Kışlalı: “Erdoğan hedefi değiştirdi!..”

5.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Referandum sonrası gelişmeler, Avrupa ile “iyice gerilen” ilişkiler ve Avrupa Parlamentosu adına yapılan açıklamalar sebebi ile ortaya çıkan tablonun Türkiye’nin yarınlarını, ne derece ve nasıl etkileyeceğine dair GÖZLEM’in sorularını cevapladı. İşte sorularımız ve Kışlalı’nın cevapları…

GÖZLEM – Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) 28 Nisanda “çok ağır bir karar alarak”, Türkiye’yi “yeniden denetleme / bekleme odasına aldı”; bu “Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Sırbistan, Bosna Hersek, Moldova gibi, tartışmalı ve şüpheli demokrasileri sebebiyle “izlenme / denetlenme / bekleme odasına döndürülmek” demekti ve “geri döndürülmenin ilk örneği” idi. Bu olumsuz gelişmenin “sorumluluk payı” düzleminde a) Türkiye’nin, b) Avrupa’nın nerelerde, hangi hataları yaptığını değerlendirir misiniz?..

K – Türkiye'nin referandum dolayısıyla çeşitli Avrupa ülkelerinde yapmak istediği gösteri ve toplatılarda çıkan olaylar akıl almaz bir şekilde Erdoğan ve ekibi tarafından tırmandırıldı. O ülkelerde ters etki yaptı. Türkiye'nin Erdoğanlı imajı her geçen gün tırmandı, tırmandı ve Avrupa ile ipleri koparma noktasına getirdi. Türkiye'nin imajı Avrupa'da çok çok gerilere gitti. AB, Türkiye'nin, Erdoğan'ın her gün vurgulamakta ve götürmekte olduğu istikametle AB'ye üye olamayacağını her vesileyle ifade etti. Bu arada da Erdoğan her fırsatta bunu doğrulayacak AB aleyhine faaliyet ve ifadelerde bulundu. Diğer taraftan da AB, Türkiye'nin geliştirilmesini istediği alanlarda yetersiz kaldığını da görerek, bu kararı aldı. Bence bu sonuçta Avrupa'nın sorumluluğu, Türkiye'nin görece başarı gösterdiği dönemlerde, yani son referanduma kadar, Türkiye'nin üyeliğine karşı yeterince hevesli, hoşgörülü, sıcak ve dostane davranmaması oldu.

 

GÖZLEM – Bu durum konusunda, diplomasimizin “duayen ağabeyi” emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ, Uğur Dündar’ın konuyla ilgili sorularına verdiği cevapta, “Bu karar ile 13 yıl geriye götürüldüğümüzü” vurgulayarak, “Bugünlerde AKPM’yi eleştirerek yerin dibine batıranların, 2008 yılında AKP aleyhine kapatma davası açılınca ilk başvurdukları uluslararası kuruluşun AKPM olduğunu unutmamaları gerekir. Nitekim AKPM, o günün şartlarında tüm siyasi parti başkanlarının imzaladığı bir bildiri yayınlayarak AKP’nin kapatılamayacağı hususunda Türkiye’ye güçlü bir mesaj vermişti. Bu sefer de, Türkiye’de başta yargı olmak üzere demokratik kurumların ciddi sorunlar yaşadığını gören Avrupa Konseyi’nin duruma müdahil olma gereğini duyması kurallarına ve kuruluş amacına uygundur” dedi, görüşünüz?..

K – Tabii. Hiç şüphesiz. Avrupa ile Türkiye'nin politikalarının örtüşmediği, çıkarları gereği Türkiye'ye müdahale etmek istedikleri bazı noktalar vardı ama onlar görüşmelerle çözülecek düzeydeydi. Ancak Erdoğan'ın referandum öncesi çıkışları ve olayları tırmandırması AB'nin bu kararı almasına neden oldu. Referanduma kadar, AB, Erdoğan'ın tek adamlık eğiliminin ne derece olduğunun farkında değildi, ayrıca Erdoğan da öyle değildi. Erdoğan'ın tutumu da değişti. Şimdi bu referandumdaki değişikliklerin AB'nin değerlerine uymadığını ve böyle bir Türkiye'nin AB'ye giremeyeceğini, hatta AP’nin   Türkiye raportörü Kati Piri’nin açıklaması ile “Müzakerelerin kesilmesi gerekiyor. Fasılların açılması kesinlikle söz konusu olamaz. AB’ye girmek isteyen, kriterlerini yerine getirmek zorunda” demedi mi?..

