Din, diyanet ve çözüm

12.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Diyanet hem işveren ve oy deposu, hem de siyasi bir kuruluş. 10 yıl önce yazdığım bir yazıyı güncelleyip tekrar yayınlamakta fayda var. Alevi / Sünni tartışması; din ve laiklik tartışması ve çözüm nasıl olabilir?

Politikacılar arada her inanca eşit mesafede olduğunu söylüyorlar. Ki esasen gereği de budur. Daha evvel Sayın Erdoğan’ın “Referansım İslam’dır, velev ki başörtüsü bir simge olsun” vs. türü söylemlerinden dolayı tedirgin olanlar var. Net bir yaklaşım ve çözüm olmadı ve anladığım kadarıyla bu ekolün ezberinde de zaten yok. Tedirginlikler sürüyor. Diyanet zırva bazı fetvalar veriyor. Ramazan ve yaz orucunu da incelerken temasım olmuştu, maalesef “kötü bir eğitimin ezberleri ile dolu bir yer” intibaım son haftalarda tekrar pekişti.

On binlerle Sünni din adamına devlet, yani hepimiz maaş öderken ve 5 vakit ezan hoparlörlerle yayınlanırken bir grup çıksa ve başka bir söylemi günde iki kez hoparlörlerle ayni ses yüksekliğinde yayımlamaya başlasa tepki nasıl olur dersiniz? Bu çan sesleri olur veya ateistlerin bir söylemi olur, teorik olarak fazla da fark etmez. Devlet sizce eşit mesafede duracak mıdır? Durabilecek midir? İnsanlar ne kadar hürriyet bulurlarsa o kadar yaratıcı olabilirler. Şu anda insanın Ramazan aylarında yeme ve içmesine bile karışan bir (toplumsal?) baskı çıplak göz ile görülüyor. Birisinin sesi desibel ile ölçülüyorsa diğerininki de desibel ile ölçülmelidir. Birisinin yemek yememe kararı var ise tabii saygı ile karşılanır ama ayni saygı yemek kararına da olmalıdır. Hepimiz netice itibariyle bu dünyada seferiyiz kardeşlerim.

Din ile devletin tamamen birbirinden ayrılması gerekir.  Nasıl mı olacak?  Reçetesi (tekrar)  aşağıdadır:

Örnekleri tüm dünyada vardır. Amerika, Fransa, Almanya örneklerini incelemek yeterli olur. Din ile devleti ayırmak için ille insanların birbirine saldırması gerekmez. Büyük bir kap İDRAK gerektirir.

İdrak var ise insanlar karşılıklı olarak konuşur. İdrak yok ise daha birkaç on yıl insanlar birbirini üzebilir, komplo teorileriyle uğraşır. Konferanslar, seminerler düzenler. Komisyonlar kurar.

Ama esas olan idraktir.

Konuşur iken önce dinlemek ise faydalıdır. Bağırmak, tehdit etmek vs başarı oranını yok edici unsurlardır. Tam olarak hiçbir şey yok olmaz ama şiddet büyük bedellere ve gecikmelere sebebiyet verebilir. Esasen bağırıp tehdit etmek, idraksizlikten kaynaklanır.   Ondan sonra bir miktar (orta karar), organizasyon becerisi gerekir ve sonunda anlamlı miktarda hakkaniyet de işin içine katılarak, izan ve insaf gibi yeteneklerden de istifade ederek aşağı yukarı aşağıya yazılanlar yapılır:

Din ile devletin ayrılması sanıldığı kadar zor değil çünkü farklı ülkelerde kısmen yüzyıldan fazla süre önce yapılmış örnekler mevcut. Daha ziyade dövizin bir zamanlar serbest bırakılmasından olan korkuyu anımsatıyor: Diyanet, mal ve mülkleriyle Sünni temsilci olarak devlet dışında bir kuruluş olur. Alevilerin, Hıristiyanların ve Musevilerin teşkilatları zaten var.  Bazı istisnai kültürel ve turistik değerleri olan ibadethaneler Kültür Bakanlığı uhdesinde kalır.

Diğer camiler vs. bu kurulacak Sünni Kuruma devredilir. Bir bölümü nüfusla orantılı bir şekilde Alevilerin teşkilatına devredilir. Dürüstçe rekabet koşulları saptanır. Yani okulda “din dersi adı altında” bir mezhebin değil, tüm din ve mezheplerin kültürü okutulur. Din dersleri seçmeli ders olarak ayrıca sunulur. Nüfus oranları ve izan çerçevesinde bazı mülkler diğer din ve mezheplere devredilir.  Bu mülklerin karşılığında saygılı oranda düşük bir vergi gelirini de beklemek devletin hakkı olur. ABD’de örneğin bir kilisenin park yerinden ayin esnasında vergi alınmaz ama sair sürelerde otopark olarak bu park yeri işletilince vergi alınır.

Her vatandaşın gelir vergisinden kesilecek oran belirlenir ve inandığı din veya mezhebe göre vatandaşlar vergi beyannamelerine ekli bir dilekçe ile tercihlerini belirtir öder veya ödemezler ve seçimlerine göre o hizmeti alır veya almazlar. Ve seçimlerine göre nüfus cüzdanlarında din / mezhep yazılır veya yazılmaz. Yani din / mezhep nüfusa doğuşta otomatikman yazılmaz, bu, devletin her vatandaşa eşit mesafede olmadığını gösterir.

Bürokrasi ferahlar ve Kültür Bakanlığı sadece kültürel ve turistik değerleri nedeniyle bazı ibadethanelerden sorumlu olur. Bunun dışında dinin istismar edilmemesi ile ilgilenir.

Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilir ve Kültür Bakanlığına bağlı bir Genel müdürlük olur. Çevrede yaşayan hastaları vs göz önüne alarak ezanın hangi desibel ile okunacağını saptar ve denetler ama lisana vs. karışmaz.

Zaten kanuna göre isteyen bugün de ezanı örneğin Türkçe veya Japonca okuyabilir ama lisanda da belirleyici unsur bugün devlet içinde olan diyanettir. Yani devlet görevini yapar ve bireyin haklarını savunur.

İnanmak, inanmamak hakları gibi.  Mezhepler arasında haksız rekabeti önlemek ve kişilerin ve bilhassa çocukların haklarını bir din veya mezhebin ihlal etmesini önlemek. Samimi inananların zaten buna bir itirazları olmaz. Sorun bu tür bir reformda maddi çıkarlarına halel geleceği vehminde olanlardır.

Onlara da çıkarlarına bir halel gelmeyeceği sükûnetle anlatılabilir. “Bu işi yapabilecek güçte bir hükümet işbaşındadır” demiştim. Yanıldığımı kabul edeyim. Hayır değildir. Ama üç vakitte muhakkak gelecektir de ben görebilecek miyim? Doğrusu şu günlerde tüm genel iyimserliğime rağmen, pek sanmıyorum.

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Yazarlar

Duayen gazeteci M. Ali Kışlalı, GÖZLEM’in Türkiye gündeminin ilk sıralarında yer alan konularla ilgili sorularını cevapladı. İşte görüşleri…