Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

“Merkez Bankasına baskı ve dış politikada süren gerilim”

24.11.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, ülke gündemimin başına yerleşen ve 80 milyonu doğrudan etkileyen konuyu masaya yatırdı. İş Alemi ve ekonomi uzmanları “Bu teşhise uygun bir tedaviye hemen başlanmalı” diyorlar. İşte görüşler…

 “Ekonomi coşuyor”, “Sıkıntılı dönemin sonundayız” açıklamalarına rağmen dövizin yükselişi önlenemiyor. Geçen hafta hem dolar, hem de euro Türk Lirası karşısında art arda rekorlar kırdı. Dolar, geçen hafta içinde tüm zamanların rekorunu kırarken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (MB) müdahaleleri de yükselişi önleyemedi.

MB, geçen hafta dövizin ateşini düşürmek için iki önemli müdahalede bulundu. Türk Lirası üzerindeki baskıları azaltmak ve döviz piyasasının derinliğini arttırmak amacıyla “TL uzlaşmalı vadeli döviz satım” ihalelerine başladı. Bir diğer adım ise “örtülü faiz artışı” oldu.  MB, ilki 20 Kasım’da gerçekleşen TL uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerine 367 milyon dolarlık teklif gelirken, 350 milyon dolar sattı. MB, ihaleye bir, üç ve altı ay vadeli çıktı. İlk ihalede bir ay vadeli 150 milyon dolar tutarına 321 milyon dolar teklif geldi ve ortalama fiyatı 3.9452 TL oldu. 3 ay vadeli 100 milyon dolar tutarındaki ihaleye 166 milyon dolar teklif geldi ve ortalama fiyat 4.0222 TL, 6 ay vadeli 100 milyon dolar tutarındaki ihaleye ise 150 milyon dolarlık telif geldi. Bu ihalenin ortalama fiyat ise 4.1362 TL oldu.

Merkez Bankası tarafından açıklanan takvime göre yılsonuna kadar haftada üç kez 150 milyon dolar tutarında bir ay vadeli, haftada bir kez 100 milyon dolar tutarında üç ay vadeli, iki haftada bir kez 100 milyon dolar tutarında 6 ay vadeli ihale gerçekleştirilecek. Bu sistemle 2017 sonuna kadar, yaklaşık 3 milyar dolar satış planlanıyor.

Peki, bu ihaleler piyasa için ne anlama geliyor? İhalelerin olası etkileri neler olabilir? İhalelerin döviz kuru üzerinde olumlu bir etkisi “şimdilik” görünmüyor. İhalenin yapıldığı pazartesi günü dahi yükselişini sürdüren dolar, salı günü (21 Kasım 2017) 3.9781'e çıkarak yeni bir rekor kırınca, MB’nin örtülü faiz artışı müdahalesi sonrası 3.95 seviyesine geriledi. Dolar en son bu yıl başında (12 Ocak) 3.9422 ile rekor kırmıştı. Çarşamba günü TL, dolar, euro ve sterlin karşısında rekor düşüş yaşadı. Dolar 3.9830'a çıkarak tarihi zirveyi yeniledi. Euro 4.6772 ile rekor kırarken, sterlin de 5.2792 ile yeni zirvesini gördü. İngiliz Financial Times Gazetesi kurdaki artışı iki nedene bağladı: Türkiye ile ABD arasındaki gerilim ve Merkez Bankası'nın enflasyonla mücadele yeteneğine yönelik endişelerin yeniden artması.

