Toprak ve mirasta büyük deprem

21.06.2013
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Tarım arazilerinin devrinde ‘tek mirasçı’ sistemini yürürlüğe koyacak yasal düzenleme, TBMM’ye sevk edildi. Tarım Bakanı Mehdi Eker, düzenlemenin tarımın geleceği için zorunlu olduğunu belirtirken, uzmanlar tarımda şirketleşmenin önünün açılarak bireyin mülkiyet hakkına müdahale edildiğine dikkat çekiyor



GÖZLEM/A.BUĞRA TOKMAKOĞLU

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca hazırlanan ve Bakanlar Kurulu’ndan geçen Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı ve Medeni Kanun’da değişiklik öngören tasarı Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Düzenlemeyle tarımsal arazi ve işletmeler, bölge farklılıkları göz önünde bulundurularak asgari büyüklüklerin altında bölünemeyecek.

Mirasçılara vefatın ardından kendi aralarında anlaşmaya varabilmeleri için 1 yıllık süre tanınıyor. Anlaşmaya varılamaması durumunda işletmenin kullanıcısını mahkeme belirleyecek. Mirasçılardan istekli olmaması halinde işletmenin tamamı satılabilecek. Arazi sahibinin vefatı halinde mirasçılar devir işlemini en geç 2 yıl içinde tamamlayacaklar. Devir işlemlerinden damga vergisi, harç ve diğer masraflar alınmayacak. 

Şirket işletmeleri geliyor

Mirasçılar, arazilerin işletmesini bir kişiye verebilecekleri gibi şirket vasıtasıyla da işletebilecekler. Mirası devralanlar istekleri halinde kredi de kullanabilecekler. Düzenlemeyle, tarlalarda 20 dönüm, dikili arazilerde 5 dönüm, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 3 dönümün altında bölünme olmayacak. Mirasçılara devri yapılan arazilerin tarım dışı kullanımlarında meydana gelebilecek değer artışları diğer hissedarlara kullanıcı tarafından eşit olarak ödenecek. Mirasçıların anlaşmazlığı halinde satış işleminde öncelik sınırdaş tarım arazisi sahibine verilecek. Kanun yürürlüğe girmeden önce açılan davalarda eski hükümler uygulanacak. 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker Türkiye’de tarım işletmelerine ait arazi büyüklüklerinin her geçen gün azaldığını ve bu azalmayla tarımda verimliliğin sağlanamadığını vurgulayarak tasarıyla tarımın geleceğinin garanti altına alınacağını söyledi. Tasarıya ait çekincelerini belirten Av. Mehmet Ali Uçar, taşınmazların bölünebilirliğinin idari zorlamayla değil serbest piyasa koşullarıyla düzenlenmesi gerektiğini söylerken, tarım alanında çalışma yürüten uzmanlar yapılan kanun değişikliği ile Türk tarımında şirketleşmenin önünün açılacağı ve çiftçiye zarar verileceği kaygılarını yüksek sesle dile getiriyor. Konunun uzmanları  Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı ve Medeni Kanun’da yapılması planlanan değişiklikleri Gözlem’e değerlendirdi. 

“TARIMIN GELECEĞİ İÇİN BU KANUN ŞART”

M. Mehdi Eker (Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı): Tarım arazilerimizin en temel altyapısı sorunu tarım arazilerinin 80 yıldır miras yoluyla bölüne bölüne küçülmesi ve atomize olması. Bu tasarıyı hayata geçiremezsek, topraklarımızda çocuklarımız ve torunlarımız verimli tarımsal üretim gerçekleştiremeyecekler. Türkiye'deki 3 milyon 100 bin tarım işletmesi var. Ortalama işletme büyüklüğü 60 dönüm, yani altı hektar. 30 milyon parsel arazi var, 3 milyon işletme var. Bu şu demek; bir işletme on parçadan müteşekkil. Tablo bu. Buraya kadar düşmüş. Örnek vereceğim size; ABD'de işletme büyüklüğü bin 810 dönüm, yani 181 hektar, bir işletme. Hadi o çok büyük diyelim. İngiltere'de 457 dönüm ortalama işletme büyüklüğü. Fransa'da 430 dönüm. Almanya'da 420 dönüm. İspanya'da 240 dönüm. Türkiye'de 60 dönüm. Her bir işletme on parça. Biz hükümet olarak göreve geldikten sonra bir toprak koruma ve arazi kullanım kanunu çıkardık. 20 dönümün altına bölünemeyeceğine dair bir kural koyduk. Ama bu yeterli değil. Bölünmenin mutlaka ve mutlaka son verilmesi lazım. Şu anda 2 milyon hektar kısım aşırı derecede küçülmeden, tarım da olmadığından, birbirlerine devre yanaşmadığından işletilmiyor, kullanılmıyor veya kayda girmiyor kullanılsa bile. On dönüm orda, beş dönüm orda, göç etmiş, topraklar orada duruyor. Mevcut bölünmüş yapıyı toplulaştıracak çalışmalar yapıyoruz. 3 milyon hektar arazinin toplulaşmasını yaptı. 2 milyon hektar yılın sonuna kadar bitecek ve beş milyon daha eklenecek. 14 milyon hektar toplamda yapılacak. Küçücük parsellerde üretilecek ürünle ne sebzede, ne hububatta, ne patateste, ne pamukta ne ötekinde ne berikinde rekabetçi ve yüksek düzeyde verimli bir üretimi sanayiye dönüştüremeyiz. O nedenle temel konularımızdan bir tanesi budur ve bu konuda toplumun tüm kesimlerinin desteğine, Türkiye'nin ve milletimizin geleceği içi, üretimin sürdürülebilmesi için ihtiyacımız var.

