“Deprem öldürmez, bina öldürür” sözünün gereği neden yapılmıyor?

17.8.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

GÖZLEM, Türkiye’nin dört bir yanında “Geliyor, gelecek” denilerek beklenen büyük tehlikeyi masaya yatırdı ve uzmanlara “binaları güçlendirme ve kentsel dönüşüm imkanlarının neden yurt çapında planlanarak hızla uygulamaya konamadığını” sordu; işte cevaplar…

Türkiye'de 114 yılda can ve mal kaybının yaşandığı 6 büyüklük ve üzerinde 66 deprem meydana gelirken, son 17 yılda 164 bin 307 depremle ülke adeta beşik gibi sallandı. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi verilerine göre, dünyada 1900 yılından bu yana kaydedilen en büyük deprem, Şili'de 22 Mayıs 1960'ta meydana gelen 9.5 büyüklüğündeki deprem oldu.

Türkiye ve çevresinde ise 1903'ten bugüne kadar 6 ve üzeri büyüklükte 66, 7 ve üzerinde de 15 deprem yaşandı. Erzincan'da 27 Aralık 1939'da yaşanan 7.9 büyüklüğündeki deprem 114 yıldaki en şiddetli sarsıntı olurken, bunu, 7.8 büyüklüğündeki 17 Ağustos 1999 Gölcük depremi izledi.

İzmir, Çanakkale, Manisa, Muğla son dönemde art arda meydana gelen depremlerle gündemden düşmüyor. Maddi hasarlara yol açan depremler bu bölgelerde yaşayanlarda büyük paniğe yol açtı. Deprem kuşağında yer alan Türkiye’de yapıların büyük bölümünün deprem yönetmeliğine göre yapılmadığı biliniyor. Yaşanan her deprem sonrasında felaket senaryoları dile getirilirken, riskli konumdaki yapıların güvenli hale getirilmesi için ciddi adım da atılmıyor.

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) İzmir Şubesi Başkanı Gürkan Erdoğan, İzmir’in depreme hazır olmadığını söyledi. Erdoğan, 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 18’inci yıldönümü kapsamında yaptığı basın açıklamasında, İzmir’de kentsel dönüşümle ilgili somut adımların atılmadığını ve olası büyük bir depreme kentin hazır olmadığını kaydetti. Erdoğan, “Biz de '17 Ağustos depremi bir milat olacak' dedik. Depremden sonra bilim adamları bir araya geldi. Deprem şurası, kentleşme şurası toplandı. Deprem master planı hazırlandı. Ne yazık ki bu bilgiler raflarda kaldı. Depreme dayanıksız binaların yıkılarak yeniden depreme dayanıklı yapılması için kentsel dönüşüm yasası çıkarıldı. Yapı stokunun onarım ve güçlendirilmesi yok sayılarak, yık yap anlayışı kurtuluş yolu olarak ifade edildi. Ancak kentsel dönüşüm sadece konutun maddi olarak değerli olduğu yerlerde uygulandı. İzmir’de ise kentsel dönüşümde maalesef somut adımlar atılamadı. Olası büyük bir depreme ne yazık ki hazır değiliz" dedi.

“İZMİR'İN DEPREM MASTER PLANI DEĞİŞMELİ”

Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, İzmir'in deprem master planının yenilenmesi gerektiğini, plandaki verilerin 1998 yılından öncesine ait olduğunu kaydetti. İzmir Valisi Erol Ayyıldız'a deprem master planının yenilenmesi projesinin de aralarında bulunduğu 5 proje sunduklarını söyleyen Sözbilir, "Paleosismoloji' yöntemiyle fayın geçmişinin araştırılması projemize TÜBİTAK destek verecek" dedi. Sözbilir, projeler kapsamında, İzmir'deki fayların haritalandırılıp, üzerindeki bina envanterinin çıkarılacağını, fayların sensörlerle takip edileceğini anlattı.

