Kaygılı Türkler yeni bir liman arıyor

12.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

1961'de Almanya'da başlayan 'işçi göçü', 1967'de Avustralya'ya aile göçü ile devam etti. Sonra 'beyin göçü' ile Türkiye çok değerli insanlarını kaybetti. Irak-Suriye depremleriyle büyük göç alan Türkiye'de 'yeni' bir göç yolu açıldı. 'Kaygılılar' Almanya, İspanya, Yunanistan, Malta gibi ülkelere yerleşmeye başladı.

GÜLÇİN KARAEGEMEN/GÖZLEM -Güvenlik kaygıları ve büyüyen siyasi istikrarsızlık sebebiyle, maddi durumu iyi olan çok sayıda vatandaş, çocuklarının daha iyi bir eğitim alması ve kişisel güvenlik arayışları için ülkelerini terk ediyorlar. Kanada’dan Yunan Adalarına, Malta’dan İspanya’nın Barcelona ve Malaga gibi kıyı kentlerine, iş kurarak veya yatırım yaparak değil ama “konut satın alarak” gidiyor.

Yapılan bir araştırmaya göre 2015'te dünya genelinde 64 bin milyoner kendi ülkelerini terk etti. 2016'da ise bu rakam 82 bine fırladı. Ülkemizin de ciddi sayılabilecek bir göç verdiğine dikkat çekiliyor ve ‘6 bin Türk milyonerin göç ettiği' belirtiliyor. Araştırmayı yapan kuruluşa göre "milyonerler çoğunlukla çocuklarının daha iyi bir eğitim alması için ve kişisel güvenlik arayışları için ülkelerini terk ediyor…"

Gelecek garanti altına altına alınmak isteniyor

Yunanistan'ın 250 bin Euro'dan fazla yatırım yapanlara beş yıllık oturum hakkı verdiğini vurgulamış ve bunun sonucu olarak 'varlıklı Türk ailelerinin ailelerinin çocuklarının geleceğini garanti altına almak için hevesle emlak satın aldıklarını" belirtmişti. İspanya’da hazırlanan iki farklı başka rapor Yunanistan’ın talepte yalnız olmadığını ortaya koyuyor. Verilere göre 2017’nin ilk çeyreğinde İspanya’da gayrimenkul satışları yüzde 26 oranında artmış durumda. "Barcelona’dan ev alanların yüzde 29’u İspanyol vatandaşı. Yüzde 25’i İngiltere’den, yüzde 12’si ise Türkiye’den…"

Türkiye’yi yüzde 7’şerlik oranla Fransa ve Katar, Suudi Arabistan, BAE, Kuveyt gibi Körfez ülkelerinin tamamı takip ediyor. Yani Türkler Barcelona’da 1.000’den fazla ev sahibi olmuş. Uzmanlar İngilizlerin Bretix'ten dolayı Barcelona'yı tercih ettiğini, Türklerin ise siyasi gerilim ve kutuplaşma nedeniyle böyle bir yatırıma giriştikleri görüşünde. Göçün sebepleri arasında: eğitim. kişisel güvenlik, sağlık, iklim ve temizlik gösteriliyor. GÖZLEM konuyu tartışmaya açtı. Sosyologlar, siyasetçiler, güvenlik uzmanları ve eğitimciler bu duruma ne diyor?

 

ZENGİNLER GÖÇÜ BAŞLADI

Türkiye’den ilk büyük göç, Almanya’ya idi... 30 Ekim 1961’de Türkiye ile Almanya arasında imzalanan İşgücü Alımı Anlaşması ile ilk olarak 2 bin 500 Türkün göç ettiği Almanya’da bugün üçüncü nesle ulaşan yaklaşık 3 milyon Türk bulunuyor.

