AB üyeliğine aday ülkeler Mersin’e, Türkiye tersine!..

28.4.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Genel Kurulu, 25 Nisan 2017 Salı günkü oturumunda 45'e karşı 113 oyla Türkiye'nin denetim sürecine yeniden alınmasına karar verdi. Türkiye, 2004 yılında denetim sürecinden çıkarılmıştı. Kararla birlikte Türkiye, “denetim sürecinden çıkartılıp yeniden alınan” ilk ülke oldu.

ENGİN TATLIBAL/GÖZLEM -Güvenlik ve istikrar ile özgürlükçü demokrasi, birbiriyle doğru orantılı ilerleyebilen kavramlar. Pek çok uzman, Türkiye’nin demokratik bir ülke olma sürecinin son dönemde aldığı yaraları açıklarken bu formülü kullanıyor. Güneydoğuda sınırın her iki tarafında güvenlik sorunu had safhada. Türkiye, Suriye’deki savaşın fiili taraflarından biri durumunda ve Gürcistan hariç tüm komşularıyla sorun yaşıyor. Bu durum, ülkenin hem güvenliğine ve hem de istikrarına darbe vuruyor ve demokratik işleyiş de bundan etkileniyor. Ancak 16 Nisan referandumunda yüzde 50’nin biraz üzerinde bir oran ile kabul edilen Anayasa değişikliği paketi, ülkenin demokrasiden uzaklaşmasında tek etkenin bunlar olmadığını, Türkiye’nin demokrasiyi pek umursamama konusunda “niyetinin” de olduğunu düşündürüyor.

Avrupa Konseyi’nin yaşananlara yaklaşımı da “niyetsizlik” yönünde oldu ve referandumdan dokuz gün sonra düzenlenen olağan Nisan oturumunda Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), Türkiye’yi yeniden “denetim sürecindeki ülkeler” statüsüne aldı. 2004 yılında Türkiye’nin kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi; demokratikleşme, hukuk ve insan hakları alanlarında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirterek Ankara’yı denetimden çıkartmış ve böylece Türkiye, Avrupa Birliği’ne “aday üye” olmuştu. Şimdi süreçte 2004 yılına geri dönüldü.

Türkiye’nin karara ilk tepkisi “terör” bağlamında oldu. AKPM’de görev yapan Türk milletvekillerinden AKP İstanbul Milletvekili Markar Esayan, “Terörist gruplar Türkiye'deki gelişmelerden rahatsız oldu ve saldırdı. Türkiye buna rağmen istikrarı ile ekonomik gelişmesini muhafaza etti. Bu raporda taraflı bakış olduğunu düşünüyorum. Referandumun uluslararası standartların gerisinde kaldığı iddiaları kabul edilemez” derken yine AKP’li Talip Küçükcan da, “Eğer DAEŞ veya başka bir örgüt sizin şehirlerinize saldırsa siz de çeşitli önlemler alırdınız. Eğer parlamentonuza saldırılırsa güçlü önlemler alırdınız. Türkiye'de yaptığımız bu, hukuka uygundur” diye konuştu. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın ise kararı “siyasi bir operasyon” olarak niteledi.

 

 ‘ÖNCE İĞNEYİ KENDİMİZE BATIRMALIYIZ’

Rafet Akgünay (Emekli Büyükelçi): AKPM’nin bu kararında Türkiye’nin daha önce başarıyla çıkmış olduğu bir süreci yeniden döndüğünü görüyoruz. Bunun esas rahatsız edici boyutlarından biri, Türkiye’nin denetim sürecinden çıkıp sonra tekrar giren ilk ülke olması. İkinci olarak şunu söylemeliyiz ki bu süreç, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ortaya çıkan devletlerin Avrupa’ya uyum sağlamalarına yönelik bir süreçti. Şu anda bu sürece tabi olan ülkelere baktığımızda da bu ülkeleri görüyoruz. Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olarak şimdi bu statüye inmiş bulunmaktadır. Bu durum, açık bir ifadeyle bizim küme düştüğümüzü gösterir. Bu noktada “Dünya bize düşman, Avrupalılar bizi sevmiyor” gibi bahaneler bulmaya gerek yoktur. Çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendimize batırmamız gerekiyor. Bizi denetim sürecinden çıkartan iktidarın nasıl olup da yeniden denetim sürecine döndürdüğünü oturup düşünmemiz gerekiyor.

