özellikle şirketlerin büyük çoğunluğunu oluşturan KOBİ’lerin desteklenmesi ve güçlendirilmesi çok önemli. Bu kapsamda yapılan düzenlemeleri önemsiyor ve destekliyorum.  Ancak, seçime yönelik popülist uygulamaların karşısındayım. Hibe, teşvik, destek hangi isim altında olursa olsun verilen her kuruşun, tahsilinden vazgeçilen her lirasın bu ülkeye bir maliyeti var. Bu maliyet de ülkenin geri kalanının omuzlarında, gelecek kuşakların sırtında bir yük olacak.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Ali Naili Erdem, Hikmet Sami Türk, Namık Kemal Zeybek ve Ertuğrul Yalçınbayır, adayları yorumladı ve not verdiler…

“Yürürlüğe konan ekonomik uygulamalarla krizin atlatılamayacağı” görüşünde birleşen uzmanların uyarılarını “Ekonomi Yönetimi” duymuyor…

Filiz Eczacıbaşı, Erkan Sevinç'e 32. Uluslararası İzmir Festivali'ni anlattı

KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı, Rumlara “Türkiye ve KKTC aleyhine” sürpriz bir teklif yaptı mı”; GÖZLEM uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Yazarlar
Website Security Test