Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Türkiye, 2018’e “umut ile endişe” karışımı bir beklenti içinde giriyor

29.12.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Uzmanların, endişeleri ortadan kaldıracak ve umudun gerçekleşmesini sağlayacak ortak önerisi, “Ülkede gerilim hızla azaltılmalıdır” oldu.

Dünya ve Türkiye ekonomisini 2018’de zor bir yıl bekliyor. Her ne kadar tüketim harcamalarında meydana gelen artışın oluşturduğu olumlu havayla küresel ekonomide önemli toparlanmalar izlense de İngiltere’nin BREXIT süreci, küresel coğrafyada beklenen referandum ve seçimler, Orta Doğu’daki belirsizlikle ve iç savaş durumu, ABD Başkanı Trump’un “Kudüs kararı” gibi beklenmedik atakları, dış ticarette artan korumacılık eğilimi, küresel ekonomiyle ilgili endişeleri artırıyor.

Türkiye için 2018'le ilgili beklentiler iç açıcı görünmüyor. Tüketim harcamalarının etkisiyle ekonomi üçüncü çeyrekte yüzde 11.1 oranında büyüme olsa da risk unsurlarının da etkisiyle enflasyon, cari açık, işsizlik, döviz kuru ile ilgili sinyaller kritik seviyede bulunuyor. Ekonomik göstergeler için önemli verilerin başında sektörel güven endekslerinin tamamına yakınında 2017’de düşüş yaşandı. Bu endekslerden Reel Kesim Güven Endeksi, Kasım 2017 ayında, bir önceki aya göre 3,2 puan azalarak 106,3 seviyesine, Tüketici Güven Endeksi ise 3,2 oranında azalarak 65,2 oldu. Hizmet Sektörü Güven Endeksi ise Ekim ayında 101,1 iken, Kasım ayında yüzde 1,4 oranında azalarak 99,7 değerine düştü.  Kasımda perakende Ticaret Sektörü Güven Endeksi yüzde 3,9 düşüşle 99,9’a, İnşaat Sektörü Güven Endeksi de yüz de 2,1 oranında azalarak 82,4 değerine düştü. Düşüşler kısmen jeopolitik belirsizlikler ve finansal piyasalardaki çalkantıları yansıtsa da Türkiye ekonomisine güvenin kısa sürede güçlendirilmesi gerekiyor.

Enflasyon yüzde 10’un üzerinde

Ekonomik verilerin önemli göstergelerinden biri olarak gösterilen enflasyonun yeniden kronik hale geldiği görülüyor. Enflasyon 2017 yılı Mart ayında yüzde 11’in üzerine çıkmıştı. Temmuzda yüzde 10’un altına inince “Düşüyor” diye sevindik. Ağustosta yine yükselerek 10.68’e çıktı. Eylülde yüzde 11.20’ye tırmandı, ekimde yüzde 11.90, kasımda 12,98 ile son 9 yılın zirvesine oturdu. Enflasyonun yeni yılda da yüksek seyredeceği öngörülüyor. Bu da özellikle işçi, memur, emekli, dul ve yetim aylığı alanların alım gücünü her ay daha da düşüyor.

Gelir dağılımında eşitsizlik artıyor

Gelir adaleti ve bölgesel gelir dağılımındaki olumsuz tablo ise devam ediyor. TÜİK‘in 2015 gelirlerini esas alan 2016 yılı gelir ve yaşam koşulları araştırmasına göre, en zengin yüzde 10’un geliri ile en yoksul yüzde 10’un geliri arasındaki uçurum da 1,77 puan artarak 38,52 kata yükseldi. Son iki yılda yüzde 5’lik gelir dilimlerine göre tüm gelir gruplarının payı azalırken, sadece en zengin yüzde 5’lik dilimin payı arttı. En zengin yüzde 5’in payı iki yılda 1,80 puan artarken, toplam gelirden aldığı pay ise nüfusun yüzde 45’inin gelirinden fazla.

