Uzlaşma kültürü

28.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Son haftalarda gözlemlediğimiz iç ve dış ekonomik gelişmeleri Türkiye açısından değerlendirdiğimizde önümüze şöyle bir tablo çıkmaktadır.

Türk ekonomisi bu yılın ilk çeyreğinden itibaren büyümektedir. Büyüme hızının ikinci ve üçüncü çeyrekte de devam edeceği anlaşılmaktadır. Büyüme doğal olarak istihdam hacmini de arttırmaktadır. Ancak bu olumlu gelişmede ana faktör, Hazine garantili krediler, bazı vergi indirimleri, kamu alacaklarının tahsilindeki ertelemeler ve kurlardaki oynaklığın azalmasıdır. Bir başka ifade ile büyüme genelde talep artışından kaynaklanmıştır. Bu teşviklerin yılsonuna doğru etkisini yitirmesi söz konusu olabilecektir. Büyüme reel sektör ve ihracat esaslı hale getirilmedikçe ülkenin sürdürülebilir bir büyüme hızı yakalaması zor olacaktır

Ekonomik büyümenin hızlanması doğal olarak cari açığın artmasına da neden olmuştur. Çünkü büyüme için gerekli hammadde, ara malları ve yatırım maddeleri genelde ithal edilmektedir. İhracat aynı hızla artmayınca, dış ticaret açığı ve buna bağlı olan cari açık ta artmaktadır. Cari açık Mayıs ayında 5,2 milyar dolara ve yılın ilk beş ayında 16,8 milyar dolara ulaşmıştır. Artış oranı, geçen yılın aynı dönemine göre % 20 civarındadır. Enerji fiyatlarının düşük seviyesini koruması ve döviz fiyatlarındaki durgunluk açığın daha fazla artışını engellemiştir. Turizm gelirleri ise, çeşitli nedenlerle döviz açığının kapanmasına katkıda bulunamamıştır. Bu gelişmelere rağmen, mevcut cari açığın kontrol edilebilir düzeyde olduğunu söylemek mümkündür.

Büyümenin finansmanında da, mevcut şartlar içinde önemli bir sıkıntı yoktur. AB ve Japonya’da parasal genişleme politikaları sürmektedir. ABD’de ekonomik belirsizlik sürmektedir ve faiz hadlerinin kısa sürede ve dramatik bir biçimde arttırılması beklenmemektedir. Risk alma iştahı yüksektir. Ancak bu konjonktürün daha ne kadar süreceği de belli değildir. Olumlu havanın kısa sürede tersine dönmesi mümkündür ve bu tür gelişmeler daha önce de yaşanmıştır.

Türkiye büyümesinin ve cari açığının finansmanını, kamu kağıtlarına, hisse senetlerine ve bir ölçüde mevduata gelen portföy yatırımları yani sıcak para ile karşılamaktadır. Mevcut şartlarda dış kaynak bol ve ucuz şekilde bulunabilmektedir. Ama yukarıda da söylediğimiz gibi bu kaynaklar spekülatif amaçlıdır ve kısa vadelidir. Kalıcı hale gelmeleri, ülkedeki istikrara, siyasi gelişmelere, ekonomi politikasının öngörülebilirliğine bağlıdır. Türkiye’nin bu alanlardaki sıkıntılarını gidermeye ve olumsuz dış algıları tersine çevirmeye ihtiyacı vardır. Yalnızca önümüzdeki bir yıl içinde dış borç ödemeleri ve cari açık için ihtiyaç duyduğumuz kaynak 200 milyar dolar olarak tahmin edilmektedir

Dış kaynaklar içinde en sağlıklı ve kalıcı olanı doğrudan yabancı yatırımlardır. İstihdam yaratan, teknoloji sağlayan, daha geniş pazarlara giriş imkanı veren, ek sermaye getiren kaynak budur. 2017 yılı Ocak-Mayıs ayları arasında ülkemize gelen doğrudan yabancı yatırım sermayesi 3,6 milyar dolardır ve bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre % 65,2’lik bir artışı ifade etmektedir. Ancak gelen doğrudan yatırımların çok önemli bir bölümü mevcut tesislerin satın alınması veya gayrimenkul alımları kaynaklıdır. Geçmiş yıllarda Türkiye’nin 20 milyar doların üzerinde bir doğrudan yabancı yatırım çekebildiği düşünüldüğünde, ulaştığımız seviyenin çok anlam ifade ettiğini söylemek zordur. Bu tür yatırımların arttırılması için gerekli önlemlerin neler olduğu uzun süredir tartışılmaktadır. Yabancı yatırımcı için, güven, istikrar ve karlık esas beklentilerdir. Bunların sağlanabilmesi için, uluslar arası bir hukuk ve vergi düzeni, sık sık değişmeyen bir mevzuat, serbest rekabet ortamı, yeterli sayıda kalifiye eleman, kur ve faiz alanları dahil, kamu müdahalesinin asgari düzeyde olduğu bir ekonomi politikası şarttır.

Küreselleşme, uluslararası ilişkilerin kapsamını da değiştirmiştir. 50 yıl öncesine baktığınızda, diplomasinin, savunmanın ve ekonomik-ticari ilişkilerin birbirlerinden ayrı olarak değerlendirildiğini en azından bir bütünün parçaları olmadığını görürsünüz. Zamanımızda ise ilişkilerde her alan diğerini doğrudan etkiler hale gelmiştir. Üstelik bu etki sadece anlaşmazlık içinde olduğunuz ülke ile sınırla kalmamakta ve bölgesel ve zaman zaman da daha yaygın gale gelmektedir. Dış politika, savunma işbirliğini, ekonomik ilişkilerin kapsamı dış politikayı etkilemektedir. Bu duruma son örnek, Almanya ile yaşamakta olduğumuz gerginliktir. Bu ülke ile dış politikadaki anlaşmazlık, savunma sanayindeki işbirliğini, Alman Bankaları’nın Türk banka ve şirketlerine açtığı kredileri, turizmi, Avrupa İmar Bankası(EBRD)ve Avrupa Yatırım Bankası(EİB) fonlarını, Almanya’nın ülkemizdeki doğrudan yabancı yatırımlarını, ikili ticaret hacmini potansiyel etki alanına almakla kalmamış, Gümrük Birliği revizyonundan, AB ile yapılmış anlaşmalar gereği sağlanacak fonları da içine alacak bir boyut kazanmıştır.

Bu tür tedbir ve uygulamalardan her iki tarafın veya tarafların da zarar göreceği doğrudur. Ancak daha önce denenecek araçlar vardır. Diplomaside en etkin araç diyalogdur. Her ülkenin kendi çıkarlarını koruma ve hatta çıkarlarını maksimize etmeye çalışma hakkı vardır. Buna saygı duyulmalıdır. Önemli olan çıkarları makul bir dengeye oturtabilmektir. Sonuçta ekonomik alanda da, diplomaside de esas olan uzlaşma kültürüdür.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...