 

GÖZLEM – AKPM kararında, “OHAL'in mümkün olduğunca çabuk kaldırılması, gerekli olmadıkça KHK çıkarılmaması, yargılanmayı bekleyen tutuklu parlamenterlerin, gazetecilerin, aydınların ve belediye başkanlarının tutukluluk hallerinin kaldırılması, kamu görevlilerinin toplu halde işten çıkarılmalarının durdurulması, OHAL Araştırma Komisyonu’nun kurularak KHK’larla işinden olanlar için iyileştirici çalışmalar yapılması ve adil yargılanma hakkının garanti altına alınması, AKPM’nin kararları ve Venedik Komisyonu’nun tavsiyeleri ışığında ifade özgürlüğünü sağlayacak adımların acilen atılması, Venedik Komisyonu'nun 18 madde ile ilgili tavsiyelerinin uygulanması ve terörle mücadele yasasının revize edilmesi” isteniyor ve “idam cezasının Avrupa Konseyi üyeliğiyle uyuşmadığı, bu yolda bir uygulamanın Türkiye'nin üyeliğini tehlikeye sokacağı” vurgulanarak, “AKPM'nin referandumu izleme heyetinin raporuna atfen adil olmayan şartlarda gerçekleştirilen referandumun meşruiyetine gölge düşüren ‘mühürsüz zarflar, mühürsüz oylar’ konusunun ve bu konuda Yüksek Seçim Kurulu’nca Doğu ve Güneydoğu’da sandıklar kapandıktan sonra alınan kararların” altı çiziliyor. Görüşünüz?.. 

K – Bütün bunlar Batı'nın Türkiye ile ilgili yaptığı eleştirileri özetliyor. Bu eleştiriler Türkiye'de de yoğun bir şekilde yapılıyor. Ancak bunların hal yeri böyle karşılıklı tartışmalarla ve çatışmayı tırmandırarak değil, doğal müzakereler ile ele alınmasıdır. Fakat Türkiye bu noktada değil. Erdoğan bu sayılanların hiçbirini düzeltmek niyetinde değil. Erdoğan'ın başka hedefleri var. Artık AB üyeliği Erdoğan için Türkiye'nin hedeflerinden çıkmış gözüküyor.

 

GÖZLEM – Başbakan Binali Yıldırım’ın Avrupa Konseyi (AKMP) ile Avrupa Birliği’nin (AB) birbirlerinden tamamen farklı kuruluşlar olmalarını karıştırıp, “Çok haksız, maksadını aşan bir karardır, şiddetle kınıyorum. Bu işten belki Türkiye bir kaybeder ama AB iki kaybeder” dedi, görüşünüz?..

K – Benim bildiğim, “Binali Yıldırım'ın başında olduğu AKP hükümeti yıllardır AB'ye girelim” diye çaba gösteriyor. Bu çaba boşa çıkarsa Türkiye hedeflerinden birini kaybetmiş olur. Burada önemli olan Türkiye'nin Başbakanı Binali Yıldırım'ın da bu karar ile Türkiye'nin kaybedeceğini kabul etmiş olmasıdır.

 

GÖZLEM –  Cumhurbaşkanı Erdoğan da, AKP’ye yeniden üye olma töreninde yaptığı konuşmada Avrupa Birliği'ne yüklenerek "Fasılları açmaktan başka çareniz yok. Açarsanız ne ala! Açmadığınız takdirde güle güle" dedi. Bu gelişmeleri nasıl yorumluyorsunuz? Devamlı “rest çekmek” ile bu sorunlar çözülebilir mi?..

K – Bu sorunları bugüne kadar Erdoğan çözmedi. Çözmek ister gibi hareket etmiyor ki zaten. O kendi çizgisinde kendi hedeflerine doğru, adım atmaya, odaklanmaya, konuşmaya, çaba göstermeye devam ediyor. O süreçte de bu çatışmaları bizi istemediklerinin işareti olarak, kendi kafasındaki hedef için iç politikada kullanıyor.