DAUM Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, "Vali beye sunduğumuz projelerden biri İzmir'in deprem master planının revize edilmesi. 1998'de İzmir'in deprem master planı 'Radius Projesi' başlamıştı. Bu projede 1998 ve öncesine ait bilgiler vardı. Aradan yaklaşık 19 yıl geçti. Türkiye'deki bütün depremsellikle ilgili veriler 1999 depreminden sonra elde edildiği için biz de İzmir'de son 17 yıldır veri üretmeye başladık. Ama bu verilerin hiçbiri Radius Projesi'nde yok" diye konuştu.

Fay zonları imar planlarına eklenmeli

İzmir'de kent merkezinden geçen İzmir, Seferihisar, Gülbahçe, Tuzla ve Kemalpaşa faylarının haritalandırılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sözbilir, şöyle dedi: "Bu fayların üzerinde bir sürü yapı var. Bu yapıların ortaya çıkarılması için fayların 1/5000 ölçeğinde haritalandırılması ve imar haritalarına eklenmesi gerekiyor. Fay zonlarının 50, 100, 150 metre gibi değişken genişliklerde etki alanları var. Bu etki alanında kalan binaların sayısı, kaç okul, kaç hastane bulunduğu, bunların ortaya çıkarılması gerekiyor. Sonraki aşamada yapı performans analizi yapıldıktan sonra bina güçlendirilecek mi, yoksa yıkılacak mı ortaya çıkıyor."

Türkiye'de yıkıcı 1000 fay var

Maden Teknik ve Arama (MTA) Genel Müdürlüğü'nün 2011-12 yıllarında Türkiye diri fay haritasını yayınladığını hatırlatan Prof. Dr. Sözbilir, "Yıkıcı deprem üretebilecek yaklaşık 500 diri fay haritada yer alıyor. Bunların hepsi karada. Şu ana kadar sadece Marmara denizindeki faylar haritalanmış. Akdeniz, Ege ve Karadeniz kısımlarında haritalandırma yapılması gerekiyor. Karada tespit edilen fay sayısı da sürekli artıyor. Aslında bine yakın fay Türkiye'de yıkıcı deprem üretebilecek faylar sınıfında değerlendirilebilir, ancak bunların haritalandırılması gerekiyor" dedi.

TÜRKİYE, DEPREM GERÇEĞİNE ALIŞMALI ANCAK TESLİM OLMAMALIDIR

Avrupa Hazır Beton Birliği (ERMCO) ve Türkiye Hazır Beton Birliği Başkanı Yavuz Işık, Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Deprem Dairesi Başkanlığı tarafından yapılan araştırmaya göre 2017 yılında Ağustos ayına kadar Türkiye ve çevresinde 26 bin 227 deprem gerçekleştiğini vurguladı.

Türkiye’nin jeolojik yapısı nedeni ile büyük can ve mal kayıplarına yol açan depremler yaşadığına dikkat çeken Işık, şu açıklamalarda bulundu: “Türkiye’nin yüz ölçümünün yüzde 42'si birinci derece, yüzde 24'ü ise ikinci derece deprem kuşağındadır. 1950’lerden bu yana gerçekleşen depremlerde maalesef 32 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Bu acı bilanço bize deprem gerçeğini kabul etmemiz gerektiğini açık bir şekilde hatırlatmaktadır. Deprem herhangi bir yerde ve herhangi bir zamanda oluşabilir ve var olan koşullarda depremin önceden belirlenmesi olanaksızdır. Bu sebeple yapabileceğimiz en iyi şey bu gerçeği kabul etmek ancak depreme teslim olmayıp depremle mücadele etmektir. Depremi önleyemeyiz fakat depremin zararlarını azaltma imkânına sahibiz. Depremlerin oluşturacağı bu zararları azaltmanın en etkin iki yolu ise depreme dayanıklı yapılar inşa etmek yani yapı stoğumuzu; kaliteli, güvenliği kanıtlanmış betonlarla güçlendirmek ve toplumu depreme karşı bilinçlendirmekten geçmektedir” dedi.

