MDP adı heyecan vermiyor!..

8.9.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“Merkez Demokrat Parti” adı; yeni partiyi heyecanla bekleyen milyonları “heyecanlandıracak” bir ad mıdır; hayır, 10 defa, 100 defa, 1000 defa hayır!..

12 Eylül 1980’den sonra emekli orgeneral Turgut Sunalp’in kurduğu  MDP “Milliyetçi Demokrasi Partisi” adı insana daha çok heyecan veriyordu; ona bile oy vermedim, ben!..

Koray Aydın’ın adı, yeni partinin “ikinci adamı gibi davranması”, “yeni partinin genel merkezini açması”, “yeni partinin muhtemel adını açıklaması” ve de “teşkilatlanma yetkisi bende” gibilerden konuşması, “yeni partiyi bekleyen” milyonları heyecanlandırıyor mudur; 10 defa, 100 defa, 1000 defa hayır!..

Koray Aydın, “bu harekette çok gerilerde kalmış”, bir ara iyice yabancılaşmış, “dönmek istediği” MHP’den gerekli ilgili göremeyince yeni limana yeniden yanaşmış bir siyasetçi; kime, nasıl heyecan ve coşku verecektir ki?..

Öyleyse, Meral Akşener,” bir defa daha ve çok iyi düşünmeli”; acaba “yeni partiyi bu adla kurarsa ve de sağ yanına Koray Aydın’ı alırsa”, sonrasını “ne yaparsa yapsın” bugüne kadar ve özellikle referandum öncesi Anadolu’da bulduğu heyecanı, coşkuyu, “yeni parti kurulduktan sonra” bulabilecek midir?..

Ben, bu sorunun cevabını, “siyasetle ilgili geçen hayatının neredeyse tamamını Atatürk – Atatürk Cumhuriyeti – Türk Milliyetçiliği ve Ülkücülük çizgisinde yaşayıp, bugünlere getirmiş olan” bir Türk vatandaşı olarak vereyim; “Hayır bulamayacak”, zira “daha başlangıçta ortaya çıkan bu tablo” beni heyecanlandırmıyor; hem de hiç!..

Meral Hanım, üzülerek söyleyeyim ki; dost acı söyler; aksini söyleyenlere inanmayın, onlar “gerçek” dostunuz değiller!..

Darbe – i Hükümet Sanatı!..

Bugüne kadar sabrettim, “Yazmamayım, bu konuya bulaşmayayım” diye kendi kendime ve de beynime talimat verip durdum.

Ama görüyorum ki, “Yazmayacağım” dediğim konu, hâlâ ve hâlâ ülkenin gündeminin başlarında yerini muhafaza ediyor ve de “siyasetin zirvelerinde” tartışılıyor, sözlü kavga sürüp gidiyor ve basınımızda ekranlarında, sayfalarında bu kavgayı körüklüyor!..

Bazı okuyucularım adını duymuşlar ve belki de “bir iki eserini” okumuşlardır, Curzio Malaparte (Doğumu; 1898, Prato / Ölümü; 1957, Roma)’nin!..

“İtalyan Faşişt partisine yazılacağına, İtalyan komünist partisine yazılsa idi”, inanıyorum ki, bugün hâlâ ve hâlâ “dünyanın en çok tanınan, kitapları en çok okunan” yazarlarının başında gelirdi.

“Aday olduğu” Nobel’in ödül jürisine “Bu ödül bana şeref olmayacaktır” diye telgraf çekecek karakterde olan Malaparte, gazeteci, hikaye, roman, oyun yazarı idi.

Yazıldığı günlerde “insanı da, dünyayı da sarsan” eserler verdi, bunlardan biri de “1931 yılında yayınlanan” ve de adı Türkçemize  “Darbe – i Hükümet Sanatı” olarak çevrilen “Technique de Coup d’Etat” idi.

Kitabı Türkçeye çeviren gazeteci – yazar Cavit Yamaç’tı; Ankara’da Rüzgarlı Sokak’ta “yazı işleri müdürlüğünü yaptığım” Kudret Gazetesi’nde genel yayın müdürümdü; hayatta tanıdığım “en kültürlü” insanlardan, gazeteci / yazarlardan biriydi; ondan çok şey öğrendim, inanıyorum ki, “nur içinde yatıyor!..”

Cavit ağabey, önsözünde , kitabı ve Malaparte’yi şöyle tanıtır:

“Malaparte’yi takdim etmek çok güç bir iştir, Çünkü Malaparte güç bir adamdır. Özü asırları aşabilecek siklette eserler yazmıştır..”

“… Elinize aldığınız bu eser, Malaparte’nin Dünya yüzünde şöhretini temin eden ilk büyük eseridir. Bugün her vakitten ziyade aktüelliğini muhafaza etmekte ve bugün her vakitten ziyade medeni insan ve hükümetlere lüzumlu bir rehber halindedir. ‘Hükümet Darbesi’ gibi ‘Yirminci Asrın Bir İlleti’nin Tekniği” hakkında verdiği bilgi bakımından bu ‘Asrın en mühim eseri’ sayılabilir. Bu kitap bir ikazdır, ona kulak verelim.” 

