Samim Sivri: 'Ege’den uluslararası zengin çıkmıyor '

7.5.2016
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ege’nin sahip olduğu potansiyeli değerlendiren TARKEM Yönetim Kurulu Başkanı Samim Sivri, “Buradaki insanlar hep çalışırlar, üretmeye, iyi şeyler ortaya koymaya gayret ederler ama ülkenin verimli kasasından da bir şey almazlar. Ege’den çok büyük çaplı bir müteahhit çıkmıyor mesela. İzmir’de büyük projeleri hayata geçiren müteahhitlerimiz var ama uluslararası bir zengin çıkmıyor. Çünkü hep kendi çalışmasıyla, emeğiyle bir yere gelmiş kişilerdir” dedi

GÖZLEM / ENGİN TATLIBAL - İzmirli işadamı Samim Sivri, Denizli’de başlayan yaşam serüvenini başarılarla taçlandırmış duayen bir sanayici. Kente damga vurmuş yatırımların tamamında imzasını gördüğümüz Sivri, sahibi ve ortağı olduğu şirketlerin yanı sıra kısaca TARKEM olarak anılan Tarihi Kemeraltı İnşaat Yatırım Ticaret AŞ’nin de yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor. İzmir, Denizli, Aydın, Muğla ve Manisa gibi kentleri birbirinden ayrılmaz entegre bir bütün olarak gören ve bu alanı “büyük ve verimli bir ülke” olarak tanımlayan Sivri ile Ege’nin sanayisini, kültürünü, kimliğini ve tabi ki Kemeraltı’nı ve TARKEM’i konuştuk.

“Egeli sanayici” şeklinde ayırt edilen bir kavram var Türkiye’de, siz bunu nasıl tanımlarsınız?

Ben Denizliliyim ama hayatımda hiçbir zaman Denizli veya İzmir ayrımı yapmadım. “Ege” ayrımı yaptım. Çünkü ne Denizli İzmir’siz, ne Muğla Aydın’sız olabilir. Entegre bir bölge burası. Muğla’nın turizmini düşün; Denizli’nin tarımını, hayvancılığını, sanayisini düşün; Aydın’ın geniş ovasını düşün ve hatta Manisa’yı da dahil et. Büyük ve verimli bir ülke burası. Buradaki insanlar hep çalışırlar, üretmeye, iyi şeyler ortaya koymaya gayret ederler ama ülkenin verimli kasasından da bir şey almazlar. Ege’den çok büyük çaplı bir müteahhit çıkmıyor mesela. İzmir’de büyük projeleri hayata geçiren müteahhitlerimiz var ama uluslararası bir zengin çıkmıyor. Çünkü hep kendi çalışmasıyla, emeğiyle bir yere gelmiş kişilerdir buradakiler. Ne harp zenginidir, ne kaçakçılık zenginidir, ufacık aşım kaygısız başım diyerek bu bölge insanları bir şeyler yapmaya çalışmışlar. Bugün İzmir’de 13 tane OSB var. Manisa da öyle, Denizli de öyle... Batıyı izleyebilmiş ve oradaki gelişmeleri ülkesine getirebilmiş bir topluluk düşün. Burası bu anlamda apayrı bir bölge, ben da bu bölgenin bir insanıyım işte.

Egeliler “devletin verimli kasasından bir şey almazlar” dediniz, bu durumun siyasi saiklere dayandığı da ifade ediliyor. Sizin görüşünüz nedir?

Benim hatırladığım kadarıyla Denizli önceden Halk Partiliydi, şimdi bir süredir AK Parti kazanıyor. Nihat Zeybekci faktörü tabi burada önemli. Kimi zaman Demokrat Parti, kimi zaman CHP veya ANAP hâkim olmuştur Ege’de. Yani fikr-i sabit değildir. “Partili” yok bu bölgede. İzmir’de bu işler el değiştirdi sık sık. Koalisyon dönemlerinde rahmetli Ahmet Piriştina güzel diyalog kurdu hükümetle, kendisi de sosyal demokrattı. ANAP döneminde Turgut Bey belki İzmir’den oy almadı ama destek oldu. Bu işler geçicidir. Şimdi Aziz Başkan mümkün olduğunca siyasetçilerle iyi geçinme arayışı içindedir. Ama şunu vurgulamak gerekir ki iktidar, Binali Yıldırım’ın gözlüğüyle bakmıyor İzmir’e. İktidar derken “daha ötesini” söylüyorum. Ama bu dönem sanki eski durumundan normale dönüyor, “Dile benden ne dilersen” noktasına geliyor iş biraz. İşadamlarının da devreye girmesiyle bu diyalogu daha da düzeltmek lazım. Büyükşehir Belediye Başkanımız Aziz Kocaoğlu ve Ulaştırma Bakanımız ve izmir Milletvekilimiz Binali Yıldırım’ın siyaset meydanı dışında bir araya geldiklerinde çok iyi işler ortaya koyduklarını biliyoruz.

