Adalet tartışmaları ve yargının zirvesine ulaşan kriz!..

8.9.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ortaya dökülen iddialar, fotoğraflar, karşılıklı sert açıklamalar içinde “Adaletin ve yargının varlığı ve tarafsızlığı ile ilgili tartışmaların siyaset çizgisine çekilmesi üzerine”, GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. İşte görüşler…

Yeni adli yıl “tarafsızlık” tartışmaları ile başladı. Geçen yıl ilk kez Cumhurbaşkanlığı’nda yapıldığı için eleştirilerin hedefi olan adli yıl töreni, bu yıl yeniden Yargıtay Konferans Salonu’nda düzenlendi. Yargıtay’ın her yıl 1 Eylül’de düzenlediği adli yıl açılış törenleri, Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı’nın konuşma yapması ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu arasında 2014’te Danıştay’da yaşanan tartışmanın ardından kaldırılmıştı. Geçen yıl adli yılın açılışı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda yapılmıştı. Bu durumun yargı üzerinde bir baskı olduğuna ilişkin eleştirilere neden olmuştu. 

Bu yılki törene açılış törenine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katılmazken, “Yargı bağımsızlığı” en büyük tartışma konusu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2016 yılında Rize ziyaretine Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanlarının da katılıp beraber çay toplaması, yalnız kararlarıyla değil ilişkileriyle de Erdoğan’ın istediği “uyumlu yargının” bir göstergesi şeklinde eleştirilmişti. Bu yılki 30 Ağustos Zafer Bayramı tebrik töreninde Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı selamlarken çekilen fotoğrafı, “rükû” tartışmalarına yol açtı. Arslan, fotoğraf için “Kadraj oyunuyla manipülasyonun çirkin bir örneği” dedi.

“Adaletin tartışıldığı” günlerde Danıştay Başkanı Zerrin Güngör, Sabah Gazetesi’nin bir yazarı ile yaptığı konuşmada “Sözde Adalet Yürüyüşü, sözde Adalet Kurultayı…”  diyerek CHP’yi sert şekilde eleştirdi ve  “CHP eski yargı düzeni değiştiği için çok rahatsız. Tek başlarına güçlü siyaset yapamadıkları için eskiden onların imdadına yargı yetişiyordu. Şimdi artık yargı bunu yapmıyor” dedi. 

Güngör’ün şu sözleri de çok tartışıldı ve CHP’lilerden “Önce cübbeni çıkar çıkar, sonra siyaset yap” denilerek sert tepkiler aldı; “Biz hâkimler olarak çok az konuşuyoruz. Ama bazen zorunlu durumlarda da yargının itibarını koruma adına konuşmamız gerekiyor. Kim için adalet? Neyin adaletini arıyorsunuz? Yargıyı da töhmet altında bırakıyorsunuz. Biz adalet terazisini çok hassas tutuyoruz. Birtakım söylem ve davranışlarla yargıya güven zedelenirse bundan bütün toplum zarar görür. Biz, tarafsız ve bağımsız olarak herkesin hakkını titizlikle dağıtmaya özen gösteriyoruz. Aynı özenin gösterilmesini beklemek de hakkımız!”

 Bu tartışmalar içinde yapılan Adli yıl açılış törenine Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile yargı üyeleri  katıldı. Açılış konuşmasını yapan, Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit,  "Adalet toplum ve devlet arasındaki bağdır.  Hak ve özgürlüklerin korunması yargının yürütmeden ve hükümetten ayrı olmasına bağlıdır" dedi. Konuşmasında vicdani kanaat uygulamasına da dikkat çeken Cirit, “Hakimin anayasayı, kanunu ne derece iyi bilmesi gerekiyorsa bir o kadar da vicdan sahibi olması gerekir" diye konuştu. 

"YARGIYA GÜVEN, TARİHİN EN DÜŞÜK SEVİYESİNE İNMİŞTİR"

Metin Feyzioğlu (Türkiye Barolar Birliği Başkanı): Adli Yıl açılışı dolayısıyla yaptığı açıklamada şunları söyledi: "Adli yıl açılış törenine, Türkiye Barolar Birliği'nin keyfi bir şekilde konuşmacı olarak davet edilmemesi, aslında vatandaşın susturulmak istenmesidir. Yargıya güven, tarihin en düşük seviyesine inmiştir. Bu durum, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığını tehdit edecek derecede tehlikeli bir hal almıştır. Adli yıl açılışı herkesi ilgilendiren bir konudur. Eğitimde, dış politikada, memur alımında, devlet ihalelerinde keyfilik vardır. Toplumsal yaşamın her alanında keyfilik hüküm sürmeye başlamıştır. Bunun da sebebi, yargıda keyfiliktir. Haklı haksız, suçlu suçsuz kavramları tamamen birbirine karışmıştır. Çünkü tüm yargı, siyasi iktidara bağımlı ve bu sebeple de taraflı hale getirilmiştir.

Adli yılın açılışı tüm vatandaşlarımızı ilgilendiren bir konudur. Mesele; adli tatilin bitip, mahkemelerin çalışmaya başlaması gibi bir tarihin anılması değildir. Mesele, bu ülkede yaşayan herkesin, yargı güvencesinde olması gerektiğinin açıklanması ve yargının gerçek sorunlarının konuşulmasıdır. Savcı soruşturur ve suçlar. Hakim yargılar. Avukat ise savunur. Yani birbirine eşit olan bu üçlü yapı içerisinde vatandaşın temsilcisi, avukattır. 105 bin avukatın ve tüm barolarımızın temsilcisi olan Türkiye Barolar Birliği, 80 milyon vatandaşımız adına doğruları söylemeye devam edecektir. Türkiye'nin en büyük sorunu keyfiliktir. Eğitimde keyfilik vardır; dış politikada keyfilik vardır; memur alımında keyfilik vardır; devlet ihalelerinde keyfilik vardır; toplumsal yaşamın her alanında keyfilik hüküm sürmeye başlamıştır. Bunun da sebebi, yargıda keyfiliktir. 