 

 ‘SÜRATLE DEMOKRASİ İÇİN ADIMLAR ATILMALI’

Onur Öymen (Emekli Büyükelçi):Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Türkiye’yi yeniden gözetim altına alma kararı ülkemizin dünyadaki itibarını zedeleyecek ve ulusal çıkarlarımıza zarar verecek bir gelişme olmuştur. Demokrasi ve insan haklarının üstünlüğünün korunması amacıyla 1949 yılında kurulan Avrupa Konseyi bu alanda Avrupa’nın en saygın kuruluşlarının başında gelmektedir. Türkiye’nin de kurucu ortaklarından olduğu Konsey, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini hazırlayarak bu alanda uyulması zorunlu olan kuralları saptamış, daha sonra, Konseyin öncülüğünde kurulan ancak bağımsız bir hüviyete sahip olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu kurallara üye ülkelerin uyumunu denetleyen ve güvence altına alan bir kurum olmuştur. Yani Avrupa Konseyine üye ülkeler açısından insan hakları bir iç mesele sayılamaz. Nitekim Türkiye, diğer Konsey üyeleri gibi, vatandaşlarının AİHM’e bireysel başvuruda bulunmasını ve AİHM kararlarına uyulmasının zorunluluğunu kabul etmiştir. Soğuk savaş sona erdikten sonra Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin Batı Avrupa kurumlarına katılması söz konusu olduğunda Avrupa Konseyi 1993 yılında bir gözetim mekanizması kurmuş ve bu ülkelerin demokrasi ve insan hakları alanındaki standartlarını yükseltmelerine katkıda bulunmuştur.

Ne yazık ki, Türkiye 1996 yılında demokrasi ve insan hakları alanlarındaki eksikleri nedeniyle gözetim alınan ülkelerden biri olmuş, ancak bu alanlardaki yoğun yasal düzenlemeler ve uygulamadaki iyileştirmeler sonucunda 2004 yılında bu statüden çıkabilmiş, bu sayede de Kopenhag kriterlerine uygum sağladığı kabul edilerek Avrupa Birliğiyle üyelik sürecini başlatabilmiştir. Şimdi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinin dünkü kararıyla ülkemiz maalesef yeniden gözetim altına alınmıştır. Türkiye gözetim statüsünden çıktıktan sonra yeniden gözetim altına alınan ilk ülke olmuştur. CHP ve AKP milletvekillerinin Strazburg’daki oylamada karşı çıkmalarına rağmen karar büyük çoğunlukla aleyhimizde sonuçlanmış, sadece 45 üyenin aleyhteki oyuna karşı 113 üyenin oyuyla kabul edilmiş, 12 üye de çekimser kalmıştır. Türkiye şimdi, gözetim altında bulunan Rusya, Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan, Sırbistan, Bosna Hersek ve Moldova’yla aynı kategoriye girmiş bulunmaktadır. Aslında Türkiye’nin Avrupa Birliğine tam üyelik başvurusunda bulunduğu 1987 yılından sonra çeşitli nedenlerle üyeliğimize karşı olan devletlerin ve çevrelerin ülkemize yönelik haksız ve ölçüsüz eleştirilerde bulundukları, zaman zaman insan hakları alanındaki eleştirilerinde de çifte standartlar uyguladıkları bilinmektedir. Benim Türkiye’nin Gücü kitabımda bunun birçok örneğine yer verilmiştir.