“TEMEL HAKLARA KISITLAMA GETİRİLİYOR”

Av. Mehmet Ali Uçar (İzmir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Elemanı): Mülkiyet hakkı bireyin özgür yaşamını sürdürebilmesi için en önemli güvencesi mülkiyettir. İdare gücü karşısında bireyin direnmemesi için ilk yaptığı müdahale bireyin güvencesi olan mülkiyeti ortadan kaldırmadır. Diğer bir ifadeyle kişinin modern köle haline getirilmesinin en kısa yolu mülkiyetinin ortadan kaldırılmasıdır. Mülkiyeti ortadan kalkan birey direnme ve mücadele gücünü kaybetmiş olduğundan değişik bir modern köle haline gelir. Hak aramanın en temel güvencesi mülkiyet hakkıdır. Zamanımızda mülkiyeti tamamen kaldıran sistemler azalmışsa da dolaylı mülkiyete müdahale devam etmektedir. Türk Hukuku’nda dolaylı mülkiyete müdahale içeren onlarca yasa mevcuttur. İncelememizin konusu taslakta müdahaleyi etkin hale getiren niteliktedir. 

1)    Bireyin kazanımı olan mülkiyete taslakta düzenleme yetkisi idarededir. Mülkiyetin taşınmazın bölünebilirliği idari zorlamayla değil serbest piyasa koşullarıyla düzenlenmesi gerekir. İdarenin mülkiyete dayatmacı tavrı bu yönüyle hakkı zedelemektedir. Ticari faaliyeti engellemektedir. Madde 8/A’daki düzenleme mülkiyet hakkına idari tecavüz niteliğindedir. Zira eşyanın maliki bireylerdir. İdarenin kısıtlama getirmesi ve şerh koyması hakkaniyete uygun değildir. 

2)    Eşyanın değeri serbest piyasa şartlarına göre belirlenir. Serbest piyasa şartlarını en iyi şekilde belirleme yolu da açık arttırmayla ihaledir. İhale yolunu kapatıp hakimin takdirine bırakılması adil değildir. Hâkim takdir hakkını kullanırken bilirkişiden alacağı değere göre tayin edecektir. Türkiye’de uygulamada hâkimler ekseriyetle bilirkişilerin etkisi altındadır. Bilirkişinin bilgi eksikliği, hatası mahkemeyi zor duruma sokmaktadır. Nitekim yine uygulamada ortaklığın giderilmesi davasında kıymet takdir raporunun belirttiği rakam ihaleyle satılan taşınmazın bedeli arasında uçurumlar oluşmaktadır. Piyasa rayiciyle mahkeme bilirkişisinin belirlediği rakamlar arasında esaslı farklılıklara şahit olmaktayız. Bu nedenle tasarıda belirtilen ehil kişi, ehil hissedar lehine hâkimin takdiri önemli haksızlıklara neden olacaktır. Bu nedenle madde 8/C’de ifade edildiği gibi durumlarda ehil olmayan mirasçıların mülkiyet hakkı esaslı zarara uğrayacaktır. Bilirkişi ve hakimin takdirine mülkiyet hakkı bırakılmamalıdır. Ortaklık ihaleyle çözülmelidir.

3)    İdareye mülkiyet hakkına müdahale fırsatı tanınması hatalıdır. Taslağın 8/Ç maddesinde sıra dışı yetki tanınmıştır. Bu düzenleme anayasa mülkiyet hakkına aykırıdır. Zira Ç fıkrasında bireyin mutlak hakkı olan mülkiyet müdahale idareye verilmiş. Bu madde de hatalıdır. 