Ekonomist Mahfi Eğilmez, mahfiegilmez.com'da “TL’nin değer kaybı önemli mi?” başlıklı yazısında dövizde yaşanan dalgalanmaya dikkat çekti. Eğilmez, “TL, son birkaç gün içinde hızlı bir değer kaybıyla karşılaşınca piyasalarda ciddi bir telaş ve karamsarlık dalgası oluştu. Bu telaş ve karamsarlık haksız değildi. Çünkü TL’nin dış değeri ya da döviz kurları denildiğinde Türkiye ekonomisinin iki sıkıntısı gündeme geliyor: (1) Bugünden başlayarak önümüzdeki bir yıl içinde bulmamız gereken döviz tutarı 210 milyar dolar (170’i vadesi gelecek olan borçlar, krediler, döviz mevduatları vb, 40 milyarı da muhtemel cari açık miktarı.) (2) Türkiye’nin uluslararası net yatırım pozisyonu açığı (döviz açığı) 440 milyar dolar. Bu iki göstergenin büyüklüğü ‘TL dış değer kaybına uğruyor, ihracatımız artacak, ithalatımız düşecek’ gibi klasik söylemleri anlamsız kılıyor. TL’nin her kuruş değer kaybı dış borçları, açık pozisyonlarını, finansman imkânlarını bozarak dengeleri alt üst ediyor. Son birkaç gün içinde yaşanan hızlı değer kaybı, yarattığı bu etkilerin dışında ortaya çıkardığı oynaklık nedeniyle öngörülebilirliği de alıp götürüyor. Bu da yatırımcıların, iş insanlarının karamsarlığını artırarak iş yapmalarını engelliyor. Arabamıza koyduğumuz benzin ya da dizelden, evimizi ısıtmak, ocağımızı yakmak için kullandığımız doğalgaza kadar pek çok malı ithal ettiğimiz bir dünyada ‘Bize ne dolardan biz TL’ye bakalım’ demek ne yazık ki konuyu hiç anlamamış olmak demektir. Benzini, dizeli, doğalgazı TL ile ödüyoruz ama memlekete girişi dolarla olduğu için TL değer kaybettikçe sürekli cebimizden daha fazla para çıkıyor” ifadelerine yer verdi.

 

İZMİR İŞ DÜNYASI: DÖVİZİN PANZEHİRİ DOĞRU DİPLOMASİ

İzmir iş dünyası temsilcileri, “doğru diplomasi doları geriletir” mesajı verdi. BASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Levent Akgerman: “Ekonomi politikalarındaki çelişkilerimizi azaltmalıyız. ‘Yüksek faiz yüksek enflasyona neden olur’ yanlış hareket noktasını derhal bırakmalıyız. Merkez Bankası’nın ısrarlı faiz arttırmama politikasına rağmen yüzde 12’yi geçen enflasyon bize tersini açıkça anlatıyor. Özellikle doların yukarı yönlü sert hareketinde, NATO krizi ve ABD ile yaşanan hukuk krizi de büyük rol oynadı. Doların bu yeni rekorunu artık kaybedecek zamanımız olmadığını belirten bir alarm olarak görerek hızlıca harekete geçmeliyiz.”

EGİKAD Yönetim Kurulu Başkanı Nilhan Antitoros: “Doların rekor seviyeleri görmesi piyasaları olumsuz etkileyecek bir gelişme. Dış ticaret açığı veren Türkiye’nin, bu gelişmeden etkilenmemesi düşünülemez. Asıl tedirgin edici olan Türk Lirası’nın neredeyse tüm para birimleri karşısında değer kaybetmesi. Bu olumsuz rüzgârların şiddeti, uluslararası siyasi gerginlikler sebebiyle daha da artıyor. Dolardaki yükselişin önüne geçebilmek için yabancı yatırımcıları ülkemizde yatırım yapmaya teşvik edebilmeliyiz. Bu da ancak uzlaşmacı diplomatik ilişkiler ve hukukun üstünlüğünün tam anlamıyla tesis edilmesiyle gerçekleşebilir.”

KESİAD Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Yöndem: “Vize krizi ile patlak veren Türkiye-ABD siyasi gerginliğinde, ilk aşamada doğru diplomatik refleksler sergilenmiş olsa da, ne yazık ki ilişkilerin bir türlü tam anlamıyla normalleşememesi bugün ülke ekonomimize zarar verir noktaya gelmiştir. Siyasi gerginliklerden etkilenen yabancı yatırımcıların ülkemizden çekilmesini engellemek adına, gerginliklerin azalacağı noktasında olumlu göstergelerin bir an evvel kuvvetlenmesi gerekiyor. Bu noktada Merkez Bankası’nın atacağı adımlar da çok önemli.”

TÜGİAD Ege Şubesi Başkanı Can Yavaş: “Doların kırdığı yeni rekor, iş dünyası için tedirgin edici. Özellikle yurt dışı ile iş yapan işletmelerin bu yukarı yönlü dolar seyrinden duydukları memnuniyetsizlik, kırılan rekor sonrası daha da arttı. Merkez Bankası'nın doların bu yükseliş trendine bugüne kadar yaptığı müdahaleler görünen o ki yeterli olmuyor. Dış politikadaki belirsizlik, ABD ile yaşanan gerilim piyasaları olumsuz etkiliyor. Ekonomimizi bu siyasi dalgalanmalardan korumalıyız. Bunun yolu da özellikle dış yatırımcının, Türkiye’yi yatırım açısından güvenli bulmasından geçiyor.”