Bakınız 1931’de ne demiş; insana kahin miydi acaba” dedirten sözlerini Cavit ağabey önsözünde naklediyor; “… Komünistler merhametsiz oldukları kadar, pervasızdırlar da. Onları sadece faşizm korkutur. Hani onların peygamberi Karl Marx’ın ‘Ortaçağ komünizmi’ dediği faşizm. Bana kalırsa Marksist – Bolşevik saltanatı, bir gün korkmadığı demokrasiler tarafından alaşağı edilecektir.”

İşte Malaparte’yi anlatan bir örnek ve gelelim Darbe – i Hükümet Sanatına!..

Bu kitabında Malaparte, “başarılı olan, olmayan” darbeleri örnekleri ile anlatır; “Rus Çarlığını yıkan” teorisi Lenin’in pratiği Troçki’nin olan Bolşevik Darbesi de dahil olmak üzere…

Aslında Türkiye’de 1960 İhtilali ile başlayan ve daha sonra Talat Aydemir darbe teşebbüsleri ile devam eden süreçte Cavit Yamaç’ın tercüme ettiği ve “en çok satan kitaplar arasına giren” bu eser, “dikkatli okunursa”, okuyucularına “15 Temmuz darbe teşebbüsü konusunda” önemli ip uçları verecektir; “Bu darbe kontrollü bir darbe teşebbüsü müydü, yoksa Malaparte’nin 1930’larda yazdığı kitapta bulunan ‘ilkel ve başarı ihtimali sıfır’ darbe teşebbüslerinden biri miydi”; Almanya’da Hitler’in çağrısı ile başına geçtiği ünlü “1923 Birahane Darbesi’nin lideri General Ludendorff’un teşebbüsü” gibi!..

Ben bir kitabevi sahibi olaydım; “Darbe – i Hükümet Sanatı” kitabını yeniden tercüme ettirir ve basıp piyasaya çıkarırdım.

Gerçi “Cavit Yamaç’ın o enfes Türkçesi olmazdı” yeni tercümede ama, gene de “neyin, ne olduğu, Türkiye’nin 15 Temmuz gecesi ne yaşadığı” konusunda okuyucunun da ülkeyi yönetenlerin de önünü aydınlatan bir fener ışığı olurdu, eser!..

E – Kitap olarak internette indiriliyormuş ve de internette “nadir olmasına rağmen” hem de “çok ucuza” aranırsa bulunup, satın alınabiliyormuş, “düşünenlerin, yazanların ve ülkeyi yönetenlerin kitaplıklarında bulunması gereken” bu eser!..

Şimdi bana soracaksınız; “O kitabı okudun, söyle bize 15 Temmuz neydi?..”

Türkiyem burası; o kitabı, bana “yarım asırdır” bir defa değil, belki 50 defa okuttu; 15 Temmuz’dan sonra gene okudum.

Ama bu sorunuzun cevabını, “kimse kusura bakmasın” ancak OHAL kalktıktan sonra verebilirim, bekleyiniz… Az sonra…

 

Sözün Özü

Bu kadar sorumsuzca yakarsak, kesersek, “onlara da yeterli sayıda bırakmazsak”, sonunda olacağı budur işte!..

Zam yapılmasa, daha iyi olmaz mı?..

İlginç bir enflasyonumuz var, ne zaman “mamur maaşları ile ilgili toplu sözleşme masaya konsa, ne zaman dulun, yetimin, emeklinin, gazinin, işçinin maaşlarına zam yapılma zamanı gelse”, birdenbire düşüyor…

Toplu sözleşme imzalanıyor, maaşlara “miskalle zam yapılıyor”, sonra birdenbire “sevgili enflasyonumuz” zıplayıveriyor; Ağustos ayı rakamları işte son örnek!..

Benim aklım ermiyor bu işlere ama herhalde “uzman ekonomistlerimiz” anlıyorlardır bu işin sırrını; yoksa o “miskalle tartılan ve sadaka namlı” zamlar, piyasada “büyük bir talep artışı yapıyor” olmasın? Eee, “talep” bu kadar artınca ve de “arz” yeterli olmaz hâle gelince ne olacak; enflasyon artacak.

“Zam minnacık, enflasyon dağ gibi”; acaba, “devletimiz hiç zam yapmasa ve de talep artışına sebep olmasa”, mesela biz “emekli kulları için” daha iyi olmaz mı?..

Bu öneriyi, naçiz bir “devlet kulu” olarak ve de “enflasyon sepeti hazırlamak için tık nefes olan” Türkiye İstatistik Kurumu’na da en derin saygılarımı sunarak yapıyorum; aman kızmayınız, ne olur!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...