‘TELEVİZYONLARDA KORKU PAZARLANIYOR’

Orhan Ayber (İnşaat Mühendisleri Odası eski Başkanı):1982-1993 yılları arasında İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanlığını yaptım. (O yıllarda Şubemizin sınırları Bandırma’dan Alanya’ya kadar tüm Ege Bölgesini kapsardı.) O dönem benim mühendislik yaşamım siyasi yaşamımın gölgesinde kaldığından pek bilinmeyebilir. Son günlerde jeofizik mühendisi Sayın Ahmet Ercan ve Jeoloji Müh. Celal Şengör TV programlarında İzmir halkına korku pazarlıyorlar. Gözlemlerimde halkımız üzerinde korku panik ve travmalara sebep yarattığına tanık oluyorum. İşte bu nedenlerle İzmir ile ilgili aşağıdaki gerçekleri açıklamak gerektiğine inanıyorum. 1- İzmir’deki yapılar ülke geneline göre oldukça sağlamdır. İzmir’de Bornova mıcır ocakları malzemeleri hem ucuz hem de çok kalitelidir. İzmir’de hiç bir zaman deniz kumu kullanılmamıştır. (İstanbul Kocaeli depreminde çoklukla deniz kumu kullanılması kayıplarımızın en öncü nedenidir.)

2- İzmir’de başta rahmetli İhsan Alyanak olmak üzere İnş. Müh. Odası ile proje denetimi protokolü imzalamış ve sonra görevi devir alan tüm belediye başkanları bu protokole sadık kalmışlardır. Böylece kaliteli proje yapılması süreklilik kazanmış, uygulama denetimini Odamız üslenmiştir.

3- Sayın Burhan Özfatura döneminde Odamızla yapılan bir protokolle yapı denetimine başladık. Bu uygulama ülkemizde ilkti, Odamız kendi laboratuvarlarını kurdu ve yine denetim çok başarılı oldu ve yine Odamızın girişimleri ile hazır beton kullanma mecburiyeti getirildi.

4- Yine Odamızın girişimleri ile zemini çürük olan Karşıyaka, Bostanlı, Bayraklı, Alsancak semtlerinde beş kat ve üstü yapılarda kazık çakma zorunluluğu getirildi.

5- İzmir Hilton otelinin yapımı sırasında proje müellifi firmanın talebi ile yüksek yapılar yönetmenliğimizin olmadığı anlaşılınca Sayın Burhan Özfatura’nın desteği ile Odamızca ülkemizin çok değerli bilim adamlarımızın katkısı ile yüksek yapılar yönetmenliği hazırlandı ve sanırım hâlâ ülkemizde belki de tek yönetmenlik olabilir. Şimdi tekrar konumuza dönelim deprem İnşaat Mühendisliğinin birinci derecede ilgi alanındadır, depremden korunmanın yolu sağlam yapılar yapmaktır. Sayın Ahmet Bey’i ve Sayın Şengör’ü uyarıyorum, mesleğinizi savunayım derken insanlarımızın ruhsal sağlığını bozduğunuzun farkına varın ve de binalarla ilgili yorum yapmayın. Napolyon’a atfedilen bir söz vardır, çizmecisine gittiğinde pantolonun kıvrımlarına karışan çizmecisini uyarır, “Çizmeden yukarı çıkma” der. Ben de sizleri uyarıyorum, zeminden yukarı çıkmayın orası İnşaat Mühendislerinin kapsamındadır.

