Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Cahiliye Devri fetvaları!..

12.1.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

İslam’ı, Hazreti Muhammed’i, İslam’ın bugünlere kadar gelişini, bu geliş sırasında “nasıl değiştirildiğini” bilmek ve kıyaslama yapabilmek için Hazreti Muhammed (D.571 – Ö.632) ve Kuran öncesi Arap tarihini, Mekke’yi, Medine’yi, büyük çölleri, vahaları, kavimleri, kabileleri, insanları, erkekleri, kadınları, çocukları, inancı, hukuku, ahlakı, eğitimi, iş alemini, sosyal hayatı, kanlı, kısaslı, köleli yaşamı bilmek gerekiyor.

Ve de, “asıl” İslam’dan, Kuran’dan, Hazreti Muhammed’den hemen önceki Cahiliye Devri’nin çok acı hâlini!..

Bu “acı” devirle ilgili kitapları, ilahiyat fakültelerinin yayınlarından, yazıları İslam Tarihi profesörlerinin WEB sitelerinde bulabilirsiniz.

O kitaplarda, yazılarda okuyacaklarınız, sizleri hem şaşırtacak, hem üzecek, hatta zaman zaman “Bu da olmaz” dedirtecektir. “Kavm – i Necib’in o zamanki hâli” gerçekten çok acıklıdır, hele hele kadınlar ve kız çocukları için fecidir!..

İşte bu ortamda gelmiştir, Hazreti Muhammed, İslam ve Kuran!..

Ve, “Ben hüküm verici değil, naklediciyim” diyen, Kuran ayetleri ile gelen Allah’ın hükümlerini halkına öğretmek, onları “Kuran ahlak ve hukukunun doğru yoluna çekmek” üzere mücadeleye başlayan Hazreti Muhammed’in  bu dönemde, işi çok zordur. Onun için Kuran’da olmayan çok şey söylemiş ve çok şey yapmıştır. Ama “bunların yazılmasını” yasaklamıştır”; biliyordu ki, “bu sözler, verdiği öğütler o günün şartlarına göre söylenmişlerdi” ve “Allah’ın hükmü, Kuranın ayeti değillerdi”; yazılırlarsa “ileride hüküm haline getirilebilirlerdi”. Nitekim Dört Büyük Halife devrinde “bu yasak” devam etti.

Ne zaman ki, Muaviyelerle / Yezidlerle yeni bir dönem başladı, Kuran İslamı’nın yerini “Siyasi İslam” aldı; hükmedenlerin istedikleri doğrultuda “Hazreti Peygamber şöyle demişti, böyle yapmıştı” denilerek hadisler, sünnetler yazılmaya, uydurulmaya başlandı. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce hadis ortaya çıktı; “hangileri gerçekti, sahihti”, bilmek mümkün müydü?

“Buhari ve İmam Malik başta 6 tane sahih hadis toplayıcısı ve yazıcısı” kabul edildi. Onların “sahih” denilen hadislerinin içinde bile birbirlerine ters olanlar, hatta Kuran’ın ayetlerine ters düşenler vardı. “Hangisi doğru, hangisi uygulanacak” tartışmalarıyla, tefsir ve yorumlarıyla bugünlere gelindi.

Ve “zaman tünelinde kalmış” bugünün fetvacıları, mesela “Cahiliye Arabının ezdiği, neredeyse yok saydığı ve o çok sıcak çöl ikliminin bedenlerini etkilediği kadın ve kız çocuklarını köle gibi ezilmekten kurtarabilmek için” Hazreti Muhammed’in “o gün için, o mekan için, o halk için”  bulduğu çözüm ve uygulamaları, 14 asır sonra 21’inci yüzyılın “laik ve uygar”, dahası “medeni hukukun geçerli olduğu” Türkiye’sinde “fetva” anlamına açıklıyorlar, “bugünün ana babalarına yol(!) gösteriyorlar” ve okullarda 10 yaşındaki çocuklara “ümmet bilinci, cihad / şehadet fikri” aşılamaya çaba gösteriyorlar, Dahası,  “buna izin veriliyor”; olacak şey mi?..

 

Sözün Özü

“Birine gereğinden fazla değer verirsen, ya onu ya da kendini kaybedersin.” – La Edri (La Edri; “söyleyeni, yazanı bilinmeyen” demektir.)

Bu sözü, sevgili kardeşim Hıncal Uluç’un Sabah’taki köşesinden aldım. Kim söylemiş ya da yazmışsa, “Dünyada yaşayan her insan için” söylemiş veya yazmış. Ama sanki ve özellikle “liderler ve o liderlerin gözlerinin içine bakan, o gözlerden aldığı işaretlerle yaşayan” siyasetçiler ile “anlı ve de şanlı basınımızın ekranlarının, sayfalarının başköşelerine oturmuş” yazarlarımız ve gazetecilerimiz için söylenmiş ya da yazılmış.

TV ekranlarında geçen Salı günkü MHP Grup Toplantısını izlerken gözlerime, kulaklarıma inanamadım. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, kürsüden “kendisinin de, MHP’nin de tükendiğini ilan eden” açıklamasını yapıyor, karşısında oturan “Türk Milliyetçisiyim, ülkücüyüm” diye diye o sandalyelere gelen insanlar, alkışlıyor, alkışlıyorlar, alkışlıyorlar!..

Ne yazayım daha başka; “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana bin tane La Edri sözü az!..”

 

Haftanın Adamı

Prof. Dr. Hasan Kamil  Yılmaz (1952 -  .... )

 

 “Türkiye'de İslam adına faaliyet gösteren pek çok cemaat ve tarikatın, şeffaf ve denetlenebilir olmamasının, gerçekten ciddi bir problemdir!”

Bu sözler İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz’a aittir ve devamı da şöyledir, “Osmanlı döneminde devlet bu tip tarikat yapılarını denetlemeyi gündemine almıştır. Çünkü onlardan çok çekmiştir. Bu yüzden Meşihat makamının içerisinde birimler kurarak, tarikatları kontrol etmek istemiştir. Diyanet’in algısı da budur. Diyanet şeffaf bir kurumdur; hedefleri, amaçları, imkanları bellidir. O yüzden biz bu şeffaflık ve denetlenebilirlik özelliğimizi sürdürmeliyiz. Hatta cemaatlerin de bu konuma gelmesinde ısrarcı olmalıyız. Zaten şu anda arzu edilen ve beklenen durum budur. 15 Temmuz'dan sonra yaptığımız Din İşleri Yüksek Kurulu Olağanüstü Toplantısı'nda böyle bir karar alınmıştı. Türkiye'de bu yapıların denetlenmesi için Meclis-i Meşayih benzeri bir kurum kurulmalı ve bunları denetleyebilmeli. Neyi denetleyecek? Mensuplarını denetleyecek, kaç kişi bunlar? Ekonomik şeffaflığını denetleyecek. Hedefleri nelerdir bunların, onlara bakacak. Bu yapıların meçhul, gölgeli kalması problemdir.”

Sayın Müftüyü “Haftanın Adamı” seçmekte haksız mıyım?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test