 

GÖZLEM – Binali Yıldırım’ın ve Erdoğan’ın bu açıklamalarına karşılık Avrupa Komisyonu’nun “genişlemeden sorumlu üyesi” Johannes Hahn “Türkiye’nin Avrupa perspektifinden uzaklaştığını ve gelecekteki ilişkilerin ekonomi temelli olabileceğini’ söyleyerek, “İki tarafın yeni bir ilişki biçimi geliştirmesi gerektiğinin” altını çizdi. Hahn “Gelecekte ne yapılabileceğine, başka bir tür iş birliği başlatıp başlatamayacağımıza bakmalıyız. En azından şu an herkes şunda hemfikir ki, Türkiye AB perspektifinden uzaklaşıyor. İlişkilerimizin odak noktası başka bir şey olmalı. Demokrasinin Türk versiyonu diye bir şey yoktur. Sadece bir tür demokrasi vardır. Türk halkı, özgür yaşamak konusunda Avrupalılarla aynı haklara sahiptir. Türkiye’de ‘basın özgürlüğü konusundaki sınırlamalar, kitlesel gözaltılar ve sivil hakların alanının daralması’, AB üyeliği için gerekli kriterlerin sağlanmasını şu an için neredeyse imkânsız hale getiriyor. Avrupa’nın kuralları ‘müzakere edilemez ve Birlik, ‘insan haklarına dair durumu’ müzakerelerden ayıramaz” dedi, görüşünüz?..

K – Bilinen AB ve Avrupa değerlerini bir kez daha açık seçik ifade etmiş. Türkiye'nin buna ne kadar uygun olup olmadığını biz de burada gayet iyi görüyoruz. Demek ki Türkiye, AB ve Avrupa değerlerine uyabilecek koşulları taşıyabilecek durumda değil.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kuzey Suriye’de ABD asker ve subayları PYD’lilerle, Rus asker ve subayları YPG’lilerle kameralara poz verir ve ‘üs kurma’ haberleri medyada yer alırken, PYD / YPG’lilere  “Bir gece ansızın gelebiliriz” dedi; bu nasıl olacak?..

K – Doğrusu bu sorunun cevabını bilmek zor. Çünkü Türkiye hem ABD ile hem Rusya ile iyi ve yakın ilişkiler kurup, sürdürmeye gayret ediyor. Erdoğan'ın tutumu da bunu gösteriyor. Erdoğan'ın, bu sözünden daha ziyade, ABD ve Rusya ile problemi yumuşatarak mümkün olduğu kadar bu terör örgütlerine iki ülkenin verdiği destek, yardım varsa onları durdurmaya veya kısıtlamaya çalışması gerekir. Nitekim Putin ile son görüşmesi bu havada geçti, açıklamalar bunu gösterdi.

 

GÖZLEM – Cumhurbaşkanı, partisine geri döndü. 21 Mayıs'ta da olağan üstü genel kurulda “genel başkan” seçildi; görüşünüz?..

K – Eski ve demokratik rejime göre yüzde 100'ün cumhurbaşkanıyken, şimdi sadece, o da eğer hakikaten doğruysa, yüzde 51'in cumhurbaşkanı olmayı tercih etti. Bunun da ötesinde son anayasal değişikliklerin geçerli kılınması ile birlikte ilk iş olarak derhal yeni alınan 1300 hakimin neredeyse tamamı AKP'li kadrolardan belirlendi. Böylece yargı sadece AKP'nin istediği doğrultuda şekillenmeye başlandı. Bundan korkunç ne olabilir. Milletin bunu anlaması lazım ama demek anlatılamıyor. Millet de anlamıyor. Korkunç bir şey.

 

GÖZLEM –  CHP’de “isyan bayrakları” yeniden açıldı; önce Muharrem İnce, sonra Deniz Baykal ve Fikri Sağlar “Gelinim sana söylüyorum, kızım sen anla” misali, “Kurultay, Genel Başkanlık ve Cumhurbaşkanlığı adaylığı” sinyalleri ile ortaya çıktılar. “Yüzde 49” üzerinde analizler yapılıp “bir erken seçim ya da 2019 seçimi için aday bulma aramaları yerine, düğümü CHP genel başkanlığı üzere atmak”, ana muhalefet partisinde “ezeli hastalığın gene nüksettiğinin işaretlerini” vermeye başladı; hizip ve kişi kavgaları. Bu tablo genel başkanı da isyan ettirdi ve “Kavga edenleri gerekirse kapının önüne koyarız” dedi. Fikri Sağlar’a da disiplin yolunu açtı. Görüşünüz?..

K – Bir kere Kemal Kılıçdaroğlu yaptığı konuşmaların özünde bu anayasanın ne kadar zararlı olacağını hiç bir tartışmaya yer bırakmayacak kadar açık bir şekilde ortaya koyarak bir başarı göstermiştir. Fakat oy sandıkları açıldığında görülen durum kontrolün pek iyi yapılmadığını ve "Evet"çiler tarafından bir çok yerde bunun manipüle edildiğini göstermiştir. Demek ki Kılıçdaroğlu'nun başarısı bir yerde var ama bu denetimi sağlayacak organizasyonu oluşturamamaları da resmi sonuca neden olmuştur. CHP'deki bu kavgayı değerlendirirken, bu saptamaları yapmış olmamız lazım. Kılıçdaroğlu'na kazanamadığı için başarısız demek doğru değil. Bu nedenle de genel başkanlığını tartışmaya açabilmek biraz zor, en azından erken.