İzmir’in “kimlik” belirsizliği tartışılır yıllardır. Bunu EXPO sürecinde de çok konuştuk. İzmir kimliği nedir sizce?

Ben İzmir’de bir kimlik sorunu olduğunu düşünmüyorum. Düşünce tarzı olarak İzmir Cumhuriyet döneminde ne ise şimdi de o noktadadır. Batıya dönük, batılı gibi düşünen, toplumu birbirine entegre olmuş, hoşgörüsü yüksek bir kent. Dinlediğim bir olayı anlatayım; bir kamu toplantısı için Swissotel’e gelen üç hanım akşam dışarı çıkmak istiyorlar. Otelin kapıdaki görevlisine ihtiyat olarak soruyorlar “Kordon’da bu saatte yürüyüşe çıksak sıkıntı olur mu” diye. Çocuk önce anlamıyor soruyu, düşün. Sonra “Hanımefendi, isterseniz sabaha kadar gezin” diyor. Gelenler Ankara’da, İstanbul’da görmedikleri bir yaşamı görüyorlar İzmir’e. Ha, pazarlanamıyor mu İzmir? Hayır, gayet pazarlanıyor da. Böyle olmalı bence, her yeri doldurmakla da iyi bir şey yapmış olmazsınız. Ama İstanbul’a gidin, dev şirketlerin yüzde 70’inin sahipleri, üst düzey yöneticileri İzmirlidir, istersen git tetkik et. Ama ben Egeli olmaktan, burada yaşamaktan mutluluk duyuyorum. İzmirli veya Egeli işadamları arasında kavgalı olan da yoktur. Sen bakma basında zaman zaman çıkan bazı haberlere.

Ama bir İzmir-İstanbul tartışması var...

Var tabi. Ama ben hiçbir zaman o tartışmanın içine girmem. İstanbul bambaşka bir yer. İzmit’te yaşayan da “İstanbulluyum” diyor, Edirne’de yaşayan da. İstanbul’da yaşayan işadamının en az üç-dört saati yollarda geçiyor her gün. Fabrikası nerede, evi nerede... Öyle olunca da o işadamı ne okuyabiliyor, ne doğru düzgün bir sosyal yaşamı oluyor. Ama İzmir’deki rahat, tiyatrosuna da sinemasına da gidiyor. Ama bakıyorum yine de herkes mutlu orada. Bir de şu var, İzmir’de iş alemi basını reklamla pek besleyemiyor.

Neden?

Ben içinde değilim ama görüyorum ki reklam dünyası apayrı bir dünya. İzmir’deki gazeteleri ve İstanbul gazetelerinin Ege ilavelerini yaşatmak gerekiyor. Şu ara sağlık ve eğitim reklamları önde gidiyor. Ama İzmirli sanayicinin ürettiği malın pek reklamı yok. Örneğin bu kadar demir-çelik tesisi var İzmir’de, bir tek İDÇ gördüğüm kadarıyla reklam veriyor yerel basına. Uluslararası olmuş İzmirli şirketler de ulusal basına reklam veriyor.

      

TARKEM’i bir tür “vakıf-şirket” olarak tanımlayan Yönetim Kurulu Başkanı Samim Sivri, tarihi çarşıda yatırım vaktinin geldiğini söyledi.

TARKEM’e gelelim. Başlangıçtan günümüze şirketin vizyonu çerçevesinde takip edilen süreçte nereye gelindi, hangi noktadayız?

Biliyorsun biz Uğur Yüce ile çok yakınızdır. Hep bunu düşünmüşüzdür Kemeraltı ile ilgili ne yapabiliriz diye. Aziz Başkan’ın ilk görev yıllarında böyle bir fikir geldi bize. Tunçağ ile de konuştuk. Sadece belediyenin bu işe girmesinin zorluğunu gördük, sadece özel sektörün bu işe girmesinin de zorluğunu gördük. Vakıf-şirket gibi bir şey kuralım dedik. Diyeceksin ki “Vakıf-şirket ne demek, öyle şey mi olur”. Vereceksin unutacaksın. Üç seneden beri belirli bir çalışmayla da belirli bir yere geldik. TARKEM’de şimdi artık yatırım zamanı gelmiştir. Büyükşehir Kanunu içinde bazı detaylar var, eğer Büyükşehir Meclisi’nden geçerse belediye size ortak olabiliyor. Bunları hep konuştuk, parti gruplarıyla konuştuk, hepsi desteklediler. Çünkü hiçbirimizin orada bir dükkanı falan yoktu, güzel bir niyetle başladık. Agora’da müthiş bir arkeolojik alan çıktı ortaya. Oradan Kemeraltı’na geçiş başlamalı. Hem tarihi dokuyu, hem alışveriş kültürünü bozmayalım niyetiyle hanlarla ve esnafla konuştuk. Belediye en fazla Anafartalar Caddesi’ni düzeltebilir. Bu yüzden biz TARKEM olarak başarılı olmak zorundayız. Olabilirsek Kemeraltı’nın içinde gizli olan ve tarihi hanlar, sinagoglar, hamamlar ve muhtelif yapılardan oluşan büyük bir hazine gün yüzüne çıkmış olacak. Bu 25-30 yıl sürecek uzun soluklu bir süreç. Biz bugün varız yarın yokuz. Bu yüzden artık TARKEM yönetimine yavaş yavaş gençleri de almaya başladık. Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği’yle de ortak hareket ediyoruz, çünkü orada bir esnaf var. Hiçbirinin malında, ticaretinde, mekanında gözümüz yok.

