Suriyeli mülteciler ve toplumsal güvenlik

18.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Suriyelilerin yoğun olduğu bölgelerde vatandaşlar ve esnaf 'güvenlik sorunu' ile tedirginlik içinde yaşarken, gasp edilme korkusu ile geceleri ATM'lerden para bile dahi çekemez duruma geldi. Uzmanlar, önlem alınmaz ise yakın zamanda mafyanın insan kaynağını bu kayıp nesiller oluşturacak diyor

GÜLÇİN KARAEGEMEN/GÖZLEM - Suriyeliler’in sayısı Türkiye'de giderek fazlalaşıyor. Yerel halk ile çatışma riskinin doğması, yerel halk arasında artan güvenlik kaygısı ve siyasi kutuplaşma her geçen gün daha da artıyor. Sığınmacıların yaratması muhtemel en ciddi güvenlik riski ise yerel halk arasında var olan tepkinin bir provokasyon neticesinde şiddet içeren kitlesel tepkiye dönüşmesi durumunda yaşanıyor.  Bunun örnekleri neredeyse her ilde sıkça görülmeye başlandı. Suriyeliler arasında kendilerini korumak için ortak hareket etme ve örgütlenme konusu da sıkça öne çıkıyor. 

Özellikle son dönemde sıkça karşılaştığımız ve ön plana çıkan mülteci krizleri, vatandaşlar arasında tedirginliğe neden oluyor. En son Sultangazi'de yaşanan olay da bunun en somut örneklerinden... Sultangazi'de kızlara laf attıkları iddia edilen Afgan ve Suriye uyruklu kişilerle Sultanbeyli'de oturanlar arasında çıkan kavgada bir kişi bıçaklanarak öldürüldü. Polisin müdahale ettiği olaylar, 3 gün 3 gece sürdü. Türkiye'nin bir çok ilinde de durum aynı. Esnaf ve vatandaşlar güvenlik korkusu ile Suriyelilerin bulunduğu bölgelerde gasp edilme korkusu ile para çekemiyor, güvenlik korkusu ile sokaklara çıkamıyor. Kentlerde geceleri adeta “işgal edilmiş” bölgeler var...

Suriyeli çetelerin ortaya çıktığı ve vatandaşları ıssız bir yerde sıkıştırararak pala ve bıçak zoruyla telefonlarını ve paralarını gasp ettikleri haberleri de tedirginliği daha da artırıyor. Uzmanlar, zor koşullar  altında yaşayan mültecilerin her türlü suç ve şiddet ortamının gelişmesi açısından uygun koşulları yarattığını savunurken, “Eğitim almamış, düşük gelir seviyesine sahip, dışlanmışlık hissi içinde kimlik bunalımı yaşayan gençler ileriki dönemde pek çok suçun kaynağını oluşturacak.  Yerel halkın ifadesiyle önlem alınmaz ise yakın zamanda mafyanın, hırsızlığın, gaspın insan kaynağını bu kayıp nesiller oluşturacak. Bu da şu an hissedilmese de çok da uzun olmayan bir vadede yeni güvenlik riskleri doğması anlamına gelmektedir” yorumunda bulunuyor,

Ekonomide de baskı yaratıyor

Öte yandan Türkiye son 5 yılda 3 milyonu aşan Suriyeli’ye kucak açarken, mültecilere harcanan yaklaşık 10 milyar doların dışında sosyo-ekonomik etkileri dengeleri bozmaya başladı. Suriyeliler’in Türkiye nüfusunun yüzde 3’ünü aşmaları nedeniyle mültecilerin makro ekonomi üzerindeki baskısı başta büyüme, enflasyon ve işsizlik olmak üzere her geçen gün daha belirginleşti. Dünya Bankası’nın araştırması her 10 mülteci nedeniyle, 6 Türk'ün kişinin işsiz kaldığına dikkat çekiyor. Yeni iş alanları yaratılmadığı için toplumsal patlama yaşanabileceği endişeleri de var. Türkiye’de ayakta kalma mücadelesi veren Suriyelilerin sadece 5 bin 16 tanesi kayıtlı çalışıyor. Özel sektörde artan rekabetle Türk işçilerin yerini daha düşük maaşa razı Suriyeliler almaya başladı. Bunun neticesinde işsizlik her geçen gün artarken, Suriyelilere sağlanan iş imkanları ve kişi başına aylık 100 lira verileceğinin açıklanması da vatandaşların tepkisine neden oluyor. GÖZLEM konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu nereye gidiyoruz?

