Lozan'ı anarken...

21.7.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Lozan Antlaşması, ev sahibi konumunda olan, İsviçre Konfederasyon Başkanı Hap ve İngiltere'nin Hariciye Bakanı Lord Gürzon'un, nezaket ve iyi temenniler konuşmaları ile açıldı. Açılışta, İsmet İnönü de ısrarla söz almıştı. Konuşmasında, Türkiye'nin maruz bırakıldığı haksızlıkları saymış, saldırıları verilen büyük tahribatı, ıstırapları canlandırmıştı.

"Bu dakikada bile hâlâ bir milyondan ziyade masum Türk'ün Küçük Asya ovalarında ve yaylalarında, evsiz, ekmeksiz, hasta ve perişan dolaştıklarını" hatırlatan muzaffer komutan İsmet İnönü'nün bu sert cümleleri, bir açılış konuşmasının nezaket cümlelerini oldukça aşıyordu. Bu acemi diplomatın sözlerini yadırgayan delegelerin tedirgin halleri, gözle görülür bir haldeydi.

Belki de İnönü, daha açılışta, galiplerin huzurunda el pençe sessiz durup, önüne uzatılan esaret fermanını gözü kapalı imzalayan, alışılmış bir Osmanlı veziri olmadığını göstermek istiyordu.

Müttefikler bu konferansı, "Şark İşleri Konferansı" olarak isimlendirirler. Lozan Antlaşması da "1914 senesinden beri Şark'ın barışını ihlal eden savaş haline kesin bir şekilde son verme yolunda, karşılıklı arzu ile imzalanmış bir antlaşma" olarak kabul edilir.

Bu nedenle İnönü, topraklarını yeniden fethetmiş, yeni bir devletin baş delegesi olarak geldiği, Lozan'da, ister istemez Osmanlı hükümetiyle ilgili bütün sorunların muhatabı olarak masa başına oturmak zorunda kalır.

Mustafa Kemal'in Nutuk'ta belirttiği şu cümleler, tam bir gerçeğin ifadesidir: "Lozan sulh masasında bahse mevzu olan meseleler, üç dört senelik yeni bir devreye münhasır kalmıyordu. Konferansta asırlık hesaplar görülüyordu. Bu kadar eski, bu kadar düzensiz ve karışık, bu kadar kirli ve bulaşık hesapların içinden çıkmak, elbette o kadar kolay ve basit değildi."

O zamanki tabirle "Düveli muazzama" denilen müttefiklerle Türkiye'nin barış pazarlığı olan Lozan Konferansı, sekiz ay sürdü. Bunun ne demek olduğunu anlamak için Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra müttefiklerin yenilen devletlerden hiç biriyle müzakere masasına oturmadıklarını, istedikleri şartları ayakta dikte ettirip, imzalattıklarını hatırlamak gerekir. İsmet Paşa orada, İstiklal Harbinin yüce ruhunu bir diplomasi kıvraklığı ve kararlılığı ile birleştirebilen zeka ve becerisiyle yeni Türkiye'nin yeni diplomatlarına da örnek olmuştur!

İsmet Paşa sonraları Dil ve Tarih Fakültesi'nde yaptığı bir konuşmada, Lozan'a ait hatıralarını anlatırken, o günlerin havasını şöyle aktarır: "Güçlüğü hatırlatmak için size söylüyorum. Orada bir akşam, İngiliz Murahhası Lord Gürzon, yanında Amerika Murahhası varken bana şöyle dedi: 'Aylardan beri müzakere ediyoruz. Arzu ettiklerimizin hiç birini alamıyoruz. Vermiyorsunuz. Anlayış göstermiyorsunuz. Memnun değiliz sizden. Ama ne reddederseniz, cebimize atıