Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Dış politika ve küresel rüzgarlar da ekonomimizi etkilemeye başladı

23.3.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM 80 milyonu ilgilendiren konuyu masaya yatırdı; uzmanlar “karamsar”; işte görüşleri…

Türkiye piyasaları son haftaları stresli geçirdi. Dolar ve Euro, Türk Lirası karşısında rekor seviyelere yükseldi. Dolar/TL tarihi rekor olan 4.0375'i gördükten sonra gerilemeye başladı. Euro/TL de 4,9728'le tüm zamanların en yükseğini gördü. Borsa İstanbul’da hafta boyunca aşağı yönlü bir hareket yaşandı. Gram altın ise tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Analistler, piyasalardaki huzursuzluğu iç ve dış gelişmelere bağlıyor.

Yurtiçi gelişmelerin başında Moody’s Türkiye’nin kredi notunu durağandan negatife düşürmesi, 12 aylık cari işlemler açığının (döviz açığı) 51 milyar 572 milyon dolara çıkması, enflasyonun yükselişini sürdüreceğinin anlaşılması ve politik gelişmeler etkili oldu. İçeride yaşanan bu gelişmeler sebebiyle sıcak para tahvilden çıktı, dövize yöneldi. Dövize talep arttı, deviz ve faiz fiyatı yükselişe geçti.

Yurtiçi nedenlerden kaynaklanan olumsuz gelişmelerle piyasalarda başlayan çalkantı, “küresel rüzgârlar”ın da etkisiyle daha da büyüdü. ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz artıracağı beklentisi, dünya piyasalarında da doları değerlendirdi. FED’in 22 Mart Çarşamba günü toplantısında 25 baz puan faiz artışı kararı çıktı. Bu karar sonrasında, Perşembe günü dolar kuru gevşemeye başlasa da gece yarısı tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı. Dolar gece yarısı tarihte ilk kez 4 lirayı aşarak rekor kırdı, euro da 5 liraya dayandı.

“BORÇLAR YÖNETİLEMİYOR, TEDBİR ALACAĞIZ”

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Uludağ Ekonomi Zirvesi'nin açılışında yaptı konuşmada, reel sektörün dövizle borçlanmasını sınırlandıracaklarını belirtti. Şimşek, “Enflasyon karşı karşıya olduğumuz en büyük sorunlardan biri. En büyük sebebi liradaki değer kaybı" dedi ve ekledi: "Sorun reel sektörün döviz borçları. Ne yapacağız? Meşhur ABD Başkanı JF Kennedy'nin lafı var; 'çatıyı güneşliyken tamir etmek lazım.' Şu anda faizler nispeten düşük; ekonomiler büyüyor ama yağmur yağacak. Bunlar için tedbir alıyoruz. Döviz borçlanmaya sınır getireceğiz; KOBİ'lerde yaptık. Büyükler yönetebildiklerini söylüyor ama görüyoruz yönetemiyorlar; tedbiri alacağız. Malesef yatırımlarda inşaatın payı çok yüksek. Artık inşaata yatırım yapan yatırımcılardan, Ar-Ge'ye, teknolojiye yatırım yapmalarını istiyoruz; inşaattan kazandıklarını imalata yatırsınlar. Vergi tabanımız dar, genişletmemiz lazım. Kayıt dışı ekonomiyle mücadeleyi kastediyorum. Sermaye piyasaları gelişmeden artık bu hızda devam edemeyiz; şu anda şartlar elverişli henüz yağmur yok. Şirketlerinizi halka açın. Biz ne gerekiyorsa her türlü desteği vereceğiz." dedi.

“ŞEMSİYELERİ BIRAKMADAN YÜRÜMELİYİZ”

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik, Uludağ Ekonomi Zirvesi'nde konuştu. Dünyadaki en büyük problemlerin başında korumacılığın geldiğini dile getiren Bilecik, şunları söyledi: "Umudu kaybetmeden, şemsiyeleri de bırakmadan emin adımlarla yürümeliyiz. Acaba demokratik gidişatta herhangi bir eksiğimiz oluyor mu? Normalleşme sürecinin biraz daha hızlanması gerekir. Neredeyse 2 yıldır devam eden OHAL tedbirlerinden biraz hızlı vazgeçmemiz gerekir. Hukukun üstünlüğü konusunda bakan bir perspektifte olmamız gerekir."

