Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kışlalı: “Karamollaoğlu ile Bahçeli kıyaslanırsa…”

9.3.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in “Siyasi ittifaklar” ve Afrin başta Türkiye gündeminin ilk sıralarında yer alan konular ile ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri…

GÖZLEM – İttifak Kanunundaki, CHP başta, muhalefet partilerinin “seçim güvenliği” bakımından mahzurlu gördükleri maddelerin komisyonda AKP + MHP çoğunluğunun oyları ile kabul edilmesi konusundaki görüşünüz?

AKP'nin bu kanunu niye çıkardığı belli. Devlet Bahçeli'nin verdiği kararlar sonrası oyu yüzde 10'luk seçim barajının altına düştüğü belli olan MHP, bu yasayla Meclis'e AKP ile ittifak yaparak girecek ve  "paçasını kurtarmış" olacak. Tayyip Erdoğan da yeni seçim sisteminde, tekrar seçilmesi için gerekli olan yüzde 50 + 1'lik oy oranına bu şekilde ulaşacağını hesaplıyor.

GÖZLEM – “Mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçerli sayılması, aynı apartmanda oturanların başka başka sandıklara yönlendirilmesi, sandıkların başka sandık bölgelerine götürülerek sayılabilmesi, sandık başlarına güvenlik güçlerinin çağrılması” gibi maddelere yapılan itirazların kabul edilmemesi, “seçim meşruiyetini tartışmaya açarken”, AKP ve Hükümet sözcülerinin “CHP’yi seçimin meşruiyetine gölge düşürmeye çalışmakla suçlamalarını” nasıl karşılıyorsunuz?

AKP bu düzenlemeleri, gerekli gördüğü yerde dikkatleri dağıtıp, oy dağılımını kendi lehine döndürmek için getirdi. AKP ne kadar fazla açık alan bırakırsa, o kadar çok yerde sonuçları istediği şekilde değiştirebileceğini biliyor. Muhalefetin seçimi kontrol sistemiyle iktidarın imkânları arasında ilkinin aleyhine büyük fark olduğu bariz. Muhalefet, haliyle, iktidar tarafından oyların ve dolayısıyla seçimin lehlerine döndürülmesine yönelik getirilen bu düzenlemelere karşı çıktı. AKP de her zamanki gibi arkasındaki medya desteğiyle, muhalefete daha yüksek bir sesle karşılık vererek, muhalefeti susturmaya çalışıyor.

GÖZLEM – Ortada “şimdilik” Büyük Birlik Partisi’nin de “MHP’nin istememesine rağmen” katılacağı bir “AKP + MHP + BBP ittifakının oluştuğu” görüntüsü var. “Yerli ve Milli İttifak” denilen bu gruplaşma hakkındaki görüşünüz; Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50 +’i bulabilirler mi, milletvekili seçiminde çoğunluğu sağlayabilirler mi?

Milletvekilliği seçimlerinden çoğunluğu sağlayabilecekleri muhtemel. Ama onda bile bazı pürüzler dikkati çekiyor. Örneğin bu şeker fabrikalarının satılmasıyla ilgili CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun konuşmasını dinledim. Nasıl halkın aleyhine olacağı, bu satışın nasıl yandaşların para kazanması için kullanıldığı ve çiftçinin, tüketicinin nasıl zarar göreceğini çok güzel anlattı. Sadece o değil, tüm ülke kesiminde aralarında AKP'lilerin de bulunduğu çok geniş kesimler buna karşı çıkıyor. Muhalefetin bu tür konuları seçip çok iyi işlemesi lazım. Bu konular, bazıları veya tek bir tanesi bile seçimlerin sonucunu bir anda çok ciddi şekilde etkileyebilir. Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin olarak ise, esas olarak İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener'in oy gücünü merak ediyorum. Tabii ondan da önemlisi belki Saadet Partisi'nin bu ittifaka, şu anda ihtimal düşük görünmesine karşın, katılması için AKP'nin neler yapabileceği, eğer Saadet Partisi katılmazsa bu sefer bu partiye karşı nasıl önlemler alacağı da önemli. Tabii Tayyip Erdoğan'ın ilk turda seçimi almak için bu İttifak Kanunu da dahil her türlü olanağı sonuna kadar kullanacağı kesin. Öte yandan Anayasa oylamasından sonra muhalefet de iktidarın bir çok durumda nasıl oyları çevirdiğini gördü. Muhalefetin artık uyanık davranıp ortaya çıkan boşlukları doldurması lazım. Dolayısıyla bu ittifakın Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda yüzde 50'yi geçeceğini düşünmüyorum.

