Çağdaşlıktan taassuba dönüşün acı sonucu!

12.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İstatistikler ve araştırmalar “nereden nereye gelindiğini” ortaya koyuyor. İşte uzman görüşleri…

Türkiye'de eğitim sistemi “koy / kaldır, yap / boz, dene / yanıl, olmadı / başa dön yöntemiyle yürüyor. Eğitim sistemi üzerinde eğitimciler hariç herkes hem ahkâm kesiyor ve de söz söyleme hakkını kendinde görüyor. Son zamanlarda eğitimle ilgili uluslararası karşılaştırmalar ülkemizdeki eğitimin kalitesinin giderek düştüğünü gösteriyor.

Uluslararası Telekomünikasyon Birliği ''Bilgi Toplumunun Ölçümü endeksi (2016)'' da Türkiye 2002 yılında 167 ülke içinde 63. sırada iken, 2016 yılında 70. sıraya geriledi. Türkiye'de bu dönemde telekomünikasyonda ilerledi fakat diğer ülkeler bizden hızlı ilerlediği için biz göreceli olarak sıralamada geri düştük.

Avrupa Komisyonunun 2017 yılı raporuna göre ''Özet İnovasyon Endeksi'nde'' 2016 yılında Türkiye 36 ülke arasında 29. sırada yer aldı. 2016 Dünya Ekonomik Formu, Küresel Cinsiyet Uçurum Endeksi, cinsiyete dayalı ayırımın büyüklüğünü ve kapsamını göstermek ve süreci izlemek için oluşturduğu endekste, 139 ülke içinde Türkiye, genel sıralamada 130, Ekonomik Katılım Fırsatında 129, Eğitime Katılımda 109, Politik Gizlemede 113’üncü sırasında yer alıyor. Bu durum Türkiye'nin kadın haklarında dünyanın en geri ülkeleri içinde yer aldığını gösteriyor.

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı kapsamında İnsani Gelişme Endeksi 2016'da 195 ülke arasında Türkiye 71. sırada yer aldı. OECD'nin “İyi Yaşam Endeksi”nde Türkiye, orta öğretim ve üstü derecelerden mezun olanların iş gücüne katılım oranlarına göre belirlenen 'eğitim refahı' kriterinde 0 puan aldı. UNICEF'in çocukların refah koşullarına yönelik açıklanan raporunda Türkiye, 41 ülke arasında 36'ncı sıraya geriledi. "Eğitim Kalitesi" kategorisinde ise sonuncu sırada yer aldı. Uluslararası PISA testi sonuçlarına göre, Türkiye'deki öğrenciler bilim, matematik ve okumada OECD ortalamasının altında kaldı. Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alırken, önceki testlere göre de performansı geriledi. PISA Direktörü Andreas Schleicher, Türk eğitim sisteminin dünyaya uyum sağlayamadığını belirterek "Öğrettikleriniz artık gereksiz" değerlendirmesinde bulundu.

 

 

“TAASSUP, BİLİM VE ÇAĞDAŞLIK”

 

Hüsnü Erkan (Prof. Dr.) Son günlerde Profesör unvanlı bazı kişilerin, hurafelere dayalı açıklamaları, gerçek bilim insanlarını şok edici nitelikte olduğu için, bilimin bugün ulaştığı bazı tespitleri vurgulamakta yarar görüyorum.

1.Bilgi toplumu ve akıllı makineler çağını yakalamak, yaşamak ve bu çağda var olmak için bilim ve teknolojiyi rehber edinen bir düşün ve eğitim sistemi içinde yenilik ve yenilikçiliğin merkezi unsur olduğu yaklaşım ve politikalar bir ihtiyaç ötesinde bir zorunluluktur. Bu olguyu yaklaşık yüz yıl önce büyük Dahi Mustafa Kemal Atatürk; çevresi dışarıda mutlakçı ideolojilerin ürettiği diktatörlerle ve yaşadığı toplumun tabanı hurafelere dayalı geleneksel inanç sistemleri ile dolu iken,  bunların hiç birine itibar etmeyip; bilim ve teknolojinin rehberliğini bize öğüt olarak bıraktı.