 

 

“TÜRKİYE’NİN KUR RİSKİ ARTIYOR”

 

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.) – “15 Şubat 2018 'de bir dolar, bir Euro'dan oluşan döviz sepeti, 8.5090 TL idi. Şubat ayında Merkez Bankası TÜFE reel kur endeksi de 84.73 idi. Aradan bir ay geçti. 20 Mart 2018 öncesi döviz sepeti bir ay öncesine göre yüzde 2.5 artarak, 8.7213 seviyesine yükseldi. TL enflasyonunu da katarsak, döviz sepeti TL karşısında yaklaşık yüzde 16 daha değerlidir. Başka bir ifade ile TL’nin değeri yüzde 16 daha düşüktür. TL yüzde 16 değer kaybetmişken daha da değer kaybediyor. Bu normal bir durum değil. TL değer kaybetmişken yeniden değer kaybetmesinin nedeni kur riskinden ileri geliyor. Bunun bir nedeni cari açıktır. Kur riski yaratan faktörlerin ilki cari açıktır. Cari açık ocak ayında yıllık olarak 51 milyar doların üzerine çıktı. Bu miktar milli gelirin yüzde 6’sına denk geliyor. Cari açık artınca Türkiye’nin dış borçları artıyor. Dış borç faiz yükü artıyor. Ülke daha yüksek faizle borçlanıyor. Türkiye’nin dış borç sigorta pirimi CDS de artıyor. Bugün Yunanistan’ı saymazsak dünyanın en büyük sigorta risk pirimi Türkiye’nin dış borçları için ödeniyor. Ayrıca cari açığın artması Türkiye’nin döviz ihtiyacını artırıyor. Türkiye, 2018 yılında 184.7 milyar dolar dış borcunu çevirmesi gerekiyor. 55 milyar dolar civarında olması beklenen cari açığı da eklersen 2018 yılında 240 milyar dolara ihtiyacı var. Bu durum dolara olan talebi artırıyor.

İkinci faktör enflasyonun çift hanede devam etmesi ve Türkiye’nin bu anlamda dünyanın en kırılgan ekonomi olmasıdır.

Üçüncüsü de FED’in faiz artıracağı beklentisidir. Ama dış faktörlerde asıl etken Türkiye’nin jeopolitik sorunları ve dış politikada ortaya çıkan problemlerdir. Bunlar, Türkiye’de döviz riskini şu açıdan etkiliyor. Bir defa Türkiye’nin gerek terörle mücadelede, gerekse dış ekonomik ilişkilerde yaşadığı sorunlardan diğer ülkelerle siyasi ilişkileri de etkileniyor. Bu anlamda ABD başta olmak üzere bazı ülkeler Türkiye’ye zorluk çıkarıyor. ABD’nin demir çelikte yüzde 25 oranındaki ilave gümrük vergisi uygulaması gibi.

Sonuç olarak Türkiye’nin öncelikle bu kur riski yaratan sorunlarını çözmesi lazım. Bunun için de dalgalı kur politikası yerine kontrollü kur politikasına geçmesi lazım. Uzun vadeli planlama yaparak yapısal sorunlarını çözmesi lazım. Ülke üretiminin ithal girdiye bağımlı olmaktan kurtarılması gerekiyor. Bunun için de ithal ikametli politikaların uygulanması lazım. Halen yüzde 50 olan dışa bağımlığın yüzde 20 seviyelerine indirmesi lazım.”

 

 

 

“FIRTINANIN DİNDİĞİNİ DÜŞÜNMÜYORUM”

 

Uğur Civelek (Dünya Gazetesi Yazar) – “Son iki ay genelinde küresel gündeme ipotek koyan gelişmeler, geleceğe yönelik belirsizliği önemli ölçüde artırdı. Önce dolar faizlerine ilişkin beklentiler etkili oldu ve sermaye piyasalarının akışkanlığı sıkıntı yarattı. Hemen arkasından devreye giren ticaret savaşlarına ilişkin endişeler, olumlu düşünmeyi olanaksızlaştırdı. Finansal piyasalar üzerindeki baskılar arttıkça beklentiler bozuldu; beklentiler bozuldukça ağırlaşmış sorunların sebep olduğu olumsuz baskılara direnmek zorlaştı. Günü kurtarmak adına, gerçekleri inkar etmek dışında fazla bir seçenek kalmadı. FED beklenen faiz kararını açıkladı. İyimser bir hava estirilerek ‘fırtına dindi’ yorumları yapılıyor. Ben fırtınanın dindiğini düşünmüyorum. Geçici bir ateşkes, belki bir belki birkaç hafta sürer.