Bununla birlikte insan hakları ve demokrasi alanlarında ülkemize yönelik bütün eleştirilerin ve alınan bütün kararların maksatlı ve kötü niyetli girişimlerin ürünü olduğunu söylemek de gerçekçi değildir. Nitekim Avrupa Konseyi’nin dışında da insan hakları alanındaki saygın pek çok uluslararası kuruluşun demokrasi, insan hakları, özgürlükler, özellikle basın özgürlüğü, kadın erkek eşitliği gibi alanlardaki sıralamalarında Türkiye’nin çok gerilerde yer aldığını göz ardı etmek mümkün değildir. Örneğin Freedom House’un sıralamasında Türkiye özgür, hatta kısmen özgür ülkeler arasında yer almamakta, demokrasilerle otoriter rejimler arasındaki karma (hibrit) ülkeler arasında sayılmaktadır. Türkiye Wikipedia’nın demokratik ülkeler sıralamasında 97, Economist Intelligence Unit’in sıralamsında 87. sırada yer almaktadır. Guardian’ın bugünkü sayısında Kadın/Erkek eşitliği sıralamasında ise 69. sırada yer aldığımız bildirilmektedir. Bazı basın örgütlerinin raporlarında ise Türkiye’ye çok daha gerilerde yer verilmektedir. Bu gerçekler ortadayken Avrupa’ya karşı önlemler alacağımızı söylemenin bu eleştirileri önlemenin en etkili yolu olacağı kanısında değilim. Konsey kararının Avrupa Birliği’nin ülkemize karşı tutumunu ve AİHM’nin kararları da olumsuz biçimde etkilemesi beklenmelidir. Daha şimdiden AB’ye üyelik sürecimizin askıya alınmasını önerenler çıkmıştır. Gelecek yıl Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin bu konuda yeni bir oylama yapacağı anlaşılmaktadır. Bence şimdi yapılması gereken şey, haksız ve gerçeklerle bağdaşmayan suçlamalar varsa onlara cevap verirken ve özellikle terörle mücadelemizi güçleştirecek yasal düzenlemeler yapmamızı isteyen önerilere karşı çıkarken Türkiye’de de pek çok hukuk ve insan hakları uzmanının da öteden beri eleştirdiği yasal düzenlemelerin, Kanun Kuvvetinde Kararnamelerin ve bazı uygulamaların gözden geçirilmesi, yanlışların düzeltilmesi ve gelecek yılki oylamada ülkemizi gözetim altında ülke statüsünden çıkartmaya çalışılması en doğru yol olacaktır. Örneğin OHAL’in mümkün olan en kısa zamanda kaldırılması, basının gerçek demokrasilerdeki özgürlük standartlarına kavuşturulması, referandum sırasında yapılan kural değişikliğinin geçersiz kılınmasının sağlanması için gerekli yasal ve hukuki çarelerin bulunması, özellikle Avrupa’da ciddi eleştirişlere yol açan idam cezasının yeniden yasalaştırılacağı yolundaki söylemlerden vazgeçilmesi bence doğru yolda atılmış adımlar olacaktır. Unutulmasın ki, idam cezasının savaş halinde bile uygulanmasının yasaklanmasını öngören Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 13. Protokolü AKP iktidarı zamanında imzalanmış ve onaylanmıştır. Unutulmaması gereken bir nokta da Avrupa Konseyindeki kararın farklı siyasi partilere mensup, farklı eğilimdeki milletvekillerin oylarıyla alınmış olduğudur. O nedenle bu karara karşı bazı ülkeleri cezalandırmaya çalışmanın isabetli ve sonuç alıcı olacağını düşünmek zordur. Şimdi serinkanlı düşünmenin, ülkemizin çıkarlarına daha da fazla zarar verecek adımları atmaktan kaçınmanın ve sorunlarımıza daha az değil, daha çok demokrasiyle çare bulabileceğini kabul etmenin zamanıdır. Öfkeyle kalkanın zararla oturacağını söyleyen atalarımızın tavsiyesine kulak verilmelidir.


 ‘BİZ ORTAYI YAPARSAK, ONLAR DA GOLÜ ATAR’