 

Açıklar genişliyor

 

Cari açıktaki iyileşme, 2014 ve 2015’teki olumlu tablonun ardından 2016’da turizmdeki sorunlarla duraksadı. Merkez Bankası verilerine göre ödemeler dengesi 2017 Eylül döneminde bir önceki yılın aynı ayına kıyasla “eksi” 2 milyar 934 milyon dolar artarak 4 milyar 527 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Böylece 12 aylık cari işlemler açığı açık 36.9 milyar dolardan 39.3 miyar dolar oldu. Cari işlemler açığının piyasa beklentilerinin üzerinde gelmesinde dış ticaretteki olumsuz gelişmeler öne çıkarken, parasal olmayan altın ithalatının yaklaşık 4 katına çıkması ve 7,4 milyar dolarlık negatif etki yaratması dikkati çekti. Cari açığın yıl sonunda 40 milyar doları aşması bekleniyor.

İşsizlerin oranı düşmüyor

İşsizlik oranı yüzde 10’un altına düşmüyor. TÜİK verilerine göre işsizlik Eylül döneminde yüzde 10,6 oldu. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2017 yılı Eylül döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 104 bin kişi azalarak 3 milyon 419 bin kişi oldu. Genç nüfusta (15-24 yaş) işsizlik oranı yüzde 20 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran yüzde 10,8 olarak gerçekleşti.

 

“2018 YILINDA GERİLİM BİR KENARA BIRAKILMALI”

Hikmet Sami Türk (Adalet Eski Bakanı):2018 yılının seçim yılı olabileceğini söyleyenler var. Ben bu düşünceye fazla ihtimal vermesemde yinede çok fazla yabana atılacak bir düşünce değil.

Seçimden sonra seçilen cumhurbaşkanının göreve başladığı gün anayasa değişikliği tümüyle yürürlüğe girecek. Bu anayasa değişikliği yasama, yürütme, yargı yetkilerini de tek elde toplayan, tek adam getiren bir düzenleme niteliğinde... Eğer böyle olursa Türkiye'nin bugüne kadarki demokratik gelişmesinin sonunu getirecek olan bir seçim olacak. Yeni yıl içerisinde ele alınacak ilk konulardan biri bu yasal düzenlemeleri yapmak olacak. Bunun yanı sıra iç politikada gerilimi artıran bir üslup kullanılıyor. Umut ediyorum ki 2018 yılında buna meydan vermezler ve bırakırlar. Türkiye'nin böylesine bir gerilimden kazanacağı hiçbir şey yoktur. Aksine bütün çalışmaları aksatacak ve ülkedeki siyasi kutuplaşmaları artıracaktır. Herkesin sağduyu ile davranarak, tartışmaları medeni ölçüler içerisinde yapmaları ve halkın yapılacak olası bir seçimde güven içerisinde geleceğe umutla bakacak şekilde oy kullanmasını sağlamak gerekiyor. Öte yandan 2018 yılında Olağan Üstü Hal'in de (OHAL) kaldırılması gerekiyor. Bunun bir gerekçesi kalmadı ama iktidar sürekli olarak OHAL'i uzatıyor. En kötüsü de  OHAL süreci içerisinde anayasanın sadece OHAL'in gerektirdiği konular için verdiği Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarma yetkisinin çok geniş bir şekilde kullanıyor olması. İktidar ülkeyi OHAL ve KHK'lar ile yönetiyor. Öyle bir duruma geldik. Umarım biran önce normale dönülür ve OHAL durumuna son verilir. Bu bir çok sınırlamaları da beraberinde getiriyor. Yapılacak olan seçim de OHAL koşullarında yapılırsa sağlıklı olmaz. Bu adayların, siyasi partilerin, demokratik ölçüler içerisinde seçim çalışması yapmasını da engeller. Umuyorum ki OHAL bir defa daha uzatılmaz. Çünkü iktidar olağanüsü hali olağan hale getirdi.