EGOD Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Akkalay: “Doların TL karşısında değer kazanmasının en büyük sebebi iç dinamiklerimizdeki ve dış politikalardaki problemler olduğu görülüyor. Siyasetin ve uluslararası ilişkilerin Türkiye ekonomisine bu derece, hatta gereğinden fazla etki etmesi çok da doğru değil. Diplomasideki krizler piyasaları bu derece etkiliyorsa, uzun vadede ülke ekonomimizi siyasetin doğrudan etki alanından kurtarmamız da ileride dolar dalgalanmalarının önüne geçmenin temel yollarından biri olacaktır.

“MERKEZ BANKASI CESUR ADIMLAR ATMALIDIR”

 

Ramazan Abay (Prof. Dr):Merkez Bankası, kurlarda yaşanan yükselişlere karşı dikkatli bir davranış içerisinde olmaya özen göstermekte ve bu amaçla da TL Uzlaşmalı Vadeli Döviz Satış İhalesi Yöntemi ile kurlardaki yükselişin önüne geçmeye çalışmayı tercih etti. Ancak MB’nin attığı bu adım kurların yükseliş trendini yavaşlatacağı düşünülürken, dolar 4 lira sınırına dayandı. Euro ise 4,70 TL’ye kadar yükseldi. Dolar dünyada tüm gelişmekte olan ülkelerde değerleniyor. Ancak, Türk Lirası bu ülkeler arasında gerek Avrupa Birliği, gerekse ABD ilişkileri bahanesi ile maalesef öne çıktı. Bu olumsuzluklar dövizin ateşini yüksek tutuyor. Bütün bu olumsuzlukların yanı sıra MB yönetimi de faizlerin düşürülmesine yönelik baskılar altında. Merkez Bankası politikaları üzerinde siyasi baskı olmamalıdır. TL uzlaşmalı Vadeli Döviz Satış İhalesi yöntemi reel sektörün basit, derinliği olan ve etkin bir biçimde dövize ulaşarak reel sektörün döviz kuru riskini yönetme becerisini arttırması beklenmektedir. Beklenen bu da, realize olma şansı var mı? Bu noktada çok büyük beklentimiz yok. Merkez Bankası siyasilerin bütün olumsuz söylemlerine rağmen politika faizini artırmalıdır ve bu kararını gecikmeden uygulamaya koymalıdır.

 

 

“YETKİLİ OLANLAR İNANDIKLARINI UYGULASINLAR”

 

Mustafa Günenç (Emekli Banka Genel Müdürü):Dövizin artmasının birkaç sebebi var. Teknik nedenlerin yanı sıra psikolojik sebepler dövizdeki hareketliliğe neden oluyor. En önemli ve teknik sebebi Türkiye’nin cari açığıdır. Ülkenin cari açığı giderici tedbirleri radikal bir şekilde alması lazımdır. Teknik nedenin yanında başlıca psikolojik neden de son günlerin kur hareketliliği ABD ve NATO ile yaşanan gerilim ile Doğu ve Güneydoğumuzdaki ülkelerde yaşanan iç karışıklıklardır. Dövizde yaşanan hareketliliğin temelini bu iki neden oluşturuyor. Özellikle bankacılığın ana kuralı, “Paranın fiyatı olan faiz ve döviz fiyatı üzerine” konuşmamaktır. Kendi yatağı içinde akan faiz fiyatı ve kur, dışarıdan psikolojik bir müdahaleye uğrarsa zapt edilemeyebilir. Benim önerim bu konuda yetkili olanların, konuşacaklarına inandıklarını uygulamalarıdır.

Merkez Bankası kurdaki hareketliliği artırmak için bu hafta iki önemli adım attı. Türk Lirası üzerindeki baskıları azaltmak ve döviz piyasasının derinliğini arttırmak amacıyla TL uzlaşmalı vadeli döviz satım ihalelerine başladı. Bir diğer adım ise örtülü faiz artışı oldu. MB, bu adımla bankalara yönelik günlük fonlamanın "tamamını" artık geç likidite penceresinden yapacak. Söz konusu yeni adımla, ağırlıklı ortalama fonlama maliyeti 25 baz puan artarak, yüzde 12.25'e çıkarıldı. MB’nin aldığı tedbirler bugünden yarına hemen netice vermeyecek olsa da bir yönden olumludur. Olumsuz olabilecek tarafı 2001 krizine giden yolda o tarihlerdeki döviz fiyatı üzerinde MB uygulamasının unutulmaması gerekir.”

