Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

ABD, ÇATIŞMA RİSKİNİ GÖZE ALMAYACAKTIR

5.2.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Silahlı Kuvvetlerimizin, Afrin’de icra ettiği Zeytin Dalı Harekâtı başarıyla devam etmektedir. Böyle bir harekâtın başarısını sadece askeri birliklerin ilerlemesi olarak değerlendirmemek gerekir. Başarı kriterlerinin içinde; sivil halkın zarar görmemesi, harekatın yabancı topraklarda icra edilmesi, yerel yardımcı unsurlardan yararlanılması ve bu unsurlarla koordine seviyesi, uluslararası ilişkiler, PKK propagandasına karşı yürütülen faaliyetler ve bu propagandanın boşa çıkarılması, Türkiye’nin savaş teknolojisinde geldiği nokta ve bunu kullanmadaki becerisi gibi daha pek çok kriter değerlendirildiğinde harekatın başarısı daha net görülmektedir.

 

Yeri gelmişken kısaca “Yerel Yardımcı Unsurlardan” yararlanılması konusuna değinmek istiyorum. Bu konu; yerel güçlerin yapısını gerekçe göstererek eleştirilecek ve kamuoyu önünde tartışılacak bir konu değildir. Aynı zamanda bu unsurların bir Kuvva-yı Milliye hareketi gibi gösterilmesi de uygun bir benzetme değildir. Çünkü Kuvva-yı Milliye; “Türk Milletine özgü” bir “Milli Mücadele” hareketidir. Türk Milletinin kadınıyla, çocuğuyla, yaşlısıyla, genciyle, yokluklar içerisinde gerçekleştirdiği bu Milli Mücadelenin bir başka örneği dünyada görülmemiş ve yaşanmamıştır.

 

Geçen hafta da ifade etmeye çalıştığım gibi; Afrin harekatının devamında Münbiç harekatının da yapılması ve onun da devamında Fırat’ın doğusunda da tedbir alınması mutlaka gerekmektedir. Son hafta içinde ABD’den gelen tepkiler, Münbiç’ten çekilmeyeceklerini ifade etmeleri, buna karşılık Türkiye’nin Cumhurbaşkanı seviyesinde bu harekatın mutlaka yapılacağını açıklaması neticesinde; Münbiç’e bir harekât icra edip edemeyeceğimiz konusu ve ABD ile çatışma riski kafaları karıştırmaktadır. ABD’nin, Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt yapılanması istediği artık çok açıktır. Bunun yanında Fırat’ın iki kıyısını da PKK eliyle kontrol altında tutarak Deyrizor petrol bölgesinin güvenliğini sağlama amacını da taşımaktadır. ABD bu kısa vadeli hedeflerine ulaşmak için Türkiye’nin toprak bütünlüğünü, huzur ve güvenliğini tehdit eden PKK terör örgütüyle birlikte hareket etmektedir. Biz ilk olarak, mücadele ettiğimiz düşman unsurların adını doğru telaffuz edersek soruna daha uygun yönden yaklaşırız kanaatindeyim. PYD-YPG olarak adlandırılan bu bölücü unsurlar, gerçekte PKK’nın tam da kendisidir. PYD (Sözde Demokratik Birlik Partisi); PKK’nın Suriye kolu olarak bilinen bir terör örgütüdür. YPG (Sözde Halk Savunma Gücü); PKK tarafından, Suriye kökenli terörist Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin liderliğinde, 2003 yılında “Kandil”de kurulmuştur. SDG (Suriye Demokratik Güçleri); ABD tarafından, PKK’yı kamufle etmek için kurulmuş bir örgüttür. Bu açıdan bakıldığında Türkiye; uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararları ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin kendisine tanıdığı “meşru müdafaa” hakkını kullanmaktadır. Bu durumda ABD; NATO bünyesinde müttefiki olan Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden bir faaliyet içindedir. Bu nedenle önce; “ES Dİ Cİ”, “Pİ VAY Dİ”, “VAY Pİ Cİ” gibi adlandırmaların yerine “PKK Terör Örgütü” veya “PKK’nın Suriye Uzantısı” adlandırmasının resmi ve gayrı resmi bütün ortamlarda dilimize yerleşmesi gerekmektedir. Diğer taraftan ve buna paralel olarak, uluslararası camia, Suriye’deki yapılanmanın ABD-PKK Terör Örgütü ortaklığı içinde gerçekleştirilmeye çalışıldığına ikna edilmeli ve bunda ısrarcı olunmalıdır. Bu şekilde Türkiye’nin Mümbiç Harekâtı için meşru bir zemin oluşturulabilir. ABD buna mutlaka direnecektir. Bu arada da zaman kazanarak hedefine başka yollardan ulaşmaya çalışacaktır. Her şeye rağmen Türkiye’nin ve ABD’nin, sorunu başka yollardan çözmeye çalışacağı ve bir çatışma riskini göze almayacağı kanaatindeyim.

 

Son zamanlarda, PKK’nın Suriye uzantısı’nın, Esad yönetimine yaptığı “Afrin’de sınır güvenliğini sağlaması” çağrısını; Zeytin Dalı Harekatıyla bunalan terör örgütünün, gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hamlesi olarak değerlendiriyorum. Suriye Yönetiminin, bugüne kadar bu çağrıya yanıt vermediği gibi, Afrin’e hareket eden Türk Silahlı Kuvvetleri konvoyunun üzerinde uçak uçurarak konvoya müdahale etmemesi ve adeta konvoyu koruma görüntüsü vermesi de böyle bir niyetinin olmadığını göstermektedir. Suriye Yönetiminin bu çağrıya uyarak Afrin’e girmesi, aynı zamanda, yüzünü ABD’ye çevirdiği anlamına gelir ki; bunun da Rusya ve İran’la ilişkisi nedeniyle mümkün olmayacağı kanaatindeyim.

 

Bu arada, bilindiği gibi 30 Ocak’taki Soçi Zirvesi’nin sonuç bildirgesi yayımlandı ve bir “anayasa komitesi kurulması” kararı alındığı açıklandı. Bu zirveye, Türkiye’nin yoğun çabası sonucunda, PKK’nın Suriye’deki uzantısı katılamadı. Bu Türkiye’nin diplomatik başarısıdır. Bu konuda gösterilen çabanın, terör örgütlerinin anayasa komitesine katılmaması için de gösterilmesi ve başarılı sonuç alınması gerekmektedir. İşte o zaman PKK’nın Suriye’ye kalıcı olarak yerleşmesi pek de kolay olmayacaktır. “Cephede kazanılan savaşı, masada kaybetmemek için” Türk Silahlı Kuvvetlerinin başarısının diplomatik başarıyla perçinlenmesi, aldatılmamak ve kandırılmamak için azami dikkatin gösterilmesi mutlak bir zorunluluktur.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Website Security Test