Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Faturayı kim ödeyecek?

13.7.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Türkiye gerçekten çok ilginç bir ülke… Hafta başında, bir yanda yeni rejime geçmenin düğün bayramı yapılırken, diğer yanda Çorlu’da yaşanan ‘tren faciası’nda yaşamını yitiren 24 yurttaşımızın acısı yürekleri dağlıyordu… Yine hafta içinde, yeni siyasal dönemin kutlamaları ülke çapında devam ederken, 4 yıl önce Soma’da yaşanan ‘maden cinayeti’nde bedenleri toprağa karışan 301 madencinin davası sonuçlanıyor ve ortaya çıkan tablo vicdanları kanatıyordu. Tabii vicdan sahiplerinin…

Bilmem ki bu olup bitene ne demeli? En iyisi, edebiyatın insancıllığına ve şiirin güzelliğine sığınıp, yüreklerimizin yangınını şiirle söndürmeye çalışmak… Hani, anısı önünde saygıyla eğildiğimiz büyük şairimiz Hasan Hüseyin Korkmazgil’in o güzelim dizelerinde vurguladığı gibi: “Yaprak döker bir yanımız / Bir yanımız bahar bahçe”.

Hemen her olayda görüldüğü gibi, bizim ülkemizde, her daim, acının, yürek yangınının faturası, hep halka, yoksullara, ezilenlere çıkıyor. Çoğunlukla da, onların sesi hiç duyulmuyor, solukları hissedilmiyor…

 

Yeni rejim, yeni dönem

Türkiye, 16 Nisan referandumu ile başlayan rejim değişikliği sürecinin, geçtiğimiz 24 Haziran’da yapılan seçimlerle tamamlanmasıyla, yeni bir siyasal ve yönetsel döneme geçti. Ülkemizde 140 yıllık bir geçmişe sahip parlamenter sistem tarihe karıştı.

Sonuçta, adına ‘Cumhurbaşkanlığı sistemi’ denilen, ancak dünyadaki hiçbir başkanlık örneği ile de örtüşmeyen, benzeşmeyen bir yeni sistemimiz oldu. Cumhuriyet ve demokrasinin çağdaş, evrensel değerleri örselendi. Otoriter anlayış egemen oldu. Uzun bir süredir fiilen yürütülmeye çalışılan ‘partili cumhurbaşkanlığı’ sistemi resmiyet kazandı.

Yeni rejimin en çarpıcı özelliği, güçler ayrılığı ilkesinin ortadan kalkması ve bütün bu işlevlerin tek elde toplanmasıdır. Parlamentonun, en başta bütçe yapma hakkı olmak üzere birçok işlevinin elinden alınarak, etkisizleştirilmesidir

 

Bu sistemle, ‘81 milyonun cumhurbaşkanı’ olunamaz

16 Nisan referandumunda yeni sisteme ‘hayır’ oyu kullanan milyonlarca seçmenin, yurttaşın, yeni rejimle ilgili endişeleri artarak sürüyor. ‘Cumhurbaşkanlığı sistemi’ isminin bile bir yaldızdan ibaret olduğu; gazetecilerin ‘başkan’ olarak hitap etmesinin istenmesinden anlaşılıyor.

Yemin metninde geçen tarafsızlığın ve ‘81 milyonun cumhurbaşkanı olma’ taahhüdünün, nasıl hayata geçirilebileceği de tartışmalıdır. Esasen, bu konu, isimlerden bağımsız bir sistem sorunudur. Aynı zamanda bir siyasal partinin genel başkanlığı şapkası taşınarak, pratikte tarafsız olunamayacağını düşünüyoruz.

Bu arada, başkanlık sisteminin çok küçük bir yüzdelik oranıyla referandumdan geçtiği ve cumhurbaşkanının ancak yüzde 2,5’luk bir oy yüzdesiyle yüzde 50’yi aşarak birinci turda seçilebildiği gerçekleri unutulmamalıdır. Neredeyse ülkenin yarısının bu yeni sisteme karşı olduğu, başta İstanbul, Ankara, İzmir olmak üzere ülkenin belli başlı kentlerinde ‘hayır’ın kazandığı, üstelik ülkenin gerçek üretim dinamikleri olan genç ve eğitimli seçmenlerin önemli bölümünün bu yeni sisteme karşı oy kullandığı, hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalıdır.

 

Ekonomiye gel!

Ülkede yaşanan bu alt üst oluşun, ekonomiye yansımalarının, giderek önümüze daha ağır faturalar çıkaracağı anlaşılmaktadır. Yeni kabinenin ilanının ardından, başta dolar olmak üzere döviz fiyatlarında görülen artışlar, önümüzdeki sürecin ekonomi açısından ne denli zorlu geçeceğinin de ilk işaretleridir.

Ekonomi alanı, zaten uzun süredir önemli sıkıntılar yaşamaktadır. Seçim sürecinde alınan popülist kararlar, bu sıkıntıları daha da artırmıştır. Ekonominin rakamsal verileri de, içinde bulunulan darboğazın gerçeklerini acı biçimde ortaya koymaktadır.

Bu yakıcı sorunlar, ister istemez dikkatleri ekonominin üstünde toplamaktadır. İşte bu nedenle de, ekonomik durumdan endişe duyan herkes, artık ekonomi gündemine gelinmesini ve bir an önce çözüm bulunmasını istiyor.

Enflasyon, dış borç, cari açık

Ülkemiz ekonomisinin alarm veren sinyalleri, en başta enflasyon, dış borç ve cari açık verilerinden yükseliyor. Paramız değer kaybediyor, halkın alım gücü düşüyor. Yalnızca son günlerde, TL’nin, dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 5’i buldu.

Bütün bu olumsuzluklar, ekonomideki faturayı daha da kabartıyor. Bakalım bu faturayı kim, nasıl ödeyecek? Önümüzdeki ‘İnsaNomi’ yazılarımızda, bu konuların takipçisi olacağız.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test