'YAPI STOĞU RİSK TAŞIYOR'

Cemil Kora (TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Manisa Şube Başkanı): Topraklarımızın büyük bir kısmının deprem tehlikesi altında bulunduğunu unutmayalım. Uzunca bir süredir Çanakkale, Manisa, Adıyaman ve İzmir ilimiz, son olarak ta Muğla ilimiz ve ilçeleri depremden nasibini aldı. 6.6 büyüklüğünde olan deprem aynı zamanda bir su hareketine neden oldu. Bodrum ve Datça`da yapılar hasar gördü. Deniz kıyısında bulunan tekne ve otomobiller üst üste yığılarak çalışamaz hale geldi. Can kaybı olmasa da panik ve korku ile koşuşan ve pencerelerden atlayarak yaralanan insanlar oldu. Depremleri her an olacakmış gibi düşünüp ona göre önlemler almalıyız.
Türkiye’nin yüzde 66’sının 1. ve 2. derece deprem bölgesinde. Aralarında Manisa’nın da olduğu 11 büyükşehir ciddi risk altında. Manisa’da olası büyük bir depremin çok kötü felaketlere yol açar.  "Manisa’da 7 üzerinde olası bir deprem iddiaları eğer gerçeğe dönüşürse 1999 yılında Gölcükte ve Marmara bölgesinde yaşanan felaketin aynısını yaşarız. Depremin önlemlerini alıyoruz ama yeterli değil. Deprem bir doğa olayıdır. Bu gerçek kabul edilmeli fakat bilimin ve mühendisliğin gerekleri de yapılmalıdır. Depremle birlikte ortaya çıkan can ve mal kayıplarını kadere bağlayarak sorumluluktan kaçıp kurtulma anlayışı doğru değildir. Her afetten sonra sık sık yapılan yara sarma anlayışının dışında bilimin, tekniğin, mühendisliğin ve aklın gerektirdiği işlerin yapılması öncelikler arasında yer almalıydı. Yapılarımızın deprem riski taşıması değil deprem güvenliği olacak şekilde üretilmesi gerekirdi. Bu anlayış doğrultusunda alınacak önlemlerle deprem zararlarını kabul edilebilir sınırlara indirmek mümkün olabilirdi.
Ülkeyi, kentleri yapıları depreme karşı hazırlamanın üç temel yolu var.  İlki mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, onarılması ve güçlendirilmesidir. İkincisi yeni yapılacak olan yapıları; bilimin, tekniğin ve mühendisliğin ortaya koyduğu ilkeleri yapı üretim sürecinin içine sokmaktır. Bu nedenle proje üretim sürecinden başlayarak yapı üretim sürecinin tüm evreleri sertifikalı mühendisler tarafından denetlenmelidir. Ayrıca ortaya çıkabilecek riski azaltmak için yapıların sigorta kapsamına alınması da deprem zararlarını azaltmanın bir yolu olarak söylenebilir. Yaşamış olduğumuz orta büyüklükte bir depremde bile yapılarımızın hasar görmesi ve can kayıplarının ortaya çıkması yapı stokumuzun büyük bir risk taşıdığını önümüze seriyor. Ülkemizde yaklaşık olarak yirmi milyon mertebesinde yapı stoku bulunmaktadır. Fakat yapı envanteri ile ilgili olarak bütünlüklü bir çalışma ortaya konmamıştır. Yapılan bazı çalışmalar da dikkate alınmamıştır. Bugün kentlerimiz deprem afetinin yanında, insan eliyle yaratılan dört yeni afetle karşı karşıya bırakıldı. Kentlerimiz bu afetleri yaşıyor daha da yaşayacak.
Yeni inşaat ve kentsel dönüşüm uygulamaları sosyal ve toplumsal sorunları artırıyor. Bilimin tekniğin ve mühendisliğin gerekleri yapılmıyor. Deprem yönetmelikleri uygulanmıyor, yapı denetim mekanizması işlemiyor. Her yıl çok sayıda mühendislik diploması verilmesine rağmen kaliteli bir eğitim yapılmıyor. Oldukça fazla yüksek yapı yapılmasına rağmen bu yapılarla ilgili bir yönetmeliğimiz bile yok. Profesyonel mühendislik yaşamının düzenleyicisi olması gereken meslek odalarının yetkileri giderek budanıyor. Ticari kaygı teknik kaygının önüne geçiyor. Bilgi ve beceriye dayalı yöneticilerin yerini şirket ve cemaat ilişkileri alıyor, liyakat yok sayılıyor. Üniversite, meslek odası ve endüstri arasında olması gereken işbirlikleri önemsenmiyor. 