 

GÖZLEM – Bu ittifakın karşısına “Demokrasi ve İlkeler İttifakı” şeklinde “CHP + İyi Parti + Saadet Partisi + Demokrat Parti” grubunun çıkma ihtimali giderek artıyor. Bu ittifakın Cumhurbaşkanlığı seçiminde “ilk turda kendi adaylarıyla çıkıp, seçim ikinci tura kalırsa, Erdoğan’a rakip olacak adayı desteklemek ve de milletvekili seçimlerinde İttifak Kanunu’na uygun bir ittifak kurmak” üzerinde anlaşmaya varacakları anlaşılıyor; görüşünüz?

Özellikle Cumhurbaşkanlığı oylamasında ne mümkünse yapabilecekleri şeyleri yapmak zorundalar. Buna mecburlar. Çünkü bu seçimi o veya bu şekilde kaybederlerse sistemi düzeltmek çok daha güçleşecek. Buna karşın bu partiler arasında ittifak kurmak için gerekli olan bahsettiğiniz ilkelerden ilk ikisini gerçekleştirmeleri daha kolay ancak üçüncü ilkede, yani "milletvekili seçimlerinde İttifak Kanunu'na uygun bir ittifak kurmak" kanımca oldukça zor olacaktır. Bu sağlanabilecek mi, bekleyip göreceğiz.

GÖZLEM – AKP tabanında hâlâ etkili olan “Erbakan / Milli Görüşçü Saadet Partisi”, “bütün parlak vaatlere rağmen” AKP + MHP ittifakına katılmadı. Erdoğan, “Önce ilkeler, sonra ittifak” cevabını aldı ve ilkelerin başında “Güçler ayrımının, Meclis’in etkinliğinin ve yargının bağımsızlığının geldiği” açık açık ortaya kondu. Saadet Partisi’nin bu “açık tavrı” konusunda görüşünüz?..

Gayet güzel. Türkiye'nin geleceğine dönük ümitlerin gittikçe tükendiği bir ortamda, hiç beklenmedik bir kanattan, her çağdaş, demokrat kişinin altına imza atacağı ilkeler savunması geldi. Bağımsız hukukun olmadığı bir yerde demokrasinin olamayacağı kesin. Dini yönü kuvvetli bir partinin bu ilkelere sahip çıkması son derece ümit verici. İktidarın da bundan korktuğu kesin. Korktuğu için de ısrarla Saadet Partisi'ni kendi tarafına çekmeye çalıştı. Ancak buna rağmen Saadet Partisi, yumuşak bir şekilde, sakıncalarını gündeme getirerek bu ittifakın dışında durunca aslında kendisine karşı yeni bir muhalefet odağı yaratmış, daha doğrusu aldığı oy oranıyla radikal kalmış bir partiyi Türkiye'nin gündemine sokmuş oldu.

GÖZLEM – Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, siyaset sahnesinin “en etkin simalarından biri olarak” sahneye çıktı. SP lideri hakkındaki yorumunuz?

