Urfa, dünya tarihini değiştiriyor; toprak altında kaç Göbeklitepe var?

29.9.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yazarımız Mahmut Tolon, gitti, gördü ve GÖZLEM için yazdı; “Yeni Göbeklitepeler, hatta daha büyükleri, gün ışığına çıkmak için karar, destek ve para bekliyor!..”

Urla ve Urfa arasında tek harf fark var nihayetinde! Urfa enfes Polis evinde kaldım çaycı çay isteyince “Tekel mi, kaçak mı ağabey?” diye soruyor.

Göbeklitepe ve “Yarımay medeniyeti” hakkında 3 yıl önce gezip yazmıştım, bu sefer Bahattin Çelik hoca ile epeyce dolaştık. Taş devrini  belki daha doğrusu taş devrinin bu on - on iki bin yıl önce olan bölümünü,   gayet geniş bir mimari içindeki  görmek için gitmeye  değer,  Urfa müzesini de gezerek yoğun olarak yaşadım.

Göbeklitepe dünyada ve o devri anlama çabalarımızda marka oldu. Kazılar şu an durmuş durumda. Müzede yeter bilgi var.

Tabii ayrıca civarda Şuayip şehri var, Sogmatar, ay tanrısı ve sin mabedi var, Tunç mezarları var. Harran Ulucami ve Sin mabedi var. Bazda mağaraları var.

Politik ilginç çalkantılı bir dönem yaşıyoruz. Ama on – on iki bin yıldan bahsedince tabii bu günler kişisel açıdan çok önemli olsalar da  insanların hikayesine bakarken  bilimsel açıdan soluk kalıyorlar.

Navali Çori (Baraj suyu altında kaldı) ve Göbeklitepe  90 dönümlük bu alandaki kazıları  ve dünyada tanıtımı ile çığır açtı.

Ama hiç kazılmamış Karahantepe var, 140 dönümlük bir alan. Hiç kazılmamış tabii doğru değil, kenarından köşesinden para edecek bir heykel falan bulmak ümidiyle kaçak kazılar yapılmış.

Gene formel kazı yapılmayan Ayanlar Höyük var, 160 dönüm fıstık bahçesi ve içinde ve üstünde bir köy var.

Sonra Tepehan Höyük var gene kazılmamış, 112 dönüm.

Sefertepe var, Kurttepe var. Benim görmediğim, Çayönü ve sınır ötesinde  Tell Qaramell ve Abu Hureyra var. Var oğlu var bu yörede, o döneme ait taş devri yerleşimi. Tabii yukarda saydıklarım çıplak göz ile görülen ünlü Göbeklitepe’den daha büyük olan yerler. Ama “büyük – küçük diye bakılmamalı. En büyüğünde herhalde o dönemde 40 ila 100 insan yaşıyor. Belki 500 ile 1000, ancak  toplantılarda, ayinlerde, çarşı günlerinde bir araya geliyorlar. Şu an  alan olarak “küçük” olarak algıladığımızın çevresinde belki de çadır tipi yerleşimlerde “büyük” olarak algıladığımız yerleşimlerde olduğu kadar veya daha fazla insan yaşıyordu.

Bu, 1500 - 2000 yıl süren avcılık, toplayıcılıktan  tarıma geçiş dönemine  ait olan, gönlümü kaptırdığım bir tarih hazinesi daha var: bu sene Urfa Müzesi’nin Bahattin Çelik Hoca ile bir kurtarma kazısı yaptığı Urfa’da tek “taş devri kurtarma kazısı” yapılan yer  Harbetsuvan tepesi.  Altı dönüm bir arazi, etrafı kısmen ana kaya.  Bu dönemde şimdiye kadar bildiğimiz ilk tapınaklar var; T şeklinde dikme taşlar.

Bu kurtarma kazısının neticeleri hakkında, bulgular çıktıkça tekrar yazacağım. Ama önce izin verin sizi elinizden tutup bu devrin içine davet edeyim.

Harbetsuvan Tepesi…

Harbetsuvan, Arapça “harabe” ve “suvan” çakmaktaş  demek.

Peki, çakmaktaş ne?  Syleks denilen bir taş. Hayvanı kesmek için kullanılan taş bu, çakmak taş.  Milyonlarla yıl önce volkan içinde kalan küçük deniz canlılarının iskeletlerinin içinde kuarz taşı oluşması.  Biz insanlar bu taş ile diğer taşları da kırabileceğimizi, oyabileceğimizi, uçlarından mızrak ucu ve kesici alet yapabileceğimizi öğrenmişiz,  avcılık toplayıcılık zamanlarımızda.

Çakmaktaş bundan 40 yıl öncesine kadar buğdayı, arpayı, yulafı  sapından ayırmak için kullanılan  öküzle çekilen dövenlerin altına takılan taş idi.   Bu tepelerde bundan yaklaşık on bin yıl önce bu medeniyetler bu tapınakları veya alışveriş merkezlerini kurmuşlar, sonra da toprakla kapatıp, üstlerine de bu mızraklarını oklarını atıp bırakıp gitmişler. Neden? Bilinmiyor. Belki de bir hastalık veya sel sonucunda? Belki artık tarım toplumuna geçtiklerinden?

