Sıkıntılı haller

4.8.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Yazın ortasındayız. Üç gün çöl sıcağı, arkasından bulut, rüzgâr, yağmur, sel, dolu derken, Temmuz bitti, Ağustos başındayız. Son yağan ceviz büyüklüğündeki dolu, on beş bin aracın ağır hasar almasına neden olmuş. Zarar ziyan büyük. Bunca kirliliği doğa affetmiyor.

Ege kıyılarındaki otellerin ve restoranların derdi ise çok başka. Kuzey Ege'ye zaten az gelen turist şimdi hiç yok! Yerli tatilcilerin profili artık çok farklı! Yolumuz düştükçe uğradığımız, aile işletmesi restoranın sahibi çok sıkıntıda ve anlatıyor; "Nerede eskiden gelen o kaliteli insanlar! Yemesini de bilirlerdi içmesini de. Balığın lezzetlisini, mezelerin çeşidini içkinin alâ'sını tanırlardı. Yaz akşamlarının o uzun, keyifli yemekleri, neşeli muhabbetleri süsleyen kahkahaları artık duyulmaz oldu. Şimdilerde insanlar neşesiz, ürkek ve güvensiz. Fısıltıyla ve yalnız parayla konuşur oldu. Kâr edemiyorum. Kaliteyi düşürmek de benim adıma yakışmıyor. Böyle giderse kapatacağım burasını" diyor.

Arkadaşımı arıyorum, "nasılsın?" diye soruyorum. "sıhhatim iyi ama içim sıkıntılı!" Diye cevaplıyor. “Aldırma!" diyorum. “Görmüyor musun yalnız havalar değil, bütün dünya sıkıntılı".

İşte görüyorsunuz; dünyanın bir ucundaki Kuzey Kore, ne Avrupa dinledi ne Amerika. Uzun menzilli nükleer füzeler geliştirmeye devam ediyor. Kuzey Kore Lideri Kim Jong son hafta ülkesinin kıtalararası balistik füzesini test etti! Ardından da bu füzelerle, Amerika’daki herhangi bir hedefi vurabileceğini söyledi. Amerika ile Kuzey Kore arasındaki ipler iyice gerildi. Trump, "hallederiz, vururuz" gibi beyanatlar verirken, üst düzey Amerikan yetkilileri müzakere yollarını açık tutmaya gayret ediyor. Bakalım bu hikâyenin sonu nasıl bitecek! Olası bir Kuzey Kore-Amerika savaşında oluşacak muhtemel "kıyamet senaryoları" ile çevrilmiş videolar daha şimdiden sosyal medyada yerini almış durumda.

Bir hafta içinde Türkiye'de gelişen olaylara bakıyorum; gereksiz yere gündeme gelen “müftülerin nikâh kıyması" olayı, parklarda, sokaklarda, kadınların kıyafetleri üzerinden ahkâm kesip birilerinden "aferin“ almayı umanların zavallılığı, eline tırpan alıp Atatürk heykelini put diye yıkma rezilliği, can sıkmanın ötesinde, sağlıklı beyinleri hasta edecek düzeye gelmiş durumda.

Din alimlerimiz belki kırk defa söyledi ama, kırk birinci kere de ben söylemiş olayım; İslam’da "dini nikah" diye bir şey yoktur. Hele nikâh camide, müftülükte kıyılacaktır diye bir şart hiç yoktur. Yasaların, kurumlaşmaların olmadığı zamanlarda evlilikler, tarafların sözlü sözleşmesi ve birilerinin şahitliğinde yapılırmış. O yörenin saygın kişilerinden biri olduğu için de "Hoca’nın” şahitliği tercih edilmiş. Hepsi o kadar!

Cumhuriyetle birlikte medeni yasa ilan edilince, evlilik hukuki bir nitelik kazandı. Miras ve boşanma durumunda tarafların haklarının korunması için evliliklerin resmi kayıt altına alınması gerekiyordu.Bu nedenle nikâh memurları görevlendirildi. Resmi nikâhını yaptıran istediği takdirde zaten "hoca nikâhı" da yaptırabiliyordu. Bunun önünde bir engel yoktu ki! Nedir bu bir kaşık suda fırtına çıkarmaya çalışmak anlamıyorum.

Diyanet İşleri Başkanı Sayın Görmez veda konuşmasında; "Diyanet Teşkilatı bir daha sapkın hiç bir dini yapı konusunda, 40 Yıl gecikmiş olmanın mahcubiyetini yaşamamalıdır" demiş. Acaba bunlardan ders aldık mı, bu gün farklı mıyız? Diğer kamusal kurumlar da özeleştiri yapma gereğini duyuyor mu?

Bugün karar organlarında bulunanlar arasında, Sayın Görmez gibi, yüreğinin derinliklerinde  aynı mahcubiyeti, pişmanlığı hissedenler var mıdır, merak ediyorum.

Varsa; Milli  Eğitim Bakanlığının, Saidi Nursi yanlısı Hizmet Vakfı ve Ensar Vakfı ile yaptığı anlaşmalara ne diyorlar acaba?

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...