'ZARARI AZALTMA İNSANLARIN ELİNDE'

Adem İlik ( TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Çanakkale Şube Başkanı): Deprem bir doğa olayıdır, afeti ise çoğu zaman insanlar yaratır! Bu nedenle afet kader değildir! Kentsel dönüşüm; sosyal adalet, sosyal gelişim, sosyal bütünleşme, tarihi ve kültürel mirasın korunması, zarar azaltma ve risk yönetimi ile birlikte kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır. Afet, bir doğa olayının kendisi değil doğurmuş olduğu sonuçlardır. Doğanın kendi kuralları her zaman işleyecektir. Önemli olan   yaşanacak olayları afete dönüştürmeyecek yapıların üretilmesi ve sağlıklı bir çevrenin yaratılmasıdır. "Riskli alan", "riskli yapı" belirlenmesindeki adaletsizlik, keyfilik ve hukuksuzluğun yol açtığı mağduriyetler ve hak kayıpları oluyor. Kentsel dönüşüm uygulamaları daha çok rantın yüksek olduğu yerlerde yapılıyor.

Açıkçası kentlerimizin güvenli olmaması ve yapı stokunun riskli olması "yenilenme" gibi bir konuyu da gündeme getiriyor. Depreme karşı yapı stokunun güvenli hale getirmek iddiasıyla başlatılan kentsel dönüşüm uygulamaları, yeni sorun alanları yaratıyor. Daire alanlarının küçülmesi kat sayısı ve daire sayısının artmasına neden oluyor. Aynı sokak ve mahallenin alt yapısı aynı kalmasına rağmen aile sayısı ve nüfusun artması otomobil sayısını da artırıyor. Kentin fiziksel eşikleri aşılıyor, demografik yapı bozuluyor. Yeni bir trafik ve alt yapı sorunu yaratılıyor.

Kentlerimizde bulunan apartmandan bozma okul, sağlık tesisi, kreş, yurt ve benzeri yapılar varlıklarını sürdürüyor. Kamu kurumlarına bağlı okulların, yurtların, kreşlerin, hastanelerin tam sayısı, kaç tanesinin yıkılıp yeniden yapıldığı, kaçının güçlendirilmesi gerektiği, kaçının projelendirildiği, kaç işin bitirildiğine ilişkin bilgilere ulaşmak çok kolay olmuyor.  

Bütünlüklü bir planlama yerine parçacı bir anlayışla yapılar yıkılıp yeniden yapılıyor.

Kentsel dönüşüm; sosyal adalet, sosyal gelişim, sosyal bütünleşme, tarihi ve kültürel mirasın korunması, zarar azaltma ve risk yönetimi ile birlikte kapsamlı ve bütünleşik bir şekilde ele alınmalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, ekonomimize yön verecek olan bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Gözlem, krizin Türkiye'ye yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru'nun, fipronil maddesi bulunan zehirli yumurtalara Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 40 ülkede daha rastlandığı iddiasına yumurtacı...

İmalat sektörünü güçlendirmek ve rekabeti artırmak amacıyla KOSGEB’in KOBİ’lere sunduğu en önemli desteklerden KOBİGEL-KOBİ Gelişim Destek Programı başvuruları başladı...

Kuzey Kore’nin “hidrojen bombası” denemesi ve “geri adım atmayacağını” açıklaması ile Japonya ve Güney Kore’nin “korkulu” tepkilerine şemsiye olan ABD Başkanı Trump’un...

Ortaya dökülen iddialar, fotoğraflar, karşılıklı sert açıklamalar içinde “Adaletin ve yargının varlığı ve tarafsızlığı ile ilgili tartışmaların siyaset çizgisine çekil...

GÖZLEM, ülke gündeminin ilk sıralardan birine oturan bu süreçle ilgili “önemli” soruyu uzmanlara sordu. İşte yanıtları…