Avukatların görevlerini icra ederken, maruz kaldıkları keyfi muameleler, vatandaşların adalete erişimini neredeyse imkansız kılar boyutlara ulaşmıştır. Haklı haksız, suçlu suçsuz kavramları tamamen birbirine karışmıştır. Avukatı, hakimi, savcısı ve adli personeliyle, tüm yargı mensupları doğru yapsa bile artık yaptığının doğruluğuna kimseyi ikna edemez duruma düşürülmüştür. Bu sebeple toplumu ilgilendiren her soruşturma ve her dava bizi parçalara ayırmaktadır. Yargıya güven, tarihin en düşük seviyesine inmiştir. Bu durum; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin varlığını tehdit edecek derecede tehlikeli bir hal almıştır. Layık olanın layık olduğu göreve gelmesi demek olan 'liyakat ilkesi', 'iktidardaki kişilere sadakat' tercihiyle yer değiştirmiştir. Bizi, 15 Temmuz'da iç savaşın eşiğine getiren de budur. 

Bugün, Gülenci olduğu söylenerek tasfiye edilenlerin devlet mekanizmasında boşalttığı yerlere, başka tarikat ve cemaatlerin yerleştirilmesinin arkasında da bu keyfilik vardır. Yargının bağımlı ve taraflı yapısı ile savunma hakkının uluslararası ölçülerle izah edilemeyecek şekilde kısıtlanması en çok, Türkiye'yi yıkmak veya bölmek isteyen terör örgütleriyle, onları maşa olarak kullanan uluslararası güç odaklarının işine gelmektedir. Türkiye, üretime yönelik, iç ve dış yatırım yapılamaz bir ülke konumuna getirilmiştir. Çünkü yargısı güven vermemektedir. Dolayısıyla artan işsizliğin, fukaralığın da sebebi yargıdaki bu keyfiliktir. Bu mesele, temsilcisi olduğumuz 105 bin avukatın en önemli meselesi olmanın ötesinde, tüm milletimizin temel meselesidir. "

'YARGIYA GÜVEN YÜZDE 30'UN ALTINA İNDİ'

Sami Selçuk (Yargıtay Onursal Başkanı): Adliyenin durumu perişan. Adli yıl açılışları yapılır, konuşmalar olur. Bunun çok önemi yok. Asıl konular gözden kaçırılıyor. Örneğin 694 sayılı kararnameyle, ceza yasanının maddelerinin değiştirilmesi. Kim değiştiriyor? Bir kişi değiştiriyor. Neye göre değiştiriyor? Meşru olmayan bir oylamaya göre değiştiriyor. Batı'da olsa kıyamet kopar. Bizde kimse ilgilenmiyor. Benim özgürlüğüm üzerinde bir kişi tasarrufta bulunuyor ve bunu meşru olmayan oylamayla, referandumla yapıyor. Dehşet içindeyim. Oylamanın sağlıklı olmaması, hukuk dışı olması nedeniyle Cumhurbaşkanı'nın bu oylama sonuçlarına göre orada oturmaması gerekir. O oylama sonucuna göre rejimi değiştiremezsiniz. ‘Rejim değişti', ne derseniz deyin, hukuken değişmedi. Çünkü oylama sakat… Yargıya güven kalmadı. Eskiden yüzde 81 güven varken, şimdi yüzde 30'un altına indiği açıklanıyor. Bunu yalnız siyasetçinin yarattığı söylenemez. Bu oylamada ‘Evet' diyenlerin de payı var. Adliyenin bağımsız olduğuna iktidarın dışında kimse inanmıyor. İyi niyetliler var ama bu adliyeye güven anlamına gelmez. Kamuoyunda da adliyeye güvenin olması şart. Adliye doğru karar verse bile kamuoyunda güven yoksa adliye sarsılır. Bunun üzerine iktidar eğilmeli, iktidar eğilmiyorsa muhalefet bu konuyu sürekli gündemde tutmalı. Sorun bir kişinin ‘Yargı bağımsız' demesi değildir. Önemli olan kamuoyunun inanması lazım. Kamuoyu, yargının iktidarın emrinde olduğuna, verilen kararların yanlı olduğuna inanıyor. Niçin böyle bir izlenim doğduğunu araştırmak ve bunu ortadan kaldırmak gerekiyor.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, ekonomimize yön verecek olan bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Gözlem, krizin Türkiye'ye yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru'nun, fipronil maddesi bulunan zehirli yumurtalara Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 40 ülkede daha rastlandığı iddiasına yumurtacı...

İmalat sektörünü güçlendirmek ve rekabeti artırmak amacıyla KOSGEB’in KOBİ’lere sunduğu en önemli desteklerden KOBİGEL-KOBİ Gelişim Destek Programı başvuruları başladı...

Kuzey Kore’nin “hidrojen bombası” denemesi ve “geri adım atmayacağını” açıklaması ile Japonya ve Güney Kore’nin “korkulu” tepkilerine şemsiye olan ABD Başkanı Trump’un...

GÖZLEM, ülke gündeminin ilk sıralardan birine oturan bu süreçle ilgili “önemli” soruyu uzmanlara sordu. İşte yanıtları…

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, Kuzey Kore krizi başta olmak üzere, dünyanın ve ülkenin gündeminde olan gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. İşte görüş...