İzmir kurtulurken

8.9.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Mustafa Kemal 9 Eylül 1922 günü Belkahve’den İzmir’e bakıp “mis gibi bitti” dedikten sonra hükümet konağındaki konuşmasında da “bu başarı milletindir” diye vurguluyordu. Evet, Türk milleti emperyalistlerin Sevr boyunduruğunu kırmış, misak-ı milli (ulusal ant) sınırları içinde yeni bir düzen kurmak yolunda ilk adımı atmıştı.

Yiğit gazeteci Osman Nevres’in (Hasan Tahsin) tutuşturduğu kurtuluş ateşi, İzmir’de Yunan askerlerinin ve Ermeni destekleyicilerin  “denize dökülmesi” ile yepyeni bir boyut kazandı. İzmir işgalin de, kurtuluşun da merkezi olmuştu.

Kadın, erkek, çoluk çocuk, bugünü hasretle bekleyen İzmirliler, evlerinde kırmızı bez üzerine diktikleri ay-yıldızı taşıyan bayraklarıyla sokaklara döküldü.  Şehre girerken son anlarda şehitler vermesine rağmen askerler disiplini bozmadı; halk da İzmir’e giren atlıları yüce bir ağırbaşlılıkla karşıladı. Müthiş sevinç asayişin bozulmasına neden olmadı.

Asayişi Bozanlar

Mehmet Coral, İzmir yangınını anlattığı “Ateşin Gelini” adlı eserinde kurtuluş ertesini şöyle anlatıyor:

“10 Eylül’de Mustafa Kemal İzmir’e geldi. Yabancı güçlerin temsilcileriyle görüşmeler yapmaya başladı. Bir yandan da kent içinde asayişi sağlamak için birlikler görevlendirdi. Rum ve Ermeni halktan evlerindeki silahlar ile Yunan ordusunun kaçaklarını teslim etmeleri istendi. Rumlar nispeten itaat ederken, Ermeniler buna kesinlikle yanaşmayacakları, silahlarını teslim etmektense evlerini ateşe verecekleri yolunda bir tutum takındılar.”

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 17 Eylül 1922 tarihinde Hariciye Vekili Yusuf Kemal'e şu telgrafı yolladı:

“İzmir yangını hakkında atideki (aşağıdaki) tarzda beyanatta bulunmak lazımdır. Ordumuz İzmir'e her türlü kazadan muhafaza etmek için şehre girmeden evvel tedabir (tedbirler) almıştır. Ancak Yunanlılar ve Ermeniler daha evvel vücude getirdikleri teşkilatla İzmir’i kamilen ihrak etmeyi (yakmayı) tasmim (niyet) etmişlerdi. Kiliselerde Hristosmos'un vermiş olduğu nutuklar ki İslamlar tarafından işitilmişti, İzmir’i yakmak bir vazife-i diniye olarak tebliğ edilmiş bulunuyordu. Harik (yangın) bu teşkilat tarafından vücuda getirilmiştir. Hariki askerlerimize atıf (yükleyen) ve isnat (iftira) edenler bizzat gelip İzmir'e vaziyeti görebilirler. Yalnız böyle bir iş için resmî tahkikat mevzubahis olamaz. Elyevm (hâlâ) burada bulunan her milletten gazeteciler zaten bu zaviyeyi ifa etmektedirler...”

İzmir’de 60-70 bin konutun yanmasına neden olan büyük yangını Başkomutan böyle ifade ediyor.

Gazetemiz yazarlarından araştırmacı Yaşar Aksoy da, 17 Ağustos 2008 tarihli “İzmir yangını nihayet aydınlandı” başlıklı yazısında yangın nedeni olarak Yunan ve Ermeni halkı hedef almanın hatalı olacağını belirterek, yangının kaynağının, Mustafa Kemal’in de vurguladığı gibi Rum ve Ermenilerden oluşan “intikam timleri”nin olabileceğini işaret ediyor.

Biz de, GÖZLEM’in 12 Eylül 2014 tarihindeki “İzmirYangını” başlıklı yazımızda, bu konuda çok değerli araştırmaları bulunan, Prof. Dr. Türkaya Ataöv, Prof. Dr. Engin Berber, Doç. Oktay Gökdemir gibi tarihçilere atıfta bulunarak, Falih Rıfkı Atay’ın bir çocuk öyküsüne dayanarak İzmir’i Türklerin yaktığını savlayan “liboş tarihçilerin” dışa bağımlı tezlerini çürütmüştük.

Liboş Tezleri

2011 yılındaki gerici Anayasa değişikliği öncesi “yetmez ama evet” diyerek CIA etiketli FETÖ’cü darbenin önünü açan, öte yandan Atatürk ve onun önderlik ettiği Cumhuriyet ilkelerinin düşmanlığını yapan sözümona “liberal demokrat” yani “liboş” güruh bugün başka tezlere destek vererek, ülkemiz birliğine kara çalıyor. Bu kişiler iki yeni gelişmenin goygoyculuğunu yapıyor. Görevleri gereği, 2. İsrail oluşumunun yolunu açacak ABD kuklası bir “Kürdistan” için Barzani referandumunu destekliyor, karşı çıkanları “faşistlik” ile suçluyorlar. Tıpkı PKK ve oyuncağı HDP’nin yöneticileri gibi…

 “Liboş” takımının son günlerde kafa karıştırmak için tezgahladığı diğer bir  numara da Sabancı Üniversitesi’nin Berlin’de ev sahipliğini yaptığı “Ermeni Soykırımı”  çalıştayı. Deniz Harp Okulu Komutanlarından emekli amiral Türker Ertürk, ODA Tv sitesindeki 6 Eylül 2017 tarihli yazısına “Sabancı Üniversitesi Yalan Söylüyor” başlığını koymuş. Ertürk, bu durumun Üniversite adına utanç verici bir durum olduğunu ve bu ihanetin “bilimsel özgürlük” ile açıklanamayacağını belirtiyor.

Bizce de, bilimsel özgürlük kaygısı ile hareket edilse, karşıt görüşlü kişiler de çalıştaya çağırılırdı. Ayrıca, Türkiye düşmanı bu toplantı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin “İsviçre-Perinçek” davasında aldığı karara da aykırı. Ne diyor Yüce Mahkeme? “Soykırım, ancak yetkili bir mahkeme tarafından alınabilen bir karardır.” Böyle bir karar bulunmadığına göre, Berlin’deki çalıştaydan (!) çıkacak sonuçlar çöpten başa bir şey olmayacaktır!

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...