 

“EKONOMİDE YUMUŞAK KARNIMIZ DÖVİZ”

 

Mustafa Saim Uysal (Yeminli Mali Müşavir) :“Türk ekonomisinin en yumuşak karnı dövizdir. Zira, döviz gelir gider dengesi her zaman açık vermektedir. Döviz talebi arttığı zaman dış dünyada likidite bolluğu varsa bu dönemi hafif atlatıyoruz. Döviz açığımızın ekonomimizin büyüdüğü dönemlerde cari açık yoluyla sorun teşkil ettiğini gözlemliyoruz. Tasarruf oranımız yetersiz olduğundan dış tasarruflara muhtacız. Cari açığın süreklilik arz etmesi kırılganlık unsuru olarak değerlendiriliyor.

Son kırılgan beşli sınıflandırılmasında cari açık problemi nedeniyle maalesef Pakistan, Mısır, Arjantin ve Katar ile birlikte anılıyoruz. Eski kırılgan beşlide yer alan diğer ülkeler (Güney Afrika, Endonezya, Brezilya ve Hindistan) bu beşliden çıktılar. Çıkış nedenleri cari açık oranında yaptıkları iyileştirmeler. Yeni kırılgan beşlideki dış borç / milli gelir oranında (toplam dış borç kamu-özel dahil) ülkemiz son üç yılda % 43-47 artan borçluluk oranıyla dikkati çekiyor. Bu borç yapısında kısa vadelerin oranının düşük olması olumlu bir husus.

Son günlerde döviz kuru hareketleri yine çalkantılı bir dönemde. FED’in, faiz arttırma sürecine başlayacağını ilan etmesi, vergi reformunun parlamentoda görüşülmeye başlanması, dünya likiditesinde Amerikan dolarına ve tahvillerine yönelmeyi arttırdı. Bu ortamda ülkemizin ABD (Vize ve Zarrab davası, PKK PYD desteği) ve AB ile ilişkilerinin gerilmesi, jeopolitik sorunlar ve ekonomimizdeki yüksek enflasyon, indirilemeyen işsizlik oranları, artan bütçe açıkları ve KGF kanalıyla 200 milyar doları aşan kredi genişlemesi (kredi/mevduat oranlarının %140’ları bulması) unsurlarıyla birleşince dolar 3.98’leri Euro da 4.65’leri aştı. Döviz sepeti 4.30’lara geldi. Yeni başlayan küresel risk iştahı ve dolar endeksinin düşmesi kurları (dolar 3.91, euro 4.63, sepet 4.27) bir miktar geriye getirse de sorun hâlâ devam ediyor.

Aslında döviz kuru değişmelerine baktığımızda TL 2013 yılından beri değer kaybetmektedir. Son beş yılda enflasyon oranlarının üstünde döviz kurundaki negatif değişiklik %80’leri aştı. Bu oran kendi skalamızdaki ülkelerde (Hindistan, Brezilya, Polonya, Güney Afrika, Rusya, Endonezya, Meksika) en yüksek orandır. 2017’deki değer kaybı ise %12’lere yaklaştı. Faizlerde gösterge tahvilde %14’lerin, 10 yıllıklarda %13’lerin üstüne geldi.

Dövizdeki değer kaybının artması, 212 milyar dolar borcu bulunan özel sektörü kaygılandırdığı gibi, cari açığı artan ekonomimizin 2018 yılında yaklaşık 200 milyar dolar finansman bulma durumunda olan kamu sektörü yöneticilerini de endişeye sevk ediyor.

Döviz kurundaki ve dolaysıyla cari açıktaki bu hareketler, makroekonomik dengeleri (büyüme, istihdam, enflasyon, bütçe) optimum seviyede tutabilirseniz kur hareketlerindeki dalgalanma boyutu azalıyor. Bu noktada TCMB’nin doğru ve net iletişim politikası önemli. Bu dalgalanmanın devam etmesi halinde ise her %20’lik kur artışı enflasyonda %15’lik artış yaratıyor. Bu da kur – enflasyon sarmalını oluşturuyor.

Başbakan Yardımcısı Sn. Mehmet Şimşek “ekonomi zirve” sinde yaptığı konuşmada bu konulara çok değinmedi. Yaptığı sunumdaki ekonomik aktiviteki canlılık, büyüme oranı, krizlere dayanaklılığın artması, cari açığın yönetilebilir oluşu vurgulamalarına katılmakla birlikte döviz kurundaki önemli kayıplar, %12’leri geçen enflasyon, %6’ları geçecek olan büyümeye rağmen azaltılamayan işsizlik problemleri ile gittikçe artmaya başlayan bütçe açıkları ve toplam borç/Milli gelir oranının 2002 yılındaki seviyeye gelmesi sorunlarının 2018’de nasıl çözüleceği hususlarına değinilmemesi dikkati çekti. Bu sorunların çözülememesi halinde cari açığın yönetilmesi zorlaşacak.

