Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Seçimler ve ekonomik beklentiler

27.4.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Her seçim kararı, ekonomiyi bir şekilde etkiler. Erkene alınmış seçimlerin etkisi ise daha fazladır. Bir grup, ekonomik durumun kötü olduğunu ve daha kötüye gitmeden önce seçimlerin erkene alındığını söylerken diğer bir grup, seçim tartışmalarının belirsizliği arttırdığı ve istikrarı bozduğu için, halka gidildiğini öne sürer. Öyle görülüyor ki, seçimlerin 24 Hazirana alınması piyasada olumlu karşılanmıştır. Belirsizliklerin ortadan kalkacağı ve öngörülebilirliğin artacağı görüşü ağırlık kazanmıştır.

İktidar, ülke ekonomisinin 2017 yılında % 7,4 oranında büyüdüğünü, ihracatın % 10’luk bir artış gösterdiğini,1 milyon 450 bin kişiye ek istihdam sağlandığını öne sürerek, seçimlere ekonomide başarılı bir performansla gidildiğini ifade etmektedir.

Ancak, 2017 yılı büyümesinin temelinde, söz konusu yıl içinde verilen olağan dışı teşviklerin varlığı bilinmektedir. Bu yıl aynı düzeyde teşviklerin tekrarlanamayacağı ve dolayısıyla 2018 yılında aynı büyüme hızının yakalanamayacağı görüşü yaygındır. Bu yıl beklenen büyüme hızı %3,5-4 arasındadır. Kaldı ki, iç talebe bağlı büyüme ithalatı arttırmakta, cari açığı yükseltmekte, enflasyonu yukarı doğru etkilemekte ve kurların artmasına yol açmaktadır. Enflasyon, faiz hadlerinin de yükselmesine sebep olmaktadır.

Nitekim Merkez Bankası, 25 Nisan tarihinde geç likidite penceresinden yaptığı borç verme faiz oranını beklentilerin de üstünde, 12,75’ ten 13,5’e yükseltmiştir. Banka faiz artırımına gerekçe olarak, iç talebin büyümeye devam etmesini, enflasyon ve enflasyon beklentilerinin bulunduğu yüksek seviyelerin fiyatlama davranışları üzerinde risk oluşturmaya devam etmesini göstermiş ve ithal fiyatlarındaki yükselişin söz konusu riskleri arttırdığını açıklamıştır. Merkez Bankası’nın gerektiğinde ek parasal sıkılaştırma önlemlerine başvuracağını açıklaması ve önemli bir seçimden hemen önce, faiz arttırması Banka’nın bağımsız davranamadığı yolundaki eleştirileri, bir ölçüde de olsa azaltacak niteliktedir. Ancak alınan kararın piyasalara fazlaca bir etkisi olmamıştır. Faiz yükseltme kararı geç alınmıştır. Zamanında alınmayan kararların olumsuz etkileri daha fazla olmakta ve daha radikal kararların alınmasına sebep olmaktadır. Karar, döviz fiyatlarını kısa bir süre için geriletmiş ancak daha sonra ABD tahvil faizlerinin tetiklediği küresel kaynaklı gelişmelerin de etkisiyle yeniden yükselmiştir. Bu durumda döviz borçlusu işletmelerin borç yükünün azalması beklentisi de gerçekleşmemiştir.  Kaldı ki, faizler sadece geç likidite penceresinden borçlanma ile ilgilidir. Etkileri, bu pencereden verilecek para miktarına bağlı olacaktır.

Kurların kalıcı bir dengeye kavuşması için, küresel düzeydeki gelişmelerin olumu şekilde seyri yanında, büyüme hızının makul düzeyde tutulması, mali politikaların, para politikaları ile uyumlu hale getirilmesi, güvenli, istikrarlı ve karlı bir yatırım ortamının sağlanması gereklidir.

Bir süre önce açıklanan Şubat ayı ödemeler dengesi verilerine göre, bu yılın ilk iki ayında ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırım tutarı 1 milyar 113 milyon dolardan ibarettir. Üstelik bu rakamın 733 milyon dolarlık bölümü yani yaklaşık üçte ikisi gayrimenkul yatırımlarından oluşmaktadır. İlginç bir gelişme de, aynı dönem içinde Türklerin yurt dışında yaptıkları yatırımın 1 milyar 97 milyon dolarla, yatırım girişlerinin seviyesine ulaşmış olmasıdır. Yurt dışına sermaye çıkışlarının büyük bir bölümü, daha ucuz girdi sağlamak, daha geniş pazar olanaklarına kavuşmak gibi gerekçelere dayalı yatırımlardır. Ancak bunun yanında geçen yıl yurt dışında gayrimenkul alımları 567 milyona ulaşmıştır. Bu yılın ilk iki ayında bu rakam 58 milyon dolar civarındadır.

2018 yılında ekonomimizi zor günler beklemektedir.

Merkez Bankası’nın da öngördüğü gibi enflasyon baskısı devam edecek, iç talepteki artış ta sürecektir. Faiz hadleri enflasyon düzeyine paralel bir seyir izleyecektir. Seçim atmosferi gelecek yıl yapılacak yerel seçimlere kadar sürecek, bir beklenti süreci yaşanacaktır. Yapısal reformların gerçekleştirilmesi yeniden ötelenecek ve buna bağlı iç ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarında bekle-gör politikası tercih edilecektir. Katma değeri yüksek üretim, iç talebi kısıtlayıcı önlemler, ithal edilen ürünlerin içeride üretimi ile ilgili tedbirler, proje bazında verilecek teşvikler bir süre daha bekleyecektir.

Oysa ekonomide önceliklerin doğru tespiti ve zamanlamanın iyi yapılması son derecede önemlidir.

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Website Security Test