Ardından Avustralya’ya göç başladı. 5 Ekim 1967’de Avustralya ile işgücü anlaşması imzalanmasının ardından bu ülkeye giden ve üçüncü kuşağa ulaşan Türklerin sayısı bugün 60 bin civarında. Ardından “beyin göçleri” başladı... Türkiye’de istedikleri çalışma şartlarını ve ücretleri bulamayan mühendisler, hekimler vb. gelişmiş batı ülkelerine gitti. Şimdi ise gündemde “zenginler göçü” var.

 

'TÜRKİYE'NİN İÇİ BOŞALTILIYOR'

Ali Naili Erdem (Eski Milli Eğitim Bakanı): Yakın zamana kadar zenginlik kaynağı petroldü. Ama son yıllar içerisinde görüldü ki bu kaynaklardan çok daha önemli olan kaynak bilgidir. Gördüğümüz kadarıyla zengin aileler, önemli ölçüde belirli bir kültür seviyesine sahip olan insanlardır. Bilgi seviyesi yüksek olan insanlar aynı zamanda çocuklarının çok daha güvenli bir ortamda yetişmelerinin düşünen insanlardır. Bunların ortaya koyduğu görüş çocuklarının hem bilgi birikimini en iyi şekilde vermek hem de yaşamlarını güvence altına almaktır. Bu da bence Türkiye'nin içinin boşaltılması anlamına gelmektedir. Önemli olan nitelik ve niceliktir. Nüfus miktarı mı çoğaltılmalı yoksa nüfuslu insanların miktarı mı artırılmalıdır? Başka bir deyişle; elinde diplomalarıyla dolaşan insanlar mı yetiştirilmeli yoksa dünyayı yönetecek zeka disiplinine sahip bilgi birikimi sahip insanlar mı yetiştirmeliyiz?

Benim gördüğüm kadarıyla bilgi birikimini yüksek tutmak isteyenler çocuklarına yarının dünyasında sağlıklı bir yer bulmaları için, eğitimlerinin yüksek olmasını düşünerek Türkiye'den kaçıyorlar.

 

'ÜLKEDE KALIP MÜCADELEYE DEVAM EDİLMELİ'

Aytun Çıray (CHP İzmir Milletvekili): Hukukun üstünüğü ve demokrasinin yok olması nedeniyle insanlar Türkiye'de artık güvenli bir gelecek göremiyorlar. Adeta Almanya'da insanların göç ettiği gibi göç etmeye başladılar. Özellikle referandumun geçmesinden sonra bunun daha da artacağını düşünüyorum. Öte yandan bu tavrı yanlış da buluyorum. Bu ülke demokrasi ve hukuka alıştı; bunu bırakmaz. Bu referandum ile bu millet kazandı... Referandum sonucu hayırcıların zaferidir. Onun için kimse endişelenmesin. Türkiye 2019'da çıkmış olduğu raya tekrar girecektir. Ülkesini sevenler gitmemeli, ülkede kalıp mücadeleye devam etmelidir.

 

'MİLLET OLMANIN GEREĞİYERİNE GETİRİLMELİ'