Bir ara sosyal demokrat kesimden böyle bir eleştiri gelmişti.

Biliyorum. O tür eleştiriler her zaman yapılır. ENDA’da da yapılır, her yerde yapılır. Kipa’da da vardı. Normaldir. Cevap vermek yanlış olur, çünkü görünen köy kılavuz istemez. Büyükşehir Meclisi’nde bir kişi bile aleyhte el kaldırmadı. İşin doğruluğunu anlattık demek ki onlara. Biz buyuz. TARKEM’de müthiş bir çalışma var; Aziz Başkan’ın grubunun çalışması var, Musevi arkadaşlarımızın uluslararası çalışmaları var sinagoglarla ilgili. Yakında detayları da kamuoyuna açıklanacaktır.

Türkiye’nin doğusundaki çatışma ortamı, Türkiye’ye yönelen yatırım iştahını kesiyor. Olan biteni nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şimdi Türkiye’de her yerden kışkırtmalar var ve bu kışkırtmalar Karadeniz’de olmuyor, Marmara’da olmuyor, Ege’de olmuyor. Belirli bir yerde bunlar gerçekleşiyor. Kayseri hatta Gaziantep’ten öteye bir kültür farkı var Türkiye’de. Bir de eğitim var ama bu okulla ilgili değil, aile eğitiminden söz ediyorum. Aynen, aynen. Türkiye’de Kürt olup Meclis Başkanlığı yapan var, önceki Maliye Bakanımız var... Ama o bölgenin feodal yapısı, aşiret düzeni maalesef belirli bir zümrenin dışarıdan karıştırmasını kolaylaştırıyor orayı. Ege’yi karıştırabiliyor mu? Şöyle düşün, doğudan Ege’ye göç 70’lerde başladı. Oradan işçi olarak geldiler, az bir grup da sermaye getirdi. Bu sermayeyi oraya sığdıramayınca Ege’ye taşıdı. Zamanla bizim gibi düşünmeye başladı, biraz Egelileşti. Ama dönüp de doğuda olan bitene karşı “Neden böyle yapıyorsunuz” diyememiş. Belki de işine gelmiş oraların böyle kalması. Gelen giden siyasi iktidarlar da oralarla politik olarak oynamış. Tabi bu kar taneleri birikti, çığ oldu, şimdi patlıyor. İktidarlar ne kadar yatırım yapsa da orası istemiyor, beyin değişmiş artık. Ama bir noktada anlaşma olacaktır diye düşünüyorum. HDP iyi bir çıkış yaptı ama o çıkışı yerine getiremedi. Hepimiz Demirtaş’ı takdir ettik, “Yok yahu, bunun altında başka hainlik yatıyor” diye de düşünmedik. Hep iyi niyetle meclise girsinler istedik.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

GÖZLEM, ülke gündemimin başına yerleşen ve 80 milyonu doğrudan etkileyen konuyu masaya yatırdı. İş Alemi ve ekonomi uzmanları “Bu teşhise uygun bir tedaviye hemen başl...

2019'daki cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerine henüz 2 yıl var ancak siyasette saflar netleştirmeye başladı. “AKP-MHP ittifakının MHP’ye yarayacağını” di...

Kuzey Suriye’deki stratejik çatışma ve FETÖ ve Reza Zarrab olayları iki ülkeyi karşı karşıya getirdi. GÖZLEM, “durumu” uzmanlara sordu, işte yanıtları…

Prof. Dr. Fevzi Demir’in araştırmasının birinci bölümü; “Yeni bir seçim sisteminin kabulünü gerektiren nedenler…”

Hükümetten gelen “pembe” açıklamalarla giderek artan ve büyüyen sorunların çözülemeyeceğini belirten uzmanlar, “Gecikilmemeli” diyorlar. İşte görüşleri.

GÖZLEM, konuyu masaya yatırdı ve uzmanlara sordu. Yanıtlar, AKP ve MHP için “yapılmakta olan kamuoyu araştırmalardaki oy oranlarına uygun” oldu

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in, Türkiye’nin gündemindeki iç ve dış olaylarla ilgili sorularını cevapladı. Özellikle MHP ve Bahçeli hakkındaki analizleri alt...