Doç. Bahattin Çelik bana muhtarların bundan 40 yıl öncesine kadar civardan köylülerin at arabası veya traktör römorku ile gelip, dövenin altına koymak için çakmaktaş topladıklarını anlattıklarını söyledi.

O devirde kullanılan bir de “obsidiyen”  diye mızrak ucu, kazıyıcı, kesici alet olarak kullanılan taş var. “Ejderha camı” da deniliyor bir sürü modern masalda.

Harbetsuvan Tepesine gidiş Urfa’dan araba ile bir saat. Ondan sonra yaklaşık bir 40 dakika, benim yaşımda, dilim bir karış dışarda, yürümek gerek tepeye doğru. O nedenle bakir ve bilimsel açıdan son derece değerli bir alandan bahsediyoruz.  En yakın Karahisar Köyünün muhtarı Mehmet Sel, ayni zamanda meclis üyesi. “Tepeye beş dakika yürüyüş mesafesine kadar en azından yüksek bir araçla  bir yol yaptırma” sözü verdi. Ben de “tepeye bakan evinin bahçesinde, ağacın altında Taşdevri Cafe diye bir tabela getirmeyi ve müşteri olarak ilerde bolca nescafe tüketme” sözü verdim.

Harbetsuvan muhtemelen ceylan tuzaklarının merkezi bir konumda. Heyecan verici tarafı, etrafındaki yaklaşık beş yüz dönümde Roma devri tümülüs mezar, belki tunç devri yerleşimleri izi var. Benim için daha da heyecan  verici tarafı, hemen yakınında belki erken taş devrinde de kullanılan bir mağara ve sonunda köyde bir “ortaçağ  kalesi” var. Yani belki eğer kazılardaki bulgular teyit ederse ve ispatlayıcı nitelikte olurlarsa  bir kaç on bin yıldan bugüne kadar gelebilecek çok geniş yelpazedeki  bir arkeolojik açık hava müzesi olabilecek bir alan.

“Gönlümü kaptırdım” dediğim bu müthiş coğrafya ile bir kaç gidiş geliş süren bir heyecan mı yaşanacak, yoksa daha uzun süreli bir aşk mı, ona bu bilimsel kazıdaki kemikler karar verecekler netice itibariyle..

Harbetsuvan Tepesindeki mağaranın altında kenarında bulunacak erken taş devrine dair bir kafatası, bir kemik bu hayalimdeki açık hava müzesinin dünya çapında olmasını sağlayabilir. Yöredekilere Ortaçağdan kalan kaleden erken taş devrine bir turizm imkanı sağlar. Yani görüyorsunuz altın gümüş falan değil, değerli olan doğru bir kemik parçası veya açılmamış bir kaba mezar. Yani haşa altın gümüş çanak çömlek değil.  Onlar, hep daha yeni dönemlerin ve olsa olsa süs olarak bir camekanda turistlerin daha fazla gelmesini sağlayabilirler.

Harbetsuvanda da ceylan tuzakları izleri var.  Oraya 20-30 dönümlük bir ceylan barınağı bu hayalimdeki müzeyi daha da hoş kılar. Bahattin Hocanın dere tepe gezip resimlediği ceylan tuzakları  muhtemelen onun söylemi ile “bunlar, tapınakların  ve o çağın ayak izleri” .

O zamanki barınaklarda bulunan kemikler de on, on iki bin yıl önce insanların en fazla ceylan ve daha az tilki, yaban koyunu, yaban domuzu yediklerini gösteriyor bize.  Dünya çapında bir paleobotanikçi bulup bir şekilde bu yörelerde çalışmasını sağlamak gerek.  Ben çiftçi ve gezmiş görmüş bir hekim olarak bu yörelerde bir zaman meşeden çitlembiğe, arada belki zeytin, yemiş gibi meyveler de olan yer yer bir sıklık içinde, sadece binlerle insan ve yanı sıra yüz binlerce hayvanın yaşadığını hayal ediyorum.

Ceylan tuzakları  ve Karahantepe

Urfa civarındaki taş devri yerleşim yerlerinin etrafında taştan örülmüş ceylan tuzakları var. 2014’de  bu “tapınakları” ilk gördüğümde bir Agora bir AVM olarak değerlendirmiştim. Tapınak lafı hep daha iyi satabiliyor ama düşünmek gerek ki tapınağın etrafında ve kökeni hep ekonomide, gıda üretimi ve endüstride.

Bolca gıda olmayınca tapınak da, dogma da olmuyor.  Dağın başında varsıllık varsa, felsefe, din, dogma da var, yoksa yok. Yoklukta can derdi var.   Varsıllıkta din de, felsefe de, hikayeler de ortaya çıkıyorlar, onun için bu ilk “toplantı merkezleri” veya “tapınaklar” ilk  varsıllık göstergeleri.