Soner Aydın (Emekli Albay): Esas olan, bir milletin bütün fertlerinin; vatanını, milletini, ailesini, komşusunu, değerlerini, kültürünü… her koşulda savunmasıdır. İnsan eğer, yukarıda sıraladığım unsurların anlamsızlaştırıldığı endişesini taşıyorsa, o zaman sadece kendi sorununa odaklanır. Yani ortak milli değerlerin ortadan kaldırılmaya çalışıldığı, yok sayıldığı, saygı duyulmadığı bir ülkede; mücadele azmini kaybetmiş veya mücadeleden korkan insanlar için ortak yaşamın da, millet olmanın da bir anlamı yoktur. İşte o zaman bu insanlar sadece kendi başlarının çaresine bakmak yolunu seçerler. Yani göçmeye karar vermiş bir insanın, sadece hayatta kalmak için bu yolu seçtiği düşünülmemelidir. Bu gün Türkiye’de hangi ortak milli değeri paylaşabiliyoruz? Buna bakmak gerekir! Ortak milli hedeflerimiz nelerdir? Bizi bu hedeflere yönlendirecek bir ortak irade var mıdır? Tabloya bir bakalım: Siyaseten pek çok parçaya ayrılmış, kendisine oy vermeyene hizmet vermeyen, karşıt görüşü düşman ilan eden, etnik ve ideolojik hesaplaşmaların had safhada olduğu, inanç değerleri yönünden Allah yerine cemaatlerin, tarikatların kulu olmuş ve pek çok gruba ayrılmış, siyasetinin bu durumu sonuna kadar sömürdüğü, kurucu değerlerinin her gün bir meczup tarafından en alçak iftiralarla yıpratıldığı, milli ekonomisi olmayan, yabancı yatırımlardan medet uman, milli ordusu herkesin gözü önünde en aşağılık kumpaslarla ortadan kaldırılmış, milli güvenliği sağlayacak unsurları çıkarcı siyasetin kapı kulu olmuş, hukukun olmadığı, özetle; ekonomide siyasette, ticarette, adliyede, mülkiyede, basında, eğitimde, üniversitelerinde, sağlıkta, bürokraside… toplumu bu kadar yoran, umutsuzlaştıran, yıpratan bir ülke vatandaşına ne verebilir? Bir de bunun üstüne her geçen gün Ortadoğu batağına biraz daha saplanan bir ülke…

Göç konusu benim en hassas olduğum konulardan bir tanesidir. Bu nedenle duygularımı mazur görün. Çünkü ben, görevim nedeniyle Irak’ta bulunduğum yıllarda; ülkede yaşanan iç savaş, zulüm ve kaostan kurtulmak için ailesini bırakıp kaçan babalara, görevini bırakıp kaçan devlet adamlarına, silahını bırakıp kaçan askerlere, namusunu peşkeş çeken kadınlara, evine bir tane, “sadece bir tane” ekmek götürmek için kendisini yabancılara sunan on dört yaşındaki kız çocuklara, “çocuğumu evlat edin ve Türkiye’ye götür bari o kurtulsun” diyen analara tanık oldum. Son yıllarda Suriye’den kaçmaya çalışan insanların başlarına gelenleri unutmak mümkün mü? Aylan bebek hala benim rüyalarıma giriyor. Bu güne kadar Türkiye’den dışarıya yaşanan göçler o kadar da önemli değildir. Asıl önemlisi; ülkemizin içinde milletimiz arasında ve bölgemizde yaşanan gelişmelere bakıldığında, zamanında gerekli önlemlerin alınmaması halinde yaşanacak göçlerdir. Bu nedenle bu gün içinde bulunduğumuz durum hamasetle üstesinden gelinebilecek bir durum değildir. Savaşı sadece cephede düşmana kurşun sıkmaktan ibaret gören, savaşların neden olacağı yıkımları hayal bile edemeyen, karşıt görüşü düşmanca görüş olarak algılayan, tartışmayı kavga etmek zanneden ve uzlaşma kültüründen yoksun toplumları hamasetle yönetebileceklerini zannedenler büyük yanılgı içerisindedir. Devletin görevi; milletini savaştan sakınmak ve aynı zamanda iç huzuru sağlamaktır. Bu nedenle süratle millet olmanın gereği yerine getirilmeli, milli birlik ve beraberliği, huzur ve refahı sağlayacak önlemler alınmalıdır. Devlet bunu yapamıyorsa, millet gereğini yapmalıdır.