Bireyin onurlu insan olarak yaşamasını güvencesi olan mülkiyet hakkı hakim ve bilirkişi ile idarenin insafına bırakılmamalıdır. Bu hak temel haklardandır. Toplumun diğer güvencesi de ailedir. Aile bireyleri arasında miras yüzünden çıkan uyuşmazlıklar arttırılıp hak ihlallerine neden olunmamalıdır. 

“ŞİRKET TARIMCILIĞINA GEÇİŞİN ÖNÜ AÇILIYOR”

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı (İzmir İli Çiftçi Örgütleri Güçbirliği Platformu Sözcüsü): 5403 sayılı “Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ve Türk Medeni Kanunu”nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı- ya da kısaca Arazi Kullanımı Kanun Tasarısı- ile birlikte özellikle medeni hukuk ve miras konularında düzenlemeler yapılacak.

Yasa tasarısı üzerinde görüşlerimizi bildirirken, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından geçenlerde yayınlanan tarımın 2013-2017 yıllarını kapsayan Stratejik Plan ile bağlantısını kurmak gerekiyor.

Stratejik Plan’da, tarımda izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik ile güvenilir ürün sunumunu sağlayan, risklerin saptandığı ve yönetilebilir duruma getirildiği sigorta sistemi ile güçlendirilen, rekabet eksenli tarım sektörü oluşturulması hedefleniyordu.

Bununla birlikte, “Stratejik Plan, Şirket Tarımcılığına Yönelik Olarak Hazırlanmış!” adlı yazımda kısaca; Stratejik Plan’da köylülerin gelirlerini artıracak kırsal kalkınma uygulamaları ve destekleme politikalarının örgütlenme temelinde devrede olmadığını, bu stratejinin köylülüğü tasfiye amacına yönelik olarak hazırlandığını belirtmiştim.

Yeni yasa tasarısı, Stratejik Plan’ın bir parçası. Çünkü, Stratejik Plan’ın araçlarından birinin de, tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinin önüne geçmek amacıyla yasal ve yapısal değişiklikler yapılması, pazar odaklı ve rekabet eksenli tarımsal üretim desteklenmesiydi. Bu açık olarak belirtilmişti.

Yasa tasarısı hakkında en önemli eleştirisel yaklaşım, Ziraat Mühendisleri Odası yapmış bulunuyor. Bunların ön önemlisi şunlar:

Arazi sınıflandırması ve asgari büyüklüklerinin belirlenebilmesi için toprak özelliklerinin çağdaş sistemlere göre saptanarak haritalanması gerekmektedir. Ancak, ülkemizde bu şekilde hazırlanmış bir veri tabanı bulunmamaktadır. Mevcut veri tabanı ile bu işlem gerçekleştirilemeyecektir. Dolayısıyla yeni bir toprak etüt ve haritalama çalışmalarının yapılması uygun olacaktır.

“Toprak kaynaklarının bilimsel esaslara uygun olarak belirlenmesi" ifadesinin söz konusu madde içeriğinden kaldırılmaması gerekmektedir.

Arkasında neler var?

Yasa taslağının özellikle miras yoluyla arazi parçalanmasını önlemeye yönelik olarak hazırlandığı ve böylelikle tarımsal işletmelerin küçülmesinin önleneceği bildiriliyor. Ancak yasayla ortaya çıkacak uygulamanın büyük sorunları da içinde taşıyacağı söylenebilir.

Yasa, çiftçinin toprağını zorla elinden alınması yasasına dönüşebilir. Yasa tasarısı, tarımsal arazinin iki yıl içinde bölünmesi olası değil ise mahkeme tarafından belirlenecek ehil olan satın alma gücüne sahip kişiye devredilmesini, satın alma gücünün sağlanamayacağı durumlarda ise kolay borçlanmayı getirmektedir. Bununla birlikte, borçlanan kimi çiftçilerin tarımsal girdilerin yüksek olmasından dolayı, borçlarını ödeyememe olasılığı vardır. Bu durumda köylüler topraklarını satma zorunda kalabilirler.

 Burada dikkati çeken bir nokta daha var. Bunlardan birincisi; mahkeme kanalıyla belirlenecek ehil olma koşullarının ne olduğudur. İkincisi ise; ehil olduğu belirlenmeyerek payını satmak zorunda kalan çiftçilerin geçimlerini sağlamak için ne yapacağı konusudur. Topraktan koparılan bu köylülerin, kentlerde sanayi ve hizmetler sektöründe iş edinme şansları var mıdır?