“SİYASET OLDUKÇA GERGİN”

Esat Kıratlıoğlu (Eski Devlet Bakanı):Siyaset şu anda gergin ve gerilimli. Bilhassa iktidarın son çıkardığı KHK’yı muhalefet hala tam manasıyla deşifre edemedi. İktidar bu KHK’nın "darbe teşebbüsünün bastırılması kapsamında hareket edenlere, resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın cezai sorumsuzluk" ilgili maddesinin 15 ve 16 Temmuz’u kapsadığını, gelecekle ilgisinin olmadığını söylüyor. CHP ise bundan sonra olabilecek aynı durumdaki olaylar için de bu KHK geçerli olacaktır diyor. Halen kapsamı tam anlamıyla ortaya konamamıştır. Eğer bu KHK gelecekte yaşanabilecek hadiseleri de kapsıyor ise o zaman elbette ki adaletin sıkıntıya gireceği ortadadır. Şu anda iktidar ile ana muhalefet partisi arasında adeta bir savaş yürümektedir. Cumhurbaşkanı makamında oturan Sayın recep Tayyip Erdoğan, aynı zaman AKP’nin Genel Başkanıdır. Bu bizim demokrasi tarihimizde ilk uygulanan bir husustur. Cumhurbaşkanı makamının anayasada tarafsız olması gerektiği apaçık yazılı iken, Sayın Erdoğan’ın parti genel başkanı olarak diğer siyasi partilerle bilhassa CHP ile girdiği polemikler elbette ki gelecek için iyi işaret vermemektedir. Bu kavganın gederek büyüdüğü de açıktır. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı makamı ile parti genel başkanı makamının aynı elde toplanmasının doğru olup olmadığı önümüzde verilmesi lazım gelen en gerekli bir karardır.

AKP ile MHP arasında ittifaka gidebilecek bir yaklaşım da düşündürücüdür. Bir iki yıl öncesine kadar MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin Sayın Cumhurbaşkanı hakkında söylediği sözler basınımızın arşivinde bulunmaktadır. O sözlerden sonra bugün bir ittifak içine girme arayışını anlamakta güçlük çekiliyor. Öyle görünüyor ki bu ittifak MHP tarafından çok fazla öne çıkartılıyor. Sebebi de MHP’nin yüzde 10 seçim barajı ile parlamentonun dışında kalma endişesidir. Yeni kurulan İYİ Parti, doğrusu kuruluş aşamasında ‘muhalefet boşluğunun doldurulmasına vesile olur mu’ diye bir düşünce hakim idi. Aslında İYİ Parti’nin başarıya ulaşması Meclise yüksek bir oran ile girmesi AKP iktidarını ve Sayın Cumhurbaşkanının gelecekteki seçim ve referandumda bayağı sıkıntıya sokmayı sağlar idi. Şu anda partinin yurt çapında il ve ilçe teşkilatları kuruluyor. Sayın Meral Akşener’in yurt çapındaki faaliyeti ise iyi gitmektedir. Ancak kulağımıza, ‘parti teşkilatlarının büyük bir kısmını MHP’nin dışlanmış kadroları oluşturuyor’ haberleri geliyor. Ne dereceye kadar doğrudur elbette ki parti yöneticileri daha iyi bilirler. Temennim İYİ Partilerin bu söylentilerin dışında başarıya ulaşmasının yolunu kapatmamasıdır. Şu anda iyi parti pek çok insan tarafından demokrasimizde iyi bir organ olarak düşünmeyi arzu etmektedir.

Şu anda ortada olan söylenti, her ne kadar 2017 yılı ekonomik bakımından iktidar tarafı çok başarılı olarak takdim etse de gerçekte gerek esnafın gerekse fakir halk tabakasının iktidar tarafından söylenen bu ekonomik başarıdan istifadesi olmamıştır. Hala dükkanlar kapanmakta ve halk geçim sıkıntısından feryat etmektedir. 2018 yılında eğer ekonomik durum bugünkü feryadı da bastıracak şekilde önlemez ve kötüye gider ise 2018 yılında bir erken seçim olabilir.

 

“2018'E GİRERKEN TÜRK DIŞ POLİTİKASI”

 

Mehmet Dönmez (Emekli Büyükelçi):Ülkemiz dış politikada zor bir yılı geride bırakıyor. Bölgenin girift sorunları devam ettiği gibi, Türkiye'nin ABD ve AB ilişkileri giderek hassaslaşmaktadır. Türkiye 2018'de bu sorunlara çözüm arayışları içinde olacak ve bu doğrultuda ulusal çıkarlarımıza uygun dış politika izlenmesi daha da önem kazanacaktır.