 

DURUM KÖTÜYE GİDİYOR

Burhan Özfatura (İzmir Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı):Bu durumun çok kötüye gittiği açık... Bunu Maalesef iktidardan başka da herkes görüyor. Görüyorsunuz çok sayıda çocuk mesleksiz olarak büyümeye başladı. Bunlar yakın zamanda mafya olacak, uyuşturuca kuryesi olacak. Türkiye'de zaten can ve mal güvenliği sıkıntısı var.  İnanılmaz boyutlarda artacak. Türk ekonomisine, Türkiye'nin sosyal yapısına verdiği zararı ölçmek mümkün değil. Bunların biran evvel geri gönderilmesi lazım. Zaten Türkiye'nin kendi iç sıkıntıları zirve yapmış durumda, Suriyeliler de bunu artırıyor.

 

EN BÜYÜK RİSK; ŞİDDET İÇEREN KİTLESEL TEPKİLER

Oytun Orhan (Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Uzmanı):Suriyelilerin Türkiye'deki etkileri, en fazla toplumsal alanda hissediliyor. Sığınmacılar ile yerel halk arasında, farklı dil, kültür ve yaşam tarzından kaynaklanan sorunlar yaşanıyor. Sığınmacılardan dolayı çok eşliliğin ortaya çıkması ve buna bağlı boşanmaların artması, kadın ve çocuk istismarı, çarpık yapılaşma gibi problemler de giderek artıyor. Suriyelilerin yoğun yaşadıkları illerde demografik yapıyı değiştirmeleri, en ciddi toplumsal etkilerden biri. Bu durum, kimi zaman etnik ve mezhepsel boyutlu kutuplaşmaların doğmasına ya da var olan gerginliklerin körüklenmesine yol açabiliyor.

Siyasi ve güvenlik açısından bakıldığında en ciddi risk, yerel halk arasında Suriyelilere karşı artma eğilimi gösteren tepkinin, provokasyon neticesinde şiddet içeren kitlesel tepkiye dönüşmesidir. Bunun ufak örnekleri neredeyse her sınır ilinde yaşanıyor. Yerel halkın tepkisinin en tehlikeli sonucu ise Suriyelilerin örgütlenerek kendi adalet ve güvenliklerini sağlama ihtiyacı hissetmeleridir. Zira Suriyelilerin örgütlenmesi, bütünleşme sürecine zarar veriyor. Suriyeli sığınmacılar eğer artık Türkiye'nin bir gerçeği ise bunun olumsuz etkilerini azaltacak, olumlu etkilerini daha fazla hayata geçirecek önlemler üzerinde durulmalıdır. O çerçevede Türkiye halkının tepkisini önlemeyi de içeren geniş kapsamlı bir 'Suriyeli sığınmacı politikası' acilen hayata geçirilmelidir. Suriyelilerin yarattığı toplumsal sorunların önlenmesinde en önemli araç eğitimdir. Eğitimden yoksun bir 'kayıp neslin' düşük gelir ve dışlanmışlık duygusu ile beraber ciddi sosyal problemlere yol açacağı öngörülebilir. Eğitim sayesinde, hem uyum sorunu aşılabilir hem de ülkeye toplumsal ve ekonomik açıdan katkı sunan bir nesil yetişebilir. Lakin kamp dışında yaşayan Suriyeli çocuk ve gençlerin yalnızca küçük bir kısmı eğitim alabiliyor. Suriyeli sığınmacılara yapılan yardımlar, kiraların yükselmesi, işsizlik oranının artması gibi argümanlar üzerinden Türkiye ekonomisinin olumsuz etkilendiği öne sürülüyor.  Suriyelilerin işgücü piyasasına girmeleri, yerel işçi sınıfı arasında iş fırsatlarının ellerinden alındığı gerekçesiyle tepki çekiyor. Türkiye, şimdiye kadar Suriyeli sığınmacılar için 5 milyar dolar harcadı. Kapsamlı bir sığınmacı politikasının uygulanması, ek maliyetleri beraberinde getirecektir. Buna karşın toplumsal entegrasyon sürecinin yönetilememesi, uzun vadede Suriyelilerin yoğun yaşadığı illerdeki güvenlik, istikrar ve toplumsal barış ortamını bozabilir. Öylesi bir durum, ülke ekonomisinin geneli üzerinde olumsuz etki yaratabilir. Söz konusu adımların hayata geçirilmesinde zaman faktörü de son derece önemlidir. Halihazırda Suriyelilerin Türkiye toplumuna bazı açılardan uyum sürecinin başladığı söylenebilir. Ancak kapsamlı bir sığınmacı politikasının yokluğu, Suriyelilerin uyum sürecini uzatıp maliyeti artıracaktır. En büyük risk ise iki toplum arasında yaşanabilecek bir olayın etkilerinin, uzun yıllar boyunca entegrasyon süreci önünde engel oluşturmasıdır.