Özetle Arazi Kullanımı Kanun Tasarısı, Stratejik Plan’da örtük olarak belirtilen,” Şirket Tarımcılığına Geçiş Planı”nın bir yasal düzenleyicisidir. Bu şekilde, tarım topraklarının büyük tarım ve gıda firmaları ve/ ya da bankaların eline geçmesinin önü açılacaktır.

Ne Yapmalı?

Arazi Kullanımı Kanun Tasarısı, arazinin fiziksel bölünmesinin önlemesi üzerine düzenlenmelidir. Bu bağlamda, tarım yapılan arazide en düşük işletme büyüklüğü saptanmalı, daha sonra mirasçıların araziyi tek bir parça olarak işletmesi sağlanmalıdır. Mirasçılar tarımsal gelire ortak ya da hissedar olabilirler. Anılan işletme bir kooperatif işletme durumuna da getirilebilir. Aslında Türkiye’deki işletmelerin tarımsal üretimden para kazanamamasının en büyük nedeni, katma değerin kendilerinde kalmamasından kaynaklanmaktadır. Bu durum bilerek görmezlikten gelinmektedir. Çare, kooperatifleşme aracılığıyla çiftçinin sanayici olmasıdır.

Diğer yandan, tüketicilerin de tarımsal gıdaya kaliteli ve daha ucuza ulaşması için alışveriş merkezleri (AVM) sultasının kırılması gerekmektedir. Bu başlıca iki türlü olabilir. Birincisi, gıda üreten kooperatifler kendileri pazarlama birimlerini kurabilirler, burada belediyeler gerekli alt yapıyı sağlayabilirler. İkincisi, tüketiciler ya tüketim kooperatifleri ve/ya da kooperatifler ile doğrudan bağlantı kurarak ürünleri edinebilirler. Bu doğrultuda sayısız modeller üretilebilir.

“TASARI TEK YOLCU VE ŞİRKET YANLISI”

Prof. Dr. Tayfun Özkaya (Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi): Bu kanun tasarısı köylü elinde bulunan toprakların şirketlerin elinde toplanmasına yönelik hükümler taşımaktadır. Şirketlerin daha verimli olduğuna dair bir ön kabul bu yönelişi doğurmuştur. Şirketler çevreye daha duyarsız olmakta ve kısa sürede maksimum kar peşinde koşmaktadırlar. Bu ise daha çok sermaye ve zararlı kimyasal ilaç ve kimyasal gübreler kullanılarak çevrenin çöküşünü hızlandırmaktadırlar. Ayrıca işsizliğin yaygın olduğu bir dünya ve Türkiye’de işgücü yerine aşırı ölçüde güya modern girdiler ve ağır makinelere yönelmektedirler.

Tasarı tarımsal işletme mülkiyetinin mirasçılara devredilmediği durumlarda kamu kurumları ve finans kurumlarının ihbarını öngörmektedir. Finans kurumlarının müdahil olması manidardır. Kendisine tarımsal işletmenin mülkiyeti devredilecek mirasçılar diğer mirasçıların paylarını ödeyemediği takdirde bankalardan kredi çekebileceklerdir. Ancak peşinen ödenecek bu borç küçük işletmecilere çok ağır gelebilir. Bankalar bu amaçla kar elde edeceklerdir. Devletin bu kredilerin faizlerine destek olması tasarıda olmasına karşı bu desteğin ne düzeyde olacağı belli değildir. Muhtemelen ilk uygulama yıllarında bu destek tepkileri sınırlandırmak amacıyla büyük olacak daha sonra tamamen kaldırılacaktır. Bu ise tarım topraklarının yerli ve yabancı büyük şirketlerin eline geçmesine yol açacaktır. Bu Türkiye’nin tarımsal açıdan Guatemela gibi bir yapıya doğru evrilmesine yol açacaktır. Bu ve benzeri Latin Amerika ülkelerinde tarım toprakları plantasyonlar halinde yabancı şirketlerin elindedir ve halk yoksulluk içindedir. Çevreye saygı duyulmaz.

Tasarı tarımda gelişmenin büyük ölçüde işletme büyüklüğünün artması ile gerçekleşeceği gibi yanlış bir varsayıma dayanmaktadır. Ölçek büyüklüğü (economics of scale) kadar kapsam büyüklüğü (economics of scope)  da önemlidir. Tasarı tek yolcudur ve büyük şirket yanlısıdır.  