Ceylan tuzakları da o varsıllığın temeli - ekonomisi. Av eti ve deri paylaşılıyor, muhtemelen tuzlanıyor. Bir taş devri paketi var.  O pakette bu ceylan tuzakları da bilgi ve yaklaşım olarak yer alıyorlar muhtemelen.  T şeklindeki taşlar bariz olarak insanları temsil ediyorlar muhtemelen. O insan temsil eden taştan direklerin tepelerinde odundan çatılar var o dönemde.  Tüm Harran Ovası civarında yüzlerce metre taşların domino taşı gibi dizildikleri ceylan tuzakları var. Herhalde bir nevi sürek avı ve odak noktalarında avcıların avı bekledikleri odaklar. On bin yıl önce o taşların üzerinde çalılar mı vardı? Ortaçağdan falan tarihçiler bu yapılar hakkında bir şeyler yazmışlar mı, bilemiyorum.  Doç.Dr. Bahattin Çelik, bu Ceylan tuzaklarını görüntüleyerek ve bilimsel olarak  tarif ederek çok anlamlı bir katkıda bulunuyor o dönemin ekonomisini anlamamıza.  Bu tuzaklar muhtemelen bir padok olarak da kullanılmış, ilk koyunların, yaklaşık 2 tonluk auer-oxe yani  ineklerin atalarının, keçilerin ehlileştirildikleri yerler de olmuşlardır.

Tabii mekanize dünyamızda bu tuzakların taşlarını kepçe ile toplamak ve tarla açmak artık sorun değil, her yerde yüzlercesi kaybolmuştur. Bu tuzaklardan birkaçını dokumente ve kayıt eden Bahattin Hoca’ya ne mutlu; umarım bir kaç büyük yer de ceylan olmasa bile yaban koyun otlakları olarak muhafaza edilir  ve gelecek nesillere kalırlar.

“Ceylanlar” deyince Suriye sınırındaki Ceylanpınar işletmesini de gördüm. Kimdir şu an müdürü bilemem. “Burası dünyanın 4. büyük çiftliği” falan diyen bir kızcağıza az kaldı “daha büyük bir tanesini Türkmenistan’ da kurmak üzere çalışırken, diktatöründen ve güvenilmezliğinden sıkılıp  kurucusu olduğum Karakum international Project  KİP’e  devam etmekten vazgeçtiğimi” falan anlatacaktım. Ama babam “ eski Zirai Donatım Umum Müdürü” idi,  Bir arkadaşımın ABD Yeni Meksika’daki çiftliğinde uçakla dolaşıyorlardı, sığırları kontrol için ve ben Avustralya’da uçan doktorluk stajında büyük çiftliklere sağlık hizmeti veren kuruluşta staj gördüm. Bebek yaştan beri bu işlerin içindeyim. Herhalde müdür olandan epeyce daha fazla büyük işletme görmüş bir insan olarak bir KİT daha görmüş oldum, biraz sıkılmış ayrıldım. Tüm Kitlerde benzer şeyler görülüyor. Yazın pencere açık, klima son ayar çalışır, kışın pencere açık ve kalorifer. Oraya gitmek boşuna yol tepmek oldu. Zar zor birkaç ceylan gördük, arabasıyla bizi ceylanların padoklarının içine sokmak isteyen teknisyen, müdürü ortalıkta olmadığından izin alamadı vs. Yaşlandıkça zor bir adam oluyorum galiba. Yetkim olsaydı bir çok KİT’te  (Kamu İktisadi Teşekkülü) olduğu gibi orada bayağı bir çok insanın rahatını kaçırırdım herhalde.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Tartışma sürüyor; uzmanlar, “Ekonomi gerçekten bu oranda büyüdü mü”, yoksa “Ne sihirdir, ne keramet, TÜİK’te midir, marifet” sorularına cevap arıyor. İşte görüşler…

“İran – Türkiye – Irak – Suriye -İsrail – Filistin – Mısır – Suudi Arabistan - Yemen çemberi” kaynıyor, ABD ile Rusya arasında da “Orta doğu satrancı” oynanıyor. Uzman...

GÖZLEM, “Milli Eğitim’deki dini eğitime gidişi” ve “iç barış için” riskler getiren “Özel Halk Harekatı” oluşumunu masaya yatırdı. İşte uzman görüşleri…

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 12,98 ile son 14 yılın rekorunu kırarak, zirve yaptı. Yetkililer artışın geçici olduğunu savunu...

GÖZLEM konuyu masaya yatırdı. Uzmanlar, “Trump’ın iç politikadaki sıkıntılarını ve İslam ülkeleri arasındaki bölünmeleri” işaret ederek, “Kararın Ortadoğu’da gerilimi ...

Suriye'nin Deyrizor kentinin IŞİD'den temizlenmesine ilişkin açıklamayı Rus komutan ve YPG sözcüsünün birlikte yapması, Türkiye’de tepki yaratırken, yetkililerden ses ...