ABD'nin Trump yönetimiyle birlikte ortaya koyduğu ulusal güvenlik stratejisi, sınırların güvenliği, ülke refahının geliştirilmesi, gerekirse kuvvet zoruyla barış sağlanması gibi unsurları içermektedir, bu da ABD'nin nüfuzunun artacağı anlamına gelmektedir. Açıklanan güvenlik strateji planında "İslami terör"le mücadeleye öncelik verileceği, bu kapsamda İran'ın terör destekleyicisi olarak tanımlanması, Türkiye'nin İran ile ilişkileri dikkate alındığında sıkıntı yaratacaktır.

ABD'nin PKK-PYD, FETÖ örgütlerine desteği sürerken, Reza Zarraf davası üzerinden Türkiye'yi sıkıştırmaya çalışacağı anlaşılmaktadır. Türkiye Rusya Federasyonu ile yaşadığı sıkıntılardan sonra (düşürülen uçak, ithalat kısıtlamaları vb.) ilişkilerini geliştirme yoluna girmiştir. Türkiye'nin ABD ve AB ile yaşadığı sorunlar Rusya ile yakınlaşması sonucunu doğurmuştur. Rusya, Suriye krizinde bölgeye ağırlığını koymuş ve istediğini elde etmiştir. Son Soçi zirvesinde bu durum açıkça görülmüştür. Türkiye Suriye'nin geleceği belirlenirken ağırlığını ortaya koymak güvenlik kaygılarının anlaşılıp kabul edilmesini sağlamak durumundadır. Bunu yaparken Rusya ve İran ile işbirliği önem taşıyacaktır.

Kudüs konusundaki son gelişme Arap aleminin birlikte hareket edememe zafiyetini bir kere daha göstermiştir. Türkiye öncelik alarak İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesini toplamış ve zirveden bir karar çıkmasını sağlamıştır. Bilahare BM'de yapılan oylama Trump'ın kararının ne kadar yanlış olduğunu ortaya koymuştur.

Bununla birlikte Suudi Arabistan ve Mısır Türkiye'ye karşı olumsuz söylemlerini sürdürmektedir. BAE'ni de bu karşıt Arap ittifakına dahil etmek gerekir. O bakımdan ülkemiz Atatürk dönemi dış politikasını benimsemeli, Araplar arası sorunlara müdahil olmamalıdır.

Türkiye 2018 yılında AB ile sorunlara rağmen Avrupa ülkeleri ile ilişkilerini ön planda tutan politikalar izlemelidir. Esasen ülkemizin bölgesel önem ve ağırlığını bilen ülkeler yakınlaşma işaretleri de vermiş bulunmaktadırlar.

 

“HEDEF BÜYÜME Mİ, ENFLASYON MU OLMALI”

Muzaffer Demirci (Prof. Dr.):Ekonominin sorunları hem nicelik hem de nitelik açısından göz ardı edilmeyecek noktalardadır. Ekonominin temel zaaflarını düzeltmeye odaklanmazsak kısa vadeli uygulanan geçici politikalar, para ve maliye politikalarında manevra alanımızı daraltıp, enflasyon- devalüasyon- ücret- fiyat kısır döngüsüne sokabilir. Çünkü 2018’e girerken ekonomik büyüme ivme kaybedecek, yüksek enflasyon, yüksek işsizlik, bütçe açığı, kronik cari açık ve hızla artan dış borç stoku gibi olumsuzluklar yeni yıla aktarılan miraslar olacaktır.

İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 68’lere düştüğü, özel sektörün yatırım yapma isteğinin zayıflaması nedeniyle sanayi yatırımlarının en düşük seviyelere ulaşması, ülkemizde kaynak tahsisinin yanlış olduğunu göstermektedir. Bu olgu teşviksiz yapamayan ekonomide, Kredi Garanti Fonu (KGF) yeniden yapılandırılarak ikinci tur garantilere ya da yeniden maliye politikası ağırlıklı Kamu harcamaları artırılarak ekonomiye can suyu vermek, siyaseten artı değerler sağlayabilir ama topluma yüksek enflasyon, yüksek faiz, yüksek cari açık ve işsizlik gibi ağır külfetlere geri dönülecektir.