2.Bugünün nöro-bilim ve beyin çalışmaları şunu ortaya koymuş bulunuyor: İnsan beyni orta beynin işlevi olarak, dış dünyadan yansıyan her türlü tehdit ve tehlikeye karşı canlıyı ayakta tutmak ve korumak için, kısmen genetik kısmen yaşanmışlıklardan süzülüp gelen, beyinde kayıtlı inanç kalıplarını hızlı kullanan bir mekanizma olarak işler. Bu nedenle insan beyni kaçınılmaz olarak inanç kalıpları üretir ve bu kalıplara uygun davranış sayesinde, tehdit ve tehlikenden koruduğu için sakinleştirici olarak serotonin hormonunu salgılar.  İnanç sistemlerini genelde üç ana grupta toplayabiliriz: dinler, ideolojiler ve günlük yaşamın geçmiş kuşaklardan getirdiği inanç kalıpları. İnsan yaşamında, günlük işleyişi en ağırlıklı olan sonuncusudur. Ancak yanlış bir algı olarak insanlar, inanç deyince her şeyden önce dini algılama eğilimindedir. Bu büyük bir yanlıştır. Ayrıca insanın kültür dünyası ve psikolojik yaşamının düzenlenmesinde sakinleşmek ve huzur bulmak için dinler gereklidir. Kanımca, idin ve ideolojilerin her birinin bir insanın günlük yaşamındaki payı yüzde 10-15 puanı geçmez iken;  mitolojik çağlardan beri birikmiş olan alışkanlıklar ve kalıpsal düşünce olarak inanç kalıplarının payı her durumda yüzde 70’in üzerinde bir paya sahiptir. Ayrıca dinler, inanan ile inanılan arasında kaldığı sürece ve toplumsal yaşamın başka alanlarına, örneğin ticaret ve siyasete alet edilmediği sürece engelleyici etki yerine; sakinleştirici etkisi ile yararlı bile olmaktadır. Gerek geçmişin hurafeleri ile gerekse günlük yaşamın hırsları ile kirletilmeyen kişisel dini inançların toplumsal gelişmede olumsuz bir etkisi yoktur.

3.Yine Nöro-bilim ortaya koymuştur ki, her ne kadar beyin, aynı anda hem parçalı, hem de bütüncül çalışan bir organ ise de, düşünmenin ve yenilik üretmenin asli merkezi üst beyin dediğimiz neo-kortekstir.

 

4.İnsan olarak her iki beyin bölgesinin uzmanlaşmış bu işlevlerinden hangisine ağırlık verilir ve eğitim sistemi bunlardan hangisine odaklanır ise bu işlevler daha bir öne çıkar.  Özellikle, geçmişin hurafe ve geleneklerine dayalı, insanın kendisi ve çevresi ile korunmasına yönelik kalıplardan yeniyi yenilikçiliği üretemezsiniz. Ne yazık ki Türk toplumu, teknoloji olarak, ya anadan atadan gördüğünü ya da ithal teknoloji kullandığı için; düşünmeyi ve yeniliği değil; kalıpsal davranışlara odaklı olduğu için, orta beynin işlevi alanında kalmayı tercih etmektedir. Oysa üst beynin işlevi olarak düşünmenin üç biçimi olan bilim yapmak ve bunu yaşama uyarlamak, yani teknoloji; felsefe yapmak ve yaratıcı sanat eseri üretmektir. Beyin bunlarda odaklanma yaşar. Ancak bu uğraşlar insanı strese sokan ve bu nedenle herkesin cesaret etmediği bir durumdur. Geleneksel yaşamın günlük kalıpları ise inanılmış, kişice doğrulanmış risk üretmeyen durumlardır. Oysa yeniye yönelmek belirsiz ve risklidir. İnsan beyni öncelikle kolayı ve günlük olanı seçme eğilimindedir. Üst beyni daha etkin kullanmak bizde olduğu gibi çoğu geleneksel toplumda da öğrenilmemiş olabilir.