 *

ÇAĞDAŞLAŞMA DEĞERLERİ KARŞILANMAYAN KÜLTÜRLÜ KESİM GÖÇÜYOR

Prof. Dr. Hüsnü Erkan: Türkiye’de  yaşanan bu nitelikteki göç dalgası, eski göç süreçlerine göre çok daha farklı nedenlere  dayanmaktadır. Almanya  ve arkasından diğer Avrupa ülkelerine yönelik ilk göç dalgasının arka  planında, sanayi  ve refah toplumu olarak Avrupa ülkelerinin ihtiyaç duyduğu mavi yakalı işgücü talebi bulunuyordu. Türkiye’de sanayileşme yeni palazlanıyor ve iş ve aş bulmak ve de çocuklarını okutmak için kırdan büyük kentlere yönelik  bir göç dalgası yaşanıyordu. Bu süreçte hem kırsaldan, hem de büyük kentlerdeki işsizler için Avrupa yolculuğu yeni bir umut  olarak doğdu ve yaşandı. Döviz ihtiyacı olan Türk ekonomisi için bir imdat simidi olarak devreye girdi. Her kesim için göç bir yeni ümit  olarak görüldü. Avustralya  göçü, bir bakıma bunun devamı  ve  yeni bir  umutlara açılma  olarak görülebilir. Beyin göçü dönemi,  Ekonomimizin olanak ve sistemlerimizin eğitimli kesimin taleplerini karşılamakta  yetersiz kalmasından  kaynaklandı. Ancak küreselleşen ilişkiler içinde Türkiye’ye yeni ufuklar açtığı da söylenebilir.

Bugünkü  bazı Akdeniz ülkeleri ile Orta Avrupa ülkelerine yönelik olan ve konut satın alarak  yaşanan göç dalgasının dinamikleri ise  oldukça farklı. Bunlar iş ve aş arayışında değil. Üstelik belli bir sermayeyi beraberinde götürüyor. Çoğunun işi ve imkanları yerinde olduğu gibi kültürlü bir kesim. Bilindiği gibi Türkiye 60 yıla yakın bir süredir, AB  üyeliği peşinde ve bununla Avrupa standartları ve çağdaş değerleri beklentisi içinde yaşadı. Ancak bu gün AB beklentisi en düşük dönemine girdi. Üstelik Türkiye giderek  muhafazakarlaştı. Bu  muhafazakarlaşma  ülkemiz ilişkilerini Batı’dan çok Ortadoğu coğrafyası ve Orta Doğu  kültürüne yönlendirdi .Yine toplumun bir kesiminin Osmanlı  toplum değerlerini yüceltmesi toplumun  diğer kesimi tarafından geçmişe yolculuk  olarak algılanıyor. Bunlarla bütünleşen toplumsal kutuplaşma ve bitmeyen terör  süreci  toplumun  kültürlü kesimini ciddi olarak tedirgin etmektedir. Kısacası kültürlü orta ve üst tabaka insanlarımız, bir yandan toplumdaki kutuplaşmadan tedirgin, bir yandan da daha demokratik, daha  çağdaş uygarlık değerleri  perspektifi yerine, daha  muhafazakar, daha siyasi İslamcı ve daha geleneksel değerlerin yükselmesinden tedirgindir. Karşılanmayan çağdaşlık  beklentilerini Batı Uygarlığını içinde arama eğilimini taşımaktadır. Kendileri ile konuştuğunuzda, Ülkenin özellikle toplumsal  ve siyasi  geleceği konusunda tedirgin olduklarını ; çocuk ve torunlarının geleceğini  düşündüklerini söyleyeceklerdir. Kanımca  siyasi iktidar, toplumda yükselen bu dalgayı dikkate ve ciddiye alarak , başta toplumsal uzlaşma, hukukun üstünlüğü ,yargının bağımsızlığı ve diğer  demokratik   değerler konusunda yeni  bir tavır belirlemeyi düşünmelidir.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, “Referandum bugün ertelense” de, ABD’nin ve İsrail’in desteklediği “Kuzey Irak Kürt Devleti” konusunun masada kalma ihtimalini uzmanlara sordu, işte yanıtları…

Gözlem, bu çok önemli konuyu ve geleceğe yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, Kuzey Irak / Barzani Referandumu, “yeni” Diyanet İşleri Başkanı’nın “sekülerizme cihat açışı” başta olmak üzere gündemdeki i...

Gözlem, ekonomimize yön verecek olan bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Gözlem, krizin Türkiye'ye yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru'nun, fipronil maddesi bulunan zehirli yumurtalara Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 40 ülkede daha rastlandığı iddiasına yumurtacı...