“TARIM BÜYÜK SERMAYENİN ELİNE GEÇEBİLİR”

Ferdan Çiftçi ( Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı): Türkiye'de tarımın önemli sorun alanlarından birisi de tarım arazilerinin miras yoluyla bölünerek iyice küçük parçalara dönüşmesidir. Bu anlamda 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Hakkında Kanun ve Türk Medeni Kanunda değişiklik yapılması ilk bakışta olumludur. Çünkü arazilerin miras yoluyla bölünerek işlenemeyecek büyüklüğe kadar düşmesi tarım sektörümüz açısından olumsuz sonuçlar doğuracak verimliliğin ve tarımsal üretimin düşmesine neden olacaktır. Bunu söylerken küçük çiftçiliği reddeden bir duruma düşmemek gerektiğini ifade etmeliyiz.

Tasarıya baktığımızda yapılan değişikliklerin en önemli kısmının 5043 sayılı kanunun 8. maddesine eklenen fıkralar olduğunu görüyoruz. Burada arazi büyüklüklerinin bölgelere bakanlıkça belirlenecek olması uygulamada sıkıntıları beraberinde getirecektir. Ama asıl sıkıntı mirasçılardan herhangi birinin bölünemez büyüklükte olan arazi parçalarını üçüncü kişilere satışlarında oluşacaktır. Burada tarımsal üretime devam etmek isteyen ancak arazinin bedelini ödeyebilecek gelire sahip olmayan mirasçının yaşayacağı sıkıntıdır. Bunun sonucunda yaşanacak sosyal sıkıntılar artacak, ucuz ve sömürüye açık bir işgücü oluşmasına neden olacaktır. Ayrıca üçüncü şahıslara satışlarda, arazilerin büyük sermaye sahiplerine ve finans sektörüne doğru el değiştirmesi sonucunu doğurabilecektir. Bu nedenle tarım arazilerinin bölünmemesi önemli, ancak bunun kırsalda yeni sorunlar yaratmaması gereklidir.

“TOPRAĞI KORUMAK MI DERİSİNİ KAZIMAK MI?”

Orhan Özkaya (Eski Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcısı): 5403 sayılı yeni hazırlanan, “Toprak Kanunu ve Arazi Kullanımı Kanunu’nun 1. Maddesi”nin değiştirilerek, toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması ve bölünmelerinin önlenmesi amacıyla hazırlanan taslak; plânlı kullanım sağlayacak esaslardan yoksun bulunmaktadır.

 4. maddede tarım arazilerinin asgari büyüklüklerini, özel ürün arazilerinde 20 dekar, dikili tarım arazilerinde yani ürün alınan araziler de 5 dekar, seracılık yapılan alanlarda 3 dekar olarak belirliyor. Ancak bu büyüklüklerin gerektiği takdir de arttırabileceğini vurguluyor. Bu miktarların dışında ifraz edilmesini, bölünmesini kabul etmiyor. Önceki uygulamadaki 5 dekar koşulunun 20 dekara çıkarıldığı, seracılık ve dikili alanlarla ilgili bir sınıflamanın yapıldığı görülüyor. Ancak burada tarım arazilerinin asgari büyüklükleri açıklanırken, alt sınır veriliyor; üst sınıra dokunulmuyor. Oysa bu ülkenin terör sonunun en büyük nedeni olan feodal kalıntılardan bahsedilmemekte... Binlerce dekar arazisi olan Güneydoğulu ağalardan, beş on köyü olan feodallerden eser yok.

  Miras hakkını zedelenmesi

  8.Madde de, mirasa konu tarım arazi ve işletmelerde mülkiyetin devri esas alınmış. Burada yapılmak istenenin, tarım arazisinin artı değer, katma değer üretmesi şeklinde görüldüğü savunuluyormuş gibi açıklanabilir. “Mirasçılar kendi aralarında konuyu çözemedikleri takdir de, sulh hukuk mahkemesi kanalıyla sorunun çözülmesi yoluna gidebilirler” diyerek, mahkemeleri işaret etmektedir. Öne çıkan husus “ehil mirasçı” konusudur. Bu ehil mirasçılığa kim karar verecek, ölçüyü kim tayin edecek, kıstaslar ne olacak. Ehil görülmeyen dul, yetimlerin, öksüzlerin, özürlülerin hak ve hukuku ne olacak, bunu kim koruyacak. Başka bir hususta çözümün, parası olanlara bırakılması... Yani tarım arazilerini “ticari bir meta” olarak görmek. Oysa halkımız; köylümüz, çiftçimiz tarım yaptığı arazisini canı gibi görür, sevgiyle, büyük bir dostlukla ona bağlıdır. 8. maddenin c) bendinde; “Miras yoluyla devirde, kendisine devir talep eden kişi yoksa arazi satılır” demektedir. Bu durum yoksul Türk köylüsünü, çiftçisini yalnız bırakmak, banka kıskacında eritmektir. Bu maddeyle TOKİ gibi kuruluşlara araziler peşkeş çekilecek demektir.