 

 

FEN VE BİLİMDE YENİDEN GERİLEDİK

 

Esfender Korkmaz (Prof. Dr.): Daron Acemoğlu ve James A. Robinson, ulusların düşüşünde Ortadoğu'nun yoksul kalmasını da Osmanlı İmparatorluğunun şeriat düzenine bağlıyorlar: ''Neolitik çağda Dünyaya öncülük eden Orta Doğuydu. İlk şehirler bugünkü Irak'ta ortaya çıkmıştı. Demir ilk kez Türkiye'de eritildi. Ortadoğu Ortaçağ’a kadar teknolojik bakımdan dinamik bir bölgeydi. Ortadoğu'yu fakirleştiren coğrafyası değildi. Nedeni Osmanlı İmparatorluğunun kurumsal mirasıdır.” Osmanlı'da kurumsallaşmayı önleyen, dinin devlet hayatına ve yasalara hakim olmasıydı. Aslında sorun İslam’ın yorumudur. Binlerce yıl öncesine ait İslami yaşam ve yönetim tarzına bağlı kalırsanız, elbette kurumsallaşma yaratmazsınız. Osmanlı'nın çağdışı kalmasına en çok verilen örnek matbaadır. Matbaa neden Osmanlı Devleti'ne 1727 yılında yani Avrupa'dan 272 yıl sonra izinsiz gelebilmiştir?  Bu Osmanlı Devleti'nin teknolojiye karşı tavrını da göstermektedir. Dini taassup Abdülhamid döneminde daha fazla idi. Çünkü Abdülhamid ümmetin Osmanlı'yı birleştireceğine inanıyordu. Ne yazık ki İmparatorluk en büyük darbeyi de Araplardan yedi. Osmanlı gibi bir toplumdan, laik topluma geçiş elbette kolay olmayacaktı. Atatürk'ün olağan üstü çabalarına rağmen, bugün daha dini taassubun baskısını çekiyoruz. Elbette, siyasi iktidarın dini popülizmi de bu durumu besliyor. Sn. Erdoğan'ın Mısır konuşmasında ve benzer bazı konuşmalarında Laikliği ön plana çıkarmasına rağmen, AKP 'nin  dini popülizm ve tavizleri, dini taassubun artmasına imkan verdi. Üniversiteler bilim ve teknoloji üreten kurumlardır. 2002 yılına kadar, İstanbul Üniversitesi'nde dekanlık dahil ve çeşitli idari görevler yaptım. Bilime ve tekniğe 180 derece ters, dini taassup altında konuşan hiçbir bilim adamı görmedim. Son on yılda tersine bizzat üniversiteler, bilim ve teknolojide toplumun gerisinde kaldı. TRT'ye çıkarılan İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi Dr. Yavuz Örnek, Nuh tufanı sırasında Hazreti Nuh'un oğlunu cep telefonuyla aradığını, gemisinin nükleer enerjiyle çalıştığını, insansız hava aracı kullandığını açıkladı. Daha önce de bir üniversitenin Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, katıldığı programda ülkeyi ayakta tutacak olanların okumamış cahil halk olduğunu savunup "Okuma oranı arttıkça beni afakanlar basıyor" demişti. Bu örnekler çoğaltılabilir. Ancak sonuca bakarsak, sonuç Türkiye'nin bilim ve fende yeniden hızla geri doğru düşmesidir. Bunu biz değil, bilim ve teknik söylüyor. Tamamı da TÜİK sayfalarında yer alıyor. (Yeniçağ Gazetesi’indeki yazısından)

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Dünyada ülkeler arası su savaşları, yerelde bölge ve kent su kavgaları gündemde ve Türkiye “su tasarrufunu her yönüyle devlet politikası hâline getirmek zorunda”; işte...

Prof. Dr. Fevzi Demir, seçim sisteminden sonra demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler sistemini yazdı. Demir’in yazısının ilk bölümü: “Yönet...

Prof. Dr. Fevzi Demir, seçim sisteminden sonra demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsuru olan siyasi partiler sistemini yazdı. Demir’in yazısının ikinci bölümü: “Li...

CEO'ların yüzde 81,6'lık çok büyük bir bölümü, “2017 yılında ekonominin hızlı büyümesinde önemli bir rol oynayan KGF kredilerinin 2018 yılında da devam etmesini” istiy...

Kuzey Suriye ve Kudüs’teki olumsuz gelişmeler, Anayasa Referandumu, OHAL / KHK’ler ve ABD’deki Zarrab Davası ile 2017 hafızalardan kolay silinmeyecek bir yıl oldu. GÖZ...

Prof. Dr. Hüsnü Erkan; “Gelir dağılımı bozulma trendinde, büyük kitlelerin iş, aş, sosyal adalet beklentilerine cevap verilmelidir” dedi.