 

İNSANİ DEĞERLER İŞSİZ KALMAK DEMEK DEĞİLDİR

Esfender Korkmaz (Ekonomist): 3-4 milyon Suriyeli, işimizi elimizden aldı. Bunlar düşük ücretle ve sigortasız olarak kaçak çalışıyor. İşverene işçi maliyeti yarıdan daha aza geliyor. İnşaatlarda, badana-boya işlerinde, demircilerde, mermercilerde bu gerçeği açıkça görmek mümkündür. İnsani değerler işimizi başkasına verip, işsiz kalmamız demek değildir. Türk Resim Sanat Tarihi'nin çok önemli bir peyzaj ressamı olan Hoca Ali Rıza (Ali Rıza Erhan) diyor ki; Kendi muhtaç himmete bir dede, Nerde kaldı ki gayrıya himmet ede. Suriyeli sorunu işsizlik oranının kısa dönemde artmasına neden olan yanlış politikaların başında geliyor.

 

SURİYELİMÜLTECİLERİN DE YAŞAM HAKKI VAR. AMA NASIL VE NEREDE?

 

Dr. Haktan Birsel (Uluslararası İlişkiler Uzmanı):Uzun bir süredir uluslararası güvenlik ve uluslararası terörizm derslerinde ve verdiğim konferanslarda küresel boyuttaki mülteci sorunsalının artık 65 milyon gibi bir rakama ulaştığı noktasından hareket ederek bu sorunun bölgesel olmaktan çıkarak artık küresel boyutta bütün dünyanın en önemli sorunu olduğu konusuna dikkat çekiyordum. Şimdilik onları kimsenin umursamadığını gösteren gelişmeler görülmektedir. Özellikle Suriye olması nedeniyle mülteci sorunsalında da merkeze Suriye’de devam eden iç savaşı ve bu yüzden Türkiye’ye sığınan Suriye mültecilerini getirdiğimizde karşımıza 3 milyona (bence 1 milyon daha eklenmeli) ulaşan ve tedbir alınamayan korkunç bir manzara çıkıyor.

Bilindiği üzere 2010 yılında Arap Baharı hareketlenmesiyle Suriye karışmış ve çoğu çalışmalarda görüleceği üzere DAEŞ oluşumu ile beraber Suriye coğrafyası terörü koruyan, besleyen ve büyüten bir sefalet alanı haline gelmişti. O dönemde şimdilerde artık adına “kademeli strateji” olarak belirlediğimiz, yani kısaca bir hamle yapıp sonucunu görmek ve sonra bu sonuca göre yeni hamleyi belirlemek olarak özetlediğimiz bir strateji uygulama alanına konuldu. Ama ilerleyen dönemlerde bu küçük coğrafya küresel güç mücadelesinin şekillendiği ve DAEŞ’i bile unutturduğu bir olaylar zincirine dönüştü.

İç savaş başladığında ilk etapta akın akın Türkiye’ye sığınan Suriyeli mültecilerin bir kısmı kamplarda barındırıldı. Ancak artan sığınmacı hızına ayak uydurulamadığı ve soruna cevap verebilecek politikalar uygulama alanına konulamadığı için bunların büyük bir kısmı ülkenin değişik bölgelerine dağıldı ve kontrol edilemez hale geldi. Mültecilerin büyük bir bölümü de Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalıştı. Ama Avrupalı devletlerin aldığı sert tedbirler nedeniyle bir kısmı denizlerde ve bilinmedik yerlerde öldü, bir kısmı da değişik mafya gruplarına kurban oldu ve olmaya da devam ediyor.