 Kooperatifçilikten eser yok

  Tasarı her yönüyle şirket ekonomisine ve ticari şirket yapısının parasal boyutuna vurgu yapıyor. Devlet desteği hiçbir aşamada yer almıyor. Devletin üreticiyi koruma kanatları ortadan kalkmış. Mirasçıların ehil olmayanlarının elinden toprağı gasp ediliyor. Onlara hisseleri oranında ücret ödemesi yapılaması, sorunun çözümü konusunda yeterli oluyor. Oysa  “Sosyal Devlet” ilkesi göz ardı ediliyor. Mirasçılar tarım dışına itilerek tarımdaki üretim sürekliliği, insanların Anayasal hakları yok farz ediliyor. Oysa tarımdan elde edilen milli katma değerden ehil olmayan dul, yetim, öksüz, çaresiz, kolsuz kanatsızlarda devletin korumacı yaklaşımıyla pay almalıdır ki, ülke bütünlüğü zarar görmesin. Yoksul halk alacağı yetersiz ücretle sokağa atılmasın.

 Toplulaştırma konusu

  Her dönemde “Toprak Reformu” konusu gündeme getirilerek, Güneydoğu’daki feodal kalıntılar aşılmak istenmiş, ancak sonuca gidilememiştir. İlk uygulamaları 442 sayılı “Köy Kanunu” ile Atatürk yapmak istemiş; önce köylerde bulunan Hazine arazilerinin topraksız köylüye dağıtılmasını köy muhtarları yapmış, daha sonra köy orta mallarına el atılmış fakat yeterli sonuç alınamamıştır. 1947 yılındaki, “4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” ile bu sorun halledilmek istenmiş yine de başarı alınamamıştır. 1960 yılındaki “Toprak Reformu Ön Tedbirler Yasası” da yanlış uygulamalar yüzünden çare olamamıştır. İşte ülkemizdeki terörün baş nedeni olan bu konu yılan hikâyesine dönerek katlanmıştır. Oysa ülke düzeyinde toprakların bölünmeden toplulaştırılarak reforma tabi tutulması, tarım üretimini atağa kaldırır, ayrıca istihdamı da doruğa çıkarır. En büyük istihdam tarımdır. Toprak, fabrika demektir. Ondan alınacak verim her şeyin üstünde ve çok düşük maliyetlidir. O, her çiftçinin her köylünün kendi öz fabrikası demektir. İşte bu nedenle onunla işsizlik aşılabilir. 

  ‘Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’ Atatürk’ün izlerini taşır. Tabii ilk öncelik terör olayının ortadan kaldırılması, devlet gücünün tam anlamıyla ödünsüz kurulması, güvenin sağlanması şarttır. 4753 sayılı "Çiftçiyi Topraklandırma Yasası"nın 17. maddesinde olduğu gibi toprakları bedelsiz dağıtmalı, önce Maliye Hazinesi'ne ait topraklar hızla dağıtılmalı, hiç tarım dışı Hazine toprağı bırakılmamalıdır. Daha sonra feodalitenin elindekiler halka eşit koşullarda dağıtılarak devletin desteği hiç eksiksiz kullanılmalıdır. Ağalık tamamen tasfiye edilmeli, topraktan koparılarak, sanayi yatırımlarına geçişleri için teşvik edilmeli, bu sorun bitirilmelidir. Önceki uygulamalarda halk aldığı kredileri ödeyemez duruma düşmüş Hazine'nin dağıttığı toprakları dahi ağalara yeniden kaptırmıştır. Bunun da yolu devletin kooperatifler kurması ve bunlara sahip çıkması. Sermaye desteği karşılıksız olmalı, pazarlama derdi olmamalı, kooperatifçilik devlet destekli yapılmalı. Devlet halkın üretiminden doğan sorunlarına sonuna kadar sahip çıkarsa ve gücünü pazarlama sorununu aşmaya verip, halka, sadece üretimle ilgilenmesi için rahat bir çalışma ortamı yaratırsa konunun hedefine varmaması olanaksızdır. Üretici pazarla uğraşmamalı. Topraklar bölünerek değil "Toplulaştırma" yapılarak dağıtılmalı, az toprağı olana,  eşitlik sağlanıncaya kadar toprak verilmeli. Kurulacak kooperatiflerde eşit hisseler gözetilerek dağıtım yapılmalı. Halk tarım sanayisiyle kurulacak fabrikalara ortak edilmeli, işe alınmalarda öncelik yöre insanına verilmelidir. Böylelikle hem göçler önlenir, yoz mega kentlerin, betonlaşmış, taşlaşmış çirkinliği ortadan kalkar ve hem de yerinde kalkınma sağlanır. Yapılacak toprak reformu uygulamasının Atatürk'ün uyguladığı mükemmel bir toprak reformu olan 442 sayılı Köy Kanunu içeriğinde olması ve 4753 sayılı "Çiftçiyi Topraklandırma Yasası'nın 17. maddesi hükümlerini taşıması yani toprağı bedelsiz dağıtmak şeklinde yapılmalıdır. Bütün bu sorunlar halkımızın siyasi ortama el koymasına bağlıdır. Bu Yasa, Atatürk’ün yapmak istediği hükümleri bünyesinde taşır. O’nun izleri silinememiştir.