Can Baydarol (AB Uzmanı): Maalesef Türkiye’yi bu karar çıktığından itibaren 13 yıl geriye gitmiş görüyorum. 2004 yılı Türkiye’de büyük bir Avrupa Birliği seferberliği yapıldığı bir yıldı. Bu çerçevede de Türkiye’nin bütün uğraşı Kopenhag siyasi kriterlerine uymaktı. İşte tam bu sırada da 6 Ekim 2004 tarihinde Avrupa Komisyonu’nun o sırada sorumlu olan kişisinin hazırlattığı ilerleme raporunda Türkiye’nin Kopenhag siyasi kriterlerine yeterince uyum sağladığı için Türkiye ile Avrupa arasında tam üyelik müzakerelerine başlanabilir tavsiyesi zirveye teklif edilmişti. Bu teklifin yapılabilmesi için, şu anda Türkiye’nin de kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyi, Türkiye’nin demokratikleşme, hukuki, insan hakları alanlarında önemli ilerlemeler kaydettiğini belirterek denetimden çıkartmıştı Türkiye’yi. Dolayısıyla bizim tam üyelik maceramız orada başladı. Tekrar 13 yıl geriye dönüp bütün bu uğraşların boşa gittiğini görmek sadece bir kesimin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin 13 yıl geriye gitmesi olarak değerlendirilmeli. ‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni de tanımayız, Avrupa Konseyi’ni de tanımayız’ denirse, o zaman Türkiye’nin Avrupalı olmamasını kabul etmek gerekiyor. Beşiktaşlı, Galatasaraylı ve Fenerbahçelilere kötü bir haber verelim o zaman. Böyle giderse bir daha Avrupa kupalarında da oynayamayız. Herhalde ya Asya ligine ya da Afrika ligine gitmemiz gerekecek. Biraz daha ısrar edersek Avrupa sınırlarının ötesine gitme tehlikesiyle karşı karşıya geleceğiz. İdam dediğimiz anda bugün denetime geldiysek ondan sonra artık atılma noktasına geliriz. O kadar idam konusunda ısrar ederseniz size iade etmelerini istediğiniz Fethullah Gülen’i, FETÖ’den dolayı yurtdışına kaçanları asla geri vermezler. Zaten bu söylem bile aslında ‘biz bunları geri istemiyoruz’ deme söylemidir. Yani bunu yapmanızın Türkiye Cumhuriyeti açısından hiçbir getirisi yoktur. Aksine Türkiye’den götürecekleri çok daha fazladır. Türkiye Cumhuriyeti’ni buraya kadar belli yerlere taşıyan sağduyulu bir devlet politikasıdır. Kim başlattı bu olayları diye bakarsak herhalde tek başına Avrupa’yı suçlamamak gerekiyor. Bir şeyi unutmamak lazım. Avrupa Türkiye’ye girmeye çalışmıyor, biz Avrupa Birliği’ne girmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla bazı kuralları var ve o kuralları size söylüyorlar. O kuralları söylerken çifte standartları kesinlikle var. Türkiye’ye karşı önyargılı yaklaşan çok politikacı var. Ama biz yaptığımız işlerle, söylediğimiz sözlerle Türkiye karşıtlarına bu ortayı yaparsak onlar da golü atmaktan kaçınmaz.” (Sputnik’ten alıntıdır.)

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı. Aldığımız uzman görüşleri, programı açıklayan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın görüşleri ile büyük ölçüde çelişiyor. İşte o görüşler…

GÖZLEM, Türkiye bilimin temeli olan “Evrim Teorisi’ni eğitim müfredatından çıkarırken”, Japonya’nın “Dünya’yı değiştirecek” bu büyük hamlesini masaya yatırdı. İşte uzm...

Merkezi yönetim bütçesi, haziran ayında 13.7 milyar lira açık verdi. Ocak-Haziran döneminde bütçe açığı ise 25.2 milyar lira oldu

GÖZLEM, “Hoşnutsuzluğu ve tepkiyi şiddete başvurmadan dile getirmenin yolunu ardına kadar açan” Adalet Yürüyüşü’nü masaya yardı. İşte uzmanların görüşleri…

GÖZLEM, Katar – Türkiye – Suriye üçgenindeki iki ayrı krizi bu hafta da “askeri” uzmanlara sordu; işte cevapları…

Duayen Gazeteci Mehmet Ali Kışlalı, Adalet Yürüyüşü, Maltepe Mitingi ve sonrası konusunda GÖZLEM’in sorularını cevapladı.

Dolar bazında dünyanın en gelişmiş 19 ekonomisinin ve Avrupa Birliği'nin oluşturduğu G-20'nin bu yılki liderler zirvesi Almanya'nın Hamburg kentinde yapıldı. Türkiye'...

Yazarlar