Mevcut ABD Yönetiminin, ekonomi konusunda bazı sabit fikirlerinin olduğu gözleniyor ve bunlar piyasaların hassasiyetleri ile kesinlikle uyuşmuyor. Taraflar arasındaki çekişmenin büyümeye aday olduğunu ve beklentileri kesinlikle olumsuzlaştıracak bir potansiyel taşıdığını dikkate almak gerekiyor. Azil tehdidi yaratmak konusundaki girişimler bu riski ortadan kaldıramıyor.

ABD Yönetimi dış ticaret açığını geriletmeye çalışıyor ve bu durumun güç kaybını terse çevirebileceğini varsayıyor. İthal ikameci yaklaşımlar ile vergi indirimlerinin, ticaret savaşı olarak nitelendirilen ek gümrük vergisi uygulamaları ile devam etmesini sürpriz saymamak gerekiyor. Çelik ve alüminyum konusundaki gelişmeler taktik niteliğinde bir başlangıç hamlesi olabilir; en fazla açık verdikleri Çin’e yönelik olası tasarımların dikkatle izlenmesi gerekiyor. ABD’nin ticaret savaşlarında muhatabı Çin. ABD, Çin mallarına karşı vergiyi artırırken, ABD’lilerin Çin’de ürettiği malları ülkeye getirmek istiyor. Çin’e karşı açığı azaltacak her önlem ABD’de maliyetleri artıracaktır. Bu da FED’i ek faiz artışı için sıkıştıracaktır.

 

Enflasyonist baskıları geciktirmek çabaları ağır maliyetli oldu. 2000’li yılların başında Çin’in Dünya Ticaret Örgütüne dahi edilmesi için çok gayretkeş olan ABD’nin, bugün tam aksi bir rotada çözüm aramak zorunda kalmasını sürdürülebilir olmayan eğilimlerin dayatması olarak görmek gerekiyor. 2002 sonrasında enflasyonist baskıları geciktirmek için sergilenen yaklaşımların, çok yanlış ve ağır maliyetli olduğu dolaylı yoldan itiraf ediliyor. Mevcut tercih ise maliyet kökenli baskıları azdıracak ve küresel ölçekte kırılganlığı artıracak. ABD para otoritesi ise ortaya çıkan ek baskıların etkisini, dolar faizlerini daha önce varsaydığından daha fazla yükselterek dengelemeye çalışacak. Finansal balonlar, ömrünü tamamlamaya koşacak. Bu olasılıkları görmezden gelen finansal piyasalar, herkesi uyutarak sakinliği ve risk taşıyanlar arasındaki dayanışmayı koruyabileceği umudunu yaşatmaya çalışıyor. Aksi takdirde günün bile kurtarılamayacağını biliyorlar. ABD Yönetimi ve Merkez Bankası ise, bu seçeneğin dayatacağı maliyetleri katlanılamaz olarak gördüğü için itiraz ediyor. Durum böyle olunca büyüme senaryolarının buharlaşması kaçınılmaz olacak, varlık değerleri mevcut değerlerini koruyamayacak ve bilançolar yıpranırken sistemik kırılganlık artacak gibi görünüyor.

 

Hal böyle iken birilerinin çıkıp tahvilden hisse senetlerine doğru geçişler olacağını söylemesi ve bayatlamış büyüme senaryolarının kullanım süresini uzatmayı zorlaması, çaresizlik bataklığında debelenmek dışında bir şey yapılamadığını düşündürüyor. Veri bağımlısı olduklarını uzunca bir süredir tekrarlayan para otoriteleri, korumacı eğilimlerin etkisini zaman içinde öngörmeye ve gereğini yapmaya başlayabilir. ABD’deki ücret artışları ve mevcut enflasyondan hareketle, dolar faizlerindeki yükselişler sınırlı kalır denilerek alınacak kararlar büyük yanılgılara dönüşebilir.

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, 81 milyon için “çok önemli olan” konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte, uzman görüşleri…

GÖZLEM, “kanayan yara” hâline gelen “göçmen” konusunu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte görüşleri…

Türkiye’yi de yakından ilgilendiren zirveyi emekli büyükelçi Mehmet Dönmez, GÖZLEM için yorumladı.

GÖZLEM bu soruyu uzmanlara sordu, işte Hikmet Sami Türk, Namık Kemal Zeybek, Ertuğrul Yalçınbayır, Yekta Güngör Özden, Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Can Pulak, Muzaffer Tunça...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülke için açılan “Cumhurbaşkanlığı Hükümetli” yeni sayfa ve CHP’deki kavga konusundaki sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

Yazarlar
Website Security Test