Türkiye açısından halkın yaklaşımının temeli iki açıdan değerlendirilmeli: Suriye’de huzur ortamının oluşma şansı artık yok. Bu gerçek göz önüne alındığında ciddi ve gerçekçi mülteci politikalarına ihtiyaç olduğu net bir şekilde ortaya çıkıyor. İşte ikinci boyut görevi, iç politikayla alakalı ve burada görev Valilere, Kaymakamlara ve Belediye Başkanlarına düşüyor. Şimdi ilk olarak kontrolsüz bir şekilde dolaşan bütün mülteciler belli yerlerde toplanarak birincil ihtiyaçları karşılanmalı. İkincisi ise bu grupların bireysel yeteneklerine göre eğitim görmeleri ve çalışmaları sağlanmalı. Ayrıca Bakanlıklar seviyesinde oluşturulacak kontrol mekanizmaları tarafından bu çalışmalar denetlenmeli. Bunlar yapılmazsa ne olur sorusuna cevap bile vermeye cesaretim yok. Çünkü rakamlar gerçekten artık çok büyük ve yakın bir zamanda kontrol edilemeyecek hale gelecek. Bu da terör odaklarının çok daha rahat hareket etmelerine, kendilerine her türlü eylemi gerçekleştirecek insan kaynaklarına kolaylıkla kavuşacağı anlamına geliyor.

Türkiye Suriyeli sığınmacılar sorununun çözümü açısından da Fırat Kalkanı ile doğru bir hamle yaptı. Amaç Suriye’de güvenli bölgeler oluşturup, kendi yuvalarına güven içinde dönmelerini sağlamaktı. Kısmen başardı da… Ancak Türkiye aktif askeri ve diğer birimleriyle Suriye’de güvenli alanlar yaratma politikasına bu birimleri güçlendirerek devam etmeli ve küresel güç mücadelesinin köşe başlarında yer alan ABD, RF, İran, AB ve Çin ile uluslararası platformlarda mücadelesine devam etmelidir. Özellikle artık açık bir şekilde PYD ile Suriye’nin Kuzeyinde Akdeniz’e çıkışı olan yeni bir Kürt kantonu oluşturacağını uygulamalarıyla ortaya koyan ABD’ye karşı diğer küresel güç merkezleriyle işbirliğine giderek çözüm bulmalıdır. Çünkü ABD Afganistan, Irak ve sonra da Suriye’de ciddi anlamda tıkanmış durumdadır. Diğer coğrafyalara huzur getiremediği bir gerçektir.Örneğin Afganistan’dan çekilen ABD PYD’yi silahlandırıp Suriye Kürtlerini Suriye’de en büyük güç pozisyonuna getirmek istemektedir. Her müdahale binlerce mülteciye sebep olmaktadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı. Aldığımız uzman görüşleri, programı açıklayan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın görüşleri ile büyük ölçüde çelişiyor. İşte o görüşler…

GÖZLEM, Türkiye bilimin temeli olan “Evrim Teorisi’ni eğitim müfredatından çıkarırken”, Japonya’nın “Dünya’yı değiştirecek” bu büyük hamlesini masaya yatırdı. İşte uzm...

Merkezi yönetim bütçesi, haziran ayında 13.7 milyar lira açık verdi. Ocak-Haziran döneminde bütçe açığı ise 25.2 milyar lira oldu

GÖZLEM, “Hoşnutsuzluğu ve tepkiyi şiddete başvurmadan dile getirmenin yolunu ardına kadar açan” Adalet Yürüyüşü’nü masaya yardı. İşte uzmanların görüşleri…

GÖZLEM, Katar – Türkiye – Suriye üçgenindeki iki ayrı krizi bu hafta da “askeri” uzmanlara sordu; işte cevapları…

Duayen Gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, Adalet Yürüyüşü, Maltepe Mitingi ve sonrası konusunda GÖZLEM’in sorularını cevapladı.

Dolar bazında dünyanın en gelişmiş 19 ekonomisinin ve Avrupa Birliği'nin oluşturduğu G-20'nin bu yılki liderler zirvesi Almanya'nın Hamburg kentinde yapıldı. Türkiye'...

Yazarlar