 

GÖZLEM – Sizce CHP “yüzde 49’u göz önüne alarak” nasıl bir politika geliştirmeli?..

K – Artık “Benim adayımın kazanma ihtimali yoksa”, olay “Bizim aday seçilsin” meselesini aşıyor, “Erdoğan’ı yenebilecek bir aday” meselesine geliyor. “CHP ne yapabilir; Soldan da oy alabilecek, sağdan da, dindarlardan da, Kürtlerden oy alabilecek bir aday bulalım” demeli. Şimdi ümit verici olan bu görüşler. Ama bunu yaparken, “Ekmeleddin İhsanoğlu örneğinde olduğu gibi”, bir günde çıkan ama büyük bir hata olduğu anlaşılan bir kişi bulunmamalı. Başka bir takım formüllerde, örneğin o yapıya hiç uymayacak Abdullah Gül gibi isimlerin arandığını görüyoruz. Çeşitli kesimleri birleştirecek bir aday bulma konusu bu günlerde kuvvet kazanıyor ama bunun da ne kadar zor olduğu üzerinde herkes hemfikir.

 

GÖZLEM – Abdullah Gül’ün “yeni bir parti kuracağı” ve 2019’da “cumhurbaşkanlığına adaylığını koyacağı” iddiaları kulislerde seslendirilmeye başlandı. “Ateş olmayan yerde, duman tütmez”; hatta Deniz Baykal da “Gül’ün adaylığını” ciddi ciddi seslendirdi; ne diyorsunuz?..

K – Bana bunu önermek çok kolaycı bir çözüm gibi geliyor. Gül aday olursa Erdoğan güler. Lafı mı olur? Gül kaç defa Erdoğan karşısında geri adım attı. AKP'den bir aday aramak boşuna. Bu aday etrafına herkesi toplayabilecek birisi olmalı. En geniş şekliyle. Bu çok büyük ihtimalle AKP'den olamaz. Gül, Erdoğan'ın karşısına çıkamaz.

 

GÖZLEM – “Referandum” konusu, CHP ve HDP tarafından Anayasa Mahkemesi’ne ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınıyor; bir sonuç alınabilir mi?..

K – Anayasa Mahkemesini geçelim. Oradan çıkabilecek karar belli. Eğer hakikaten AİHM'nin böyle bir yetkisi varsa, son gelişmeler neticesinde, Erdoğan ve Türkiye'nin Avrupa nezdindeki imajı, referandum ile ilgili Avrupa'da yapılan eleştiriler ve Avrupa Konseyi'nin son kararları ışığında, ben böyle bir sonucun çıkması olasılığının öncekine göre arttığını düşünüyorum.

 

GÖZLEM – “Vikipedi Ansiklopedisi’ne erişim” yasaklandı. Görüşünüz?..

K – Olacak şey mi? Ansiklopediye sansür koyarak nereye gideceksin?..

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Gözlem, ekonomimize yön verecek olan bu konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu, işte cevaplar…

Gözlem, krizin Türkiye'ye yansımalarını, sonuçlarını ve “ne yapılması” gerektiğini uzmanlara sordu. İşte o görüşler...

AB Komisyonu Sözcüsü Anca Paduraru'nun, fipronil maddesi bulunan zehirli yumurtalara Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 40 ülkede daha rastlandığı iddiasına yumurtacı...

İmalat sektörünü güçlendirmek ve rekabeti artırmak amacıyla KOSGEB’in KOBİ’lere sunduğu en önemli desteklerden KOBİGEL-KOBİ Gelişim Destek Programı başvuruları başladı...

Kuzey Kore’nin “hidrojen bombası” denemesi ve “geri adım atmayacağını” açıklaması ile Japonya ve Güney Kore’nin “korkulu” tepkilerine şemsiye olan ABD Başkanı Trump’un...

Ortaya dökülen iddialar, fotoğraflar, karşılıklı sert açıklamalar içinde “Adaletin ve yargının varlığı ve tarafsızlığı ile ilgili tartışmaların siyaset çizgisine çekil...

GÖZLEM, ülke gündeminin ilk sıralardan birine oturan bu süreçle ilgili “önemli” soruyu uzmanlara sordu. İşte yanıtları…