Oysa 2018 yılının ekonomik modeli büyüme hedefi yerine toplumun refahını artırıcı, enflasyonu daha aşağılara çekme hedefi olmalıdır.

 

 

2017’DEN 2018’E GEÇİŞ VE BEKLENTİLER

Ramazan Abay (Prof Dr.):2017 yılında dünya ekonomisinde önemli bir canlanma yaşandı; Türkiye’de de aynı dönem içinde dünya ekonomisinde yaşanan canlanmanın çok ötesinde büyük bir büyüme oranına ulaşılmıştır. Dileriz bu büyüme oranı devamlılık arz eder. Ancak uluslararası ekonomi çevrelerinden gelen 2018 yılına ilişkin ilk değerlendirmeler dikkate alınırsa, küresel ekonomide canlılığın 2017’de olduğu gibi süreceği ancak Türkiye’deki büyüme oranlarının çeşitli nedenlerle düşeceği ifade edilmektedir.

2017 yılındaki büyümeyi Kredi Garanti Fonu kredilerinin uygulamaya konulmasının yanı sıra, bazı ürünlerde belirli bir süre için ÖTV ve KDV muafiyetleri sayesinde iç talepte önemli bir canlanma olmuştur. Ancak 2018 yılında da aynı canlanmanın sağlanması isteniyorsa bu mali ve parasal desteklerin devam etmesi gerekir. Ne var ki bu kaynakların olabilirliği konusunda endişelerimiz olduğunu söylemeliyiz.

2017 yılında büyümede önemli artışlar sağlanmasına karşılık ekonominin diğer unsurlarında önemli bir durumla karşılaşmıştır. Enflasyon, işsizlik, bütçe açığı, cari açık, dış borç stoku 2016 yılına göre önemli artış gösterdi.

Merkez Bankasının müdahalelerine rağmen Türk Lirası yabancı paralara karşı değer kaybetmeye devam etti. Merkez Bankası üzerindeki baskılar devam ederse, yasasından gelen bağımsızlık prensibiyle hareket etmezse, TL yabancı paralar karşısında değer kaybetmeye devam eder.

2018 yılında, yıl sonu itibariyle muhtemelen Euro 5,10-5,20, Dolar ise 4,20-4,30 aralığında oluşacak kanısındayız. Enflasyon beklentimiz de 2017’de olduğu gibi çift rakamlı olacaktır.

2018 yılı muhtemelen bir erken seçim yılı olacaktır. İktidar partisinin Genel Başkanı Sayın Cumhurbaşkanımızın parti il kongrelerine bizzat katılması ve söylemleri bir erken seçimin habercisi gibidir. Ak Parti, 2015 yılında olduğu gibi 2018 yılı seçimlerini kazanmak istiyor. Ak Parti hükümeti 2017 yılında olduğu gibi, iç talebi canlı tutmak ve büyümenin devamını sağlamak için Kredi Garanti Fonu Kredileriyle ve bazı mali desteklerle piyasaya destek olmaya devam edecektir. Ayrıca Varlık fonu ile borçlanma hazırlıkları yapılabilir. Tabi ki bunun alt yapısı hazırlanmalıdır.

2018 yılında Türkiye’nin 210 milyar dolardan fazla bir dış finansmana ihtiyacı var.  Bu konu 2018 yılı için Türkiye’nin en önemli sorunu olarak ortaya çıkıyor. Bu sorunları çözebilmek için yeni sorunlar ve riskler yaratmamak gerekir.

Türkiye ekonomideki bu sorunları çözmek için, yabancı portföy yatırımcılar için cazip olan yüksek faiz politikasını uygulamaya devam edecek gibi görünüyor. Oysa sıcak para yerine doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülkeye çekiminin sağlanması durumunda finansman kalitesini arttırması esas alınmalıdır.

2018 yılının Türkiye ekonomisi için kırılganlıklarla biçimlenecek bir yıl olacağını düşünüyorum. Türkiye2018 yılında kırılganlıkları azaltarak kurumsallaşmayı sağlayacak, mali ve parasal disiplini koruyacak politikaları ivedilikle açıklamalıdır.

 

“FİNANS SEKTÖRÜNDE SIKINTILAR OLABİLİR”

Mustafa Günenç (Emekli Banka Genel Müdürü):2018 yılı finans sektörü için birtakım sıkıntılar olabilir.