Köy Enstitüleri

  Köy Enstitüleri uygulaması bugün çok daha hızlı ve başarılı bir şekilde gerçekleşebilir. Kırsal alana yakın bölge fakülteleri bu işlevi yapabilir. Örneğin, Aydın-İncirliova asfaltı üzerinde bulunan Cincin köyündeki Ziraat ve Veteriner Fakülteleri her yönüyle buna müsaittir. Bu uygulamayla Türk halkı yeniden Atatürk’ün “Karma Ekonomi” modeliyle heyecanla atağa kalkabilir. Bütün bunlar olmadan, toprağı korumak olanaklı olamaz; zira topraklarımız, yabancı gerçek ve tüzel kişilerin eline geçmiştir. Yabancı banklar, köylümüzün, çiftçimizin kredi kartı ve kredi borçları nedeniyle tarım arazilerine, traktörlerine, hayvanlarına, oturduğu evlerine haciz ve ipotek koymuş, elinden almıştır. Ormanlarımız ise, 2B denilen ucube yasalarla çoktan yok edilmiştir. Üç adımlık “Gezi Parkları” da rantçıların gözüne batmakta…

“ÇIKIŞ YOLU KOOPERATİFÇİLİK”

Orhan Ayber (Stratejist): Tarım Bakanlığı’nın stratejik plan çerçevesinde hazırladığı bu yasa Türkiye’nin önceliği olamaz. Türkiye’nin tarımda stratejik planı şu şekilde olmalı: Öncelikle feodal yapı ve toprak ağalığı sistemi tasfiye edilmeli. Türk tarımının sorunu toprak parçalanmasından ziyade toprakların holdingleşmesidir. Bu holdingleşmeye bağlı olarak kırsal kesimden son yıllarda 300 bini aşkın kişi kentlere göç etmek zorunda bırakılmıştır. Sadece bu neden kaynaklı olarak kentlerdeki sosyal altyapı maliyetleri artmıştır.  Holdingleşmeye bağlı nedenlerle verim kaybı yaşanan arazilerin toplamı, toprağın bölünmesiyle verimi düşen arazilerden en az 10-15 kat daha fazla. Günümüzde ülkemizde 3 milyon hektar arazinin ekilmediği gerçeği ile de karşı karşıyayız. Bu sorun halledilmesi gerekirken tek çözüm yolu kooperatifleşmedir.  

 “KADASTRO SİSTEMİ BİRBİRİNDEN AYRILMALI”

Mustafa Günenç (Emekli Banka Genel Müdürü): Bu kanun tasarısı kanunlaşmadan önce Türkiye’de iki kadastronun tek kadastroya dönüştürülmesi şarttır. Bugün tapu kadastro ve orman kadastrosu olarak iki ayrı bölüm halinde karşımıza çıkan sistemde verilen kararlar çoğunlukla çelişiyor ya da çakışabiliyor.  Tapu kadastronun olur verdiği araziler yıllar sonra burası ormandır diye malikin elinden alınabiliyor. Önce bu işlemin tek ele alınması gerçekleştirilmeli, bu konuda meclis karar vermeli. Aksi takdirde bu kanun daha baştan kadüktür. Türkiye’de toprakların önemli bir kısmı hala hazineye ait. Bu toprakların üzerinde tarım yapılmakta ya da zilyetlik belgesiyle devletten ekilmeyen topraklarla ilgili teşvik alınmaktadır. Bu iki kadastro birleştirildikten sonra Türkiye topraklarının tarih verilerek, 6 ay-1 yıl içinde kadastrodan geçirilip hazine arazilerinin sınırlarının belirlenmesi gereklidir. Kim kullanıyorsa önce kullananlar olmak üzere devlet bunları belli bir bedelle, kullananlara ya da talip olanlara satmalıdır. Bu şekilde herkes kullandığı arazinin işgalcisi değil tarım arazisinin sahibi olacaktır. Bu cesaretle alınması gereken bir politik karadır. Anadolu’nun özellikle doğusunda kadastro geçmemiş hazine arazileri sahiplenilerek kullanılmakta, ağalık düzeni dahi buna dayanmaktadır. Bu iki işlem bitmeden çıkan kanunun Türkiye’nin her tarafında uygulanma şansı yoktur. 

