Bay Mikayel: “Elhamdülillah... Ortodoks’um...”

22.9.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Geçen hafta arkadaşlarım arzu etmişler, haber verdiler: “Biz bu hafta sonu Samos’a gideceğiz, haydi...”

Hepsi çok senelerdir dost olduğum, sevdiğim kimseler. Yedi aile birlikte toplam 14 Türk, Kuşadası’ndan bir Türk feribotu ile Samos adasına gittik...

Otele yerleşme, akşam yemeği vs... Ertesi gün bir ada turu için minibüs ile sefer başladı... Rehberimiz ise Türkiye’de doğmuş, büyümüş, İstanbul Arnavutköylü ekonomi mezunu bir Rum vatandaşı... Eğlenceli ve esprili bir kimse...

Tabi adayı baştan aşağıya kapsayan bir tur... Öncelikle söylenmeli ki Samos, en yeşil üçüncü ada... Sahilleri güzel, insanları sakin ve güler yüzlü. Ama rahatlarına düşkünler, her hallerinden belli...

Gezi sırasında durak yaptığımız yerlerde ve kahve molalarında hizmet sektörü çalışanları çok yakın davranıyorlar ve hiçbir rahatsızlık hissettirmeden görevlerini yerine getiriyorlar. Malzemeler kaliteli, porsiyonlar bol ve taze. En önemlisi ise mekanların sahipleri ve çalışanları aileler...

Yüksünmeden, acele etmeden ,sakin ve sessiz, kendi lisanları ile “siga siga”, yani “yavaş yavaş” diyorlar esprili bir tarzda. “Acele etme, her şeyin en iyisi gelecek” diyerek...

Samos'u  Uluç Ali Paşa Osmanlı topraklarına katmış, ama hiçbir zaman Türkiye'den insan gelmemiş, hep Yunanistan'ın adalarından Rumları buraya yerleştirmişler. Her gelen grup da kendi geldikleri yerlerin isminde köyler kurararak adlarını vermişler. Bugün 37 köyü varmış Samos'un.

Hiçbir zaman Türkler adaya yerleşmemişler; hep bağlı fakat muhtar yaşamış bir ada. Tabii Osmanlı'ya.

Tabii adalar, su az bulunduğundan biraz çoraktır. Ama Samos çok yeşil ve denizi de çok temiz ve berrak. Yüzen arkadaşlarım çok sevdiler...

Peki, bu adalara neden rağbet var?

Türkiye’de şu an Yunan adaları çok rağbette, bir yandan da esnafımız ve bazı dost ve arkadaşlarımızla vatandaşlarımız, “Yahu Türkiye’nin suyu mu çıktı, neden gidiyorsunuz” diye serzenişlerini de yapıyorlar.

Acaba doğrusu ne ve ne için?

Tabii gezi sırasında her taraf Türk olduğu için ahbaplıklar başladı ve arada neden geldiklerini araştırmaya başladım.

Çok enteresan insanlarımız... Maalesef Türkiye’deki yaşam tarzının gittikçe sıkıntılı olduğunu, buraların ise hizmet sektöründe nispeten ucuz ama kaliteli ve temiz bir servis sunduklarından ısrarla bahsettiler.

SEBEP Mİ??

Ben ilk, orta ve liseyi İstanbul’da bitirdim. Anne tarafım İzmirli idi. Sonunda İzmir’e geldik...

İstanbul’da o zaman Beyoğlu Lisesi’nde okuduğum için her taraf Rumların ve Ermenilerin işlettiği lokanta, birahane ve kahvelerle dolu idi. Hizmet sektörü bunların elinde idi. Hep bir mükemmel yaşam tarzı vardı İstanbul’da, bugün Yunanistan’daki kalitede idi. 

Ne pahalı ve ne de çok ucuz, her hizmet kendi kalite ve fiyatı ile uyum içinde idi. 

Ne yazık ki Türkiye’den gittiler çeşitli nedenlerle. Bir tuhaf olmaya başladı Türkiye ve günümüzdeki “kazık fiyat ve hizmet dengesizliği ile kalitesizliğinin” kurbanı olduk. Ve sıkılıyoruz, boğuluyoruz yaşam tarzımızda...

Tabii dini sebepleri de var davranışların toplumumuzda...

Yunanistan’a ve adalara bugünkü rağbetin sebebi ise...

Boğucu havamızdan ve sıkıntılardan uzak, rahat olmak için. Ve bize verilen hizmetlerin kalite ve fiyatları ilk günlerden sonra biraz artmış olmasına rağmen henüz caydırıcı değil.

Ben özellikle sahil İlçelerimizdeki lokanta ve eğlence yerleri ile kahve salonları sahiplerine ve çalışanlarına buralara gelip ibret almalarını tavsiye ederim...

Bugünkü şartlarda bu akım devam edecektir. Önleyemezsiniz...

Bunun sonunda da mantalitenizi mutlaka değiştireceksiniz veya  gittikçe talebiniz azalacaktır.

Onlar ise kontrollü davranışlarıyla bizi takip ederek talebi azaltmayacak, koruyacaklardır. 

Ticareti, hizmeti, kalite ve fiyat dengesini çok iyi bilen tüccarlar ve ticaret adamları... Esnaflıkları güçlü...

Günü değil, geleceği kaybetmemek azminde ve kararlılığındalar.

Türkiye’deki mantalite ile, günü kurtarma düzeni ile devam edeceklerin akıbetleri ise hüsrandır, bilesiniz...

Son olarak, Türkiye’den giden Rumlar ise Türkiye hasreti içindeler ve hala yarı Türkler gibi düşünüyorlar, oralarda ise ne İsa'ya ve  ne de  Musa’ya yaranabiliyorlar...

Bakın, rehberimiz Mikayel’e sordum; din tarzın ne diye... Aldığım cevap ise bir Türk ile Rum karışımıydı: Elhamdülillah, Ortodoks’ummmm...

Ama milletler arasında bilesiniz, dostluk yoktur, menfaatler paylaşımı vardır. Bunu da unutmayalım derim...

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...