1- Kaynak tarafında; bankaların kredilerinin yarısına yakını dış kaynaklardan fonlanmaktadır. Siyasi ve ekonomik durumlar sebebiyle pahalı dış kaynak temin etme ya da dış kaynakların azalması kredi maliyetlerini olumsuz etkileyeceği düşüncesindeyim.

2- Aktif tarafında, Kredi Garanti Fonuna fazla ümit beslememek gerekir. Ödenmeyen kredilerin yerine nereden kaynak bulunması düşünülmelidir. 250 milyar liraya yakın bir kaynaktan bahis ediyoruz. Her ne kadar yetkililer kaynak var dedilerse de biraz sıkıntı olacağı düşüncesindeyim.

Donuklaşan ve mevzuata göre takip hesaplarına alınması gereken krediler olduğu şüphesi içindeyim. Bunun en belirgin örneği özelleştirilen büyük bir kamu kuruluşunun Türk bankalarından kullandığı kredilerin gösterilen kolaylıklara rağmen ödenmemesi ve bunun şöyle veya böyle yetkililer tarafından sonuçlandırılmaması şüphelerimi doğrulayacak niteliktedir.

Çok düşük yüzdelerle alacak şirketlerine satılan bankaların donuk alacaklarının yüksek iskonto yüzdesinin (yüzde 1.8’e satılan banka alacakları basında yer aldı) banka karlılıklarına olumsuz etkisi mevduat müşterilerinin, mevduat faizlerine, bankacılık hizmeti alan müşterilerinin ödeyeceği komisyonlara ve kredi faizlerine olumsuz bir şekilde yansıtılarak, bankalar karlılıklarını muhafaza etmeye çalışacaklardır. Burada dikkat edilmesi gereken bir konu olarak gördüğüm çok düşük fiyatlarla alacak satın alan şirketlerin mütevazi bir karla alacaklarını tasfiye ettiklerini görüyor ve duyuyoruz. (Yüzde 10’a satın aldığı bir alacağı yüzde 20’e borçluya ödeterek borçluyu borcundan kurtarıyor) Bu piyasada borç ahlakını olumsuz etkileyen bir unsurdur.

Donuklaşan kredilerin canlı krediler içinde tutulması, bankaların sermaye tabanı rasyolarına etki etmiyor gibi görünmesine rağmen, gerçekte bu tür alacaklar takip hesaplarında alınması gereken donuk olacaklar olduğu için bu uygulamanın devamı bir patlama şeklinde bankaların sermaye tabanı rasyolarını olumsuz etkileyebilecektir.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 1 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

david

03.06.2018 - 13:37
Merhaba Sen saygın bir borç veren arıyor Bankalar ve ipotek reddedildi, para aramaktan yoruldunuz İşletmenizi finanse etmek, ya da finansal olarak utandırıyorsunuz Borçlarınızı ve faturalarınızı ödeyemez misiniz? Düşünüyor musun maddi yardım? Şimdi acele etmeden ve sen Garantili ve güvenli kredi al bugün, bizimle iletişime geçin e-posta yoluyla bize: davidadeleeloan@hotmail.com
Diğer Haberler

GÖZLEM bu soruyu uzmanlara sordu, işte Hikmet Sami Türk, Namık Kemal Zeybek, Ertuğrul Yalçınbayır, Yekta Güngör Özden, Prof. Dr. Hüsnü Erkan, Can Pulak, Muzaffer Tunça...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, ülke için açılan “Cumhurbaşkanlığı Hükümetli” yeni sayfa ve CHP’deki kavga konusundaki sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

Ana Muhalefet, ülkenin çok kritik bir döneminde, “bölünme işaretleri” veriyor; GÖZLEM durumu uzmanlara sordu, işte görüşleri…

Uzmanlar, GÖZLEM’in “Kritik eşiğin aşılabilmesi için ne yapılmalı” sorusuna cevap verdiler. İşte görüşleri…

İçişleri Bakanı’nın “Şehit Cenazeleri, parçalanan CHP çelenkleri konusundaki tutumunu” uzmanlara sorduk. İşte cevapları…

Yazarlar
Website Security Test