YABANCILARIN İŞTAHI İÇİN Mİ?..

Öcal Uluç (Gazeteci-yazar): Taa 1950’lerden beri “Toprak reformu, toprak reformu… Topraksız köylü toprak sahibi yapılacak, toprak ağalarının elindeki topraklar kamulaştırılarak, topraksız köylüler topraklı yapılacak” masallarını dinleyip durdum… O yapılamadı, yapılmasına izin vermeyenler çok güçlü çıktı. Anladığım kadarı ile şimdi tam tersi yapılacak. Kanun tasarısının gerekçesinin geneli  “doğru” gibi görünüyor ve getirilecek uygulama Batı Dünyası’ndan örnekleniyor. Ne var ki, şu anda yapılmak istenen “Ben yaptım oldu” emrivakilerinden biri gibi… Bu uygulama, topraksız kalan köylülerin şehirlere göçünü hızlandırmaz mı, bunun getireceği büyük problemler nasıl çözülecek?.. İşte Gözlem’in bu sütunlarında uzmanlar “yapılacak uygulamanın alt yapısının olmadığını, bu alt yapı hazırlanmadan kanunun büyük problemleri beraberinde getireceğini” açık açık anlatıyorlar, öyleyse bu acelenin sebebi ne?  Acaba, Anadolu’da “bir araya getirilecek köylü / çiftçi toprakları”, yabancılara ya da “yabancı ortaklı” büyük holdinglerin iştahına mı sunulacak?.. Malûm en yetkili bakanlarımız, “Artık satacak bir şeyimiz kalmadı” açıklamaları yapıp duruyorlar!..

 

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Etiketler :

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Yorum yazmak için üye girişi yapınız! Üye Girişi

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Suriye’deki savaş nedeniyle İstanbul’a gelen Suriyeli aileler şehir merkezlerinde Türklerle iç içe yaşıyor. İlk zamanlar ‘misafir’ olarak değerlendirilen Suriyeli mültecilerin ülke içinde toplumsal sorunlara yol açtığını belirten uzmanlar, acil çözüm alınması gerektiği konusunda uyarıda bulunuyor

Uzmanlar, Türkiye’nin dış politikada giderek ağırlığını kaybettiğini, yalnızlaştığını, iktidarın, hatalı tercih ve hamleleriyle ülke sınırlarında da, ülke içinde de güvenlik riskini arttırdığını belirtiyorlar

İzmir Ekonomi Üniversitesi Lojistik Bölümü'nü bitiren 24 yaşındaki Göknil Ay, cam balkon sistemlerine 10 milyon TL yatırım yaparak 20 yıllık inşaat şirketlerine Vetra Cam Balkon Sistemleri şirketini de ekledi. Genç iş kadını, Güler Sabancı'yı örnek aldığını söyledi

Dünyanın en büyük sivil toplum kuruluşlarından biri olan ve dünyanın her yerinden yüzlerce belediyenin üyesi olduğu Birleşmiş Kentler ve Yönetimler Birliği, dünyayı 10 bölgeye ayırarak bölgelerin şampiyonlarını seçti. Birlik, Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’i Orta Doğu şampiyonu ilan etti

Avrupa’nın önemli liglerinde artık sona doğru yaklaşıyoruz. Hatta birçok ligde şampiyonlar belli olmaya başladı bile. Ancak her dört senede bir olduğu gibi, bu sene de liglerin bitişi futbol heyecanının biteceği değil; daha büyük bir heyecanın başlayacağının bir habercisi: Çünkü bu sene takvimde futbol severlerin yaz aşkı Dünya Kupası var.

TBMM gündemine bir kez daha gelen zeytinlik sahaların yatırıma açılmasına yönelik tasarı sektörü tedirgin etti. Zeytinciliğin bitirileceğini savunan sektör temsilcileri tasarı geri çekilmeli diyor

‘Sosyal devlet’ olgusunun Türkiye’deki işleyişini inceleyen uzmanlar, ‘sosyal devlet’ olmanın gereklerinin yeterince yerine getirilemediğini dile getirdi