 

Merkez Bankasının aldığı önlemler

Daha önceki yorumlarımızda sürekli belirttiğimiz gibi Merkez Bankasının birinci görevi fiyat istikrarıdır. Fiyat istikrarında hedeflediği enflasyon oranını hükümetle birlikte belirler. Hükümetin diğer büyüme ve istihdam politikalarına da fiyat istikrarı amacıyla çelişmemek kaydıyla finansal istikrar politikalarıyla destek verebilir. Ancak Merkez Bankamız siyasi etki nedeniyle ana silahı olan faiz artırımını net ve açık olarak kullanmaktan kaçınmakta ve piyasaya net mesaj vermekte zorlanmaktadır. Örnek, son aldığı önlemle fonlama faizini %12.25’e çıkarmasına rağmen döviz kuru ciddi oranda etkilenmemiştir. Kur, daha ziyade küresel risk iştahının artıp artmadığına, dolar endeksindeki değişmelere duyarlı haldedir. Bankanın diğer önlemleri ise; likidite daralması, reeskont kredilerindeki geri ödemede dolar kurunun 3.70’le sabitlemesi, uzlaşmalı vadeli döviz satım ihaleleri düzenlemesi, gecelik piyasa limitlerini sıfıra indirmesi ve zorunlu karşılık oranlarındaki indirim uygulamalarıdır.

Bu önlemler piyasalardaki dalgalanmaların durulmasını sağlayamamıştır. Zira, döviz hareketindeki en etkili silah olan faiz artırımın açık ve net kullanılmaması piyasaları tatmin etmemektedir. Enflasyon oranı %13’lere ulaşmışken, risk prim katsayımız son beş yıllık ortalamanın üzerine (216) çıkmışken beklenen enflasyon oranları düşürülemezken %12-25’lik geç likidite penceresi yoluyla uygulanan oran yetersiz kalmaktadır. Nitekim kur değişmeleri ile doğrusal korelasyonu bulunan Tüketici Güven Endeksi son açıklamayla Kasım ayında 65,2 ye düştü. Bu oran menfur darbe girişimi tarihindeki seviyenin de altında.

Unutmayalım ki Türk Ekonomisi gerek kamu gerek özel sektörüyle döviz hareketlerine çok duyarlıdır. Piyasa oyuncularının faizden ziyade kur hareketlerine duyarlılığı daha fazladır.

Yapılması gereken; gecikmeden net açık ve enflasyon oranının üstünde bir reel faiz olacak şekilde faiz artırımına gidilmesidir.

Böylece Merkez Bankası, piyasalara duruşunun net, şeffaf ve bağımsız bir şekilde göstermiş olacak ve gerek döviz gerekse faiz fiyatlamalarında sakinleşme başlayacaktır. Sakinleşen ortamın devamında da doğaldır ki kazanılan kredibilite ile faiz indirimleri tekrar gündeme gelecektir. Bankanın daha önceki uygulama örnekleri bunu göstermiştir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Fenerbahçe Genel Kurulu’ndaki sandık sonucu, seçimlere çok az kala, yeni bir tartışma başlattı. Biz de “ülkenin her tarafında konuşulan ve cevabı aranan soruyu” uzmanl...

“Anayasa Mahkemesi, ‘Yüksek Seçim Kurulu’nun, seçimlere gölge düşürecek yolu açmasında bir mahzur görmedi’ ve ‘mühürsüz oy’ pusulalarının meşrulaştırılmasına, Güney Do...

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde bakanlıklar yeniden yapılandırılırken, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kaldırılması öngörülüyor. GÖZLEM, konuyu uzmanlara sordu. “O...

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın “aday olup olmayacağının tartışıldığı bir zamanda Abdullah Gül’ü ziyaret etmesinden sonra”, bu defa da İkinci Ordu Komutanı Korgener...

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı. “Bu defa durumun çok ciddi olduğuna dikkati çeken” uzmanlar, “Plansız ekonomi, borca dayalı büyüme ve ithalata dayalı üretim modelinden v...

Ankara ve Washington’da başka rüzgarlar eserken, Mehmet Dözmez haklı olarak sordu; “ABD ne yapmak istiyor?”

Yazarlar
Website Security Test