Çok güzel bir muhalefet yapıyor. Bir defa AKP'nin hitap etmeye çalıştığı dindar kesimler nezdinde hem partisi, hem de kendi geçmişi olarak saygın bir isim. AKP'ye dönük muhalefetinin yumuşak ve yapıcı bir görüntüde olması, dindar seçmende ciddi etki bırakıyordur. Muhalefetini temellendirdiği fikirler de çok mantıklı ve tutarlı. AKP ve MHP'nin oluşturduğu 'Cumhur İttifakı'na neden soğuk baktıklarını anlattığı konuşmada "Milli olmak fabrikaları satıp ülkeyi samana muhtaç etmek değildir." dedi. “Belli bir istikamette olanlar bir araya gelebilir ama onların yanında olmayanlar için ‘gayri milli', hatta ‘hain' gibi bir hava estirmeye hakkınız yok. Siz milletin yarısını elinizin tersiyle itip kendinizi milli addederseniz, bu komik kalır. Şu anda Saadet Partisi rehberdir, pusuladır. Saadet Partisi dışında bir Milli Görüş olmaz. Milli Görüş, Necmettin Erbakan Hoca'nın kurduğu bütün fabrikaları satıp yıkmak değildir. Bu ülkeyi borca mahkûm etmek hiç değildir. Şahsiyetli bir dış politika izlemek yerine, AB'nin kapısına yapışmak da değildir. Bunları yapamıyorsan, Milli Görüş iki dudağının arasında bir laf olarak kalır. Adalette 80'inci sırada, yolsuzlukta zirve yapan ülkeler arasında sayılamayız. Ekonomide dışa bağımlı, borca mahkum bir ülke olmayız. Faiz bütçesi istemiyoruz. Asgari ücreti açlık sınırında, topraklarının çoğu ekilmeyen, çiftçileri mağdur, geçim sıkıntısı çeken bir ülke olmak istemiyoruz. Avrupa'nın, Amerika'nın etine, sütüne, mercimeğine, samanına, buğdayına muhtaç bir ülke olmak istemiyoruz. Bugün içinde bulunduğumuz durum, 15 yıl öncesiyle kıyaslanamaz. Irak'ta kendi iradesini ABD'nin iradesine teslim ettikten sonra rotayı şaşırdı bu arkadaşlarımız. Orada 1.5 milyon insan katledildi. O katillere destek verenler, bu vebalden kurtulamaz. ‘Allah bizi affetsin' demek yetmez. O hatadan dönmesi icap eder. Bu iktidar politika belirlemede tasnif bile yapamıyor. Ekonomi, eğitim, sosyal problemler konuşulmuyor. Bunların derdi İstanbul Kanalı ve 14 tane şeker fabrikasının özelleştirilmesi. Bu mu memleketi düze çıkaracak? Bu nasıl milli bir mantık?” diye konuştu. Bu konuşmasına katılmamak mümkün mü?

GÖZLEM – Bu tabloda MHP ve SP, Bahçeli ve Karamollaoğlu arasında bir kıyaslama yapabilir misiniz, hangisi rejim penceresinden bakıldığında “haklı” görünüyor?

Bahçeli'nin bildiğimiz milliyetçilikle hiçbir ilişkisi kalmadığı çok ortada. Varlığı Tayyip Erdoğan'ın iki dudağının arasından çıkacak kelimelere bağlı. Aldığı kararlarla AKP'yi kaç defa kurtardı. Bunun sonucunda da MHP'nin bugünkü oyları yüzde 10'luk seçim barajının altına düştü ki böyle bir seçim ittifakı yapmak zorunda kaldı. Öte yandan Temel Karamollaoğlu, dindar bir partinin dindar bir genel başkanı olarak AKP'ye yakın olmuş olsa yadırganmayacakken, hatta bundan çok büyük bir şekilde nemalanabilecekken, Türkiye için doğru gördüklerini muhalefette alışmadığımız bir yumuşaklıkla söylemekten çekinmedi. Muhafazakar bir parti olarak laik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilkelerine daha uzak olması beklenebilecekken, bu ilkeleri savunur bir konumda yer aldı. Hiç şüphesiz Karamollaoğlu, Bahçeli'den çok daha dik ve karakterli bir lider olarak görünüyor.

GÖZLEM – Racu düşürüldükten ve sıra Cinderes ve sonra da Afrin’e gelirken, Kuzey Suriye satranç tahtasının başında olan tarafların durumunda değişiklik olmadı. Türkiye / Esad rejimi / ABD / Rusya /AB / İran “vaziyetlerini” muhafaza ediyorlar; bu arada BM Güvenlik Konseyi’nin “1 aylık ateş kes kararı” yürürlükte, “bundan sonra ne olabilir” sorusu gündemde. Sizce ne olabilir?

GÖZLEM – Doğrusu, bugün bu soruya “doğru çıkacak” bir cevap verecek kişi ya da kuruluşun olduğunu sanmıyorum. Her şey olabilir ya da çok değişik bir şey de olmayabilir.

GÖZLEM – Afrin içi operasyon hakkında ne düşünüyorsunuz?

TSK hafta içi itibarıyla operasyon başladığından bu yana 43 şehit verdi. Şimdi Afrin'e ve çevresindeki yerleşim bölgelerine girilirken bu sayının daha hızlı artmaması için operasyonun biraz yavaşlayarak devam edeceğine ilişkin işaretler var. Afrin içindeki operasyonlar hiç şüphesiz kırsal kesime göre daha zorlu olacaktır. Ancak sonuçta TSK'nın Afrin'i alacağı kesin gibi.

GÖZLEM – O operasyon bittiğinde “Münbiç ile devam” edilebilecek mi?

Bu konuda seçim yaklaşırken ortaya çıkacak dengelerin etkili olacağını düşünüyorum. Erdoğan'ın devam kararı alıp alamayacağı orada belli olacak. Afrin operasyonunda başlangıç görece iyi gitti. Ama seçim yaklaşırken TSK Münbiç'e girerse, Erdoğan orada doğabilecek kayıpların Türk kamuoyunda yaratacağı tepkiyi ve orada ABD'nin büyük ölçüde varlığı da dikkate alındığında ABD ile karşı karşıya gelmeyi göze alabilecek mi? O zamanlamayı göreceğiz.

 

GÖZLEM – Profesör Dr. Esergül Balcı, 9 Eylül Üniversitesi’nde ekibi ile beraber “ülkenin dört bir tarafında yaptığı araştırmalar ve devletin resmi dokümanlarından aldığı bilgiler” ile ‘Eğitimde Tarikat Gerçeği: Bir Milyon Çocuk Tarikatların Elinde’ başlıklı “tüyler ürpertici” bir rapor hazırladı, okumuşsunuzdur. Tarikat ve cemaat vakıflarıyla protokoller yaparak ilk ve orta öğretimde okuyan çocuklarımızın ellerine teslim edildikleri tarikat ve cemaatlerin durumunu ortaya koyan bu rapor konusunda görüşünüz?

Söylediğiniz gibi tüyler ürpertici. AKP, FETÖ ile sözde mücadele ederken, oradan boşa çıkan yurtları ve okulları yine dinci vakıf ve derneklere veriyor. Milli Eğitim'in çeşitli alanlarında bu vakıf ve derneklerle işbirliği yapıyor. Eğitimi gittikçe daha "dinci"leştiriyor. Bu durumdan kurtulmanın yolu tüm yurtların tekrar devletin uhdesine alınması ve oluşturulacak bir kredi veya teşvik sistemi ile tüm öğrencilerin mezun olup işe girene kadar ihtiyaçları olan maddi imkânlara sahip olacakları düzenlemelerin yapılması. Tabii bu düzenlemeleri iktidardaki mevcut AKP'nin yapmasını beklemek saflık olacaktır. Maalesef muhalefetteki CHP de çeşitli nedenlerle bu konularda üzerine düşeni yapıyor gözükmemektedir.

GÖZLEM – Ortada “böyle bir bilimsel rapor varken”, CHP neden susuyor; “Atatürk’ün partisiyiz” diye övünen ana muhalefet partisi, “sesini sedasını çıkarmazsa”, tarikat ve cemaatlerden oy mu alacağını zannediyor; görüşünüz?

Aynen öyle düşünüyor. O olmasa bile, eğer karşı çıkarsa "CHP dinsiz parti" propagandasının yapılacağından ürktüğü için bu yola gidiyor. Ayrıca CHP liderliğinin bu konudaki farkındalığının yüksek olduğunu da sanmıyorum. Oysa CHP artık ciddi bir şekilde çağdaş ilahiyatçılarla beraber bir örgütlenmeye giderek, işin çığırından çıkan dincileşmeye karşı toplumu bilinçlendirmede öncü rol oynamalıdır.

GÖZLEM – TV ekranlarında, gazete köşelerinde “Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı” bir yığın sapık “din adamı ve tarihçi kisvesi” ile “hakaretler ve iftiralar yağdırmaya” devam ediyorlar. Ne Cumhuriyet savcılarının, ne RTÜK’ün, ne Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sesi sedası çıkıyor. MHP susuyor, CHP susuyor; nereye varacak bu “kirli” kampanyaların sonucu? Ne yapılmalı?

CHP ilahiyatçı ve akademisyenlerin de desteğiyle oluşturacağı bir birim ile her gün bu tür açıklamaları izlemeli, bunları boşa çıkaran, bilimsel açıklamalar yapmalı. Bu açıklamaların da kamuoyuna duyurulması için Halk TV'yi normal işlevleri öne çıkan bir televizyon haline getirmeli, yeniden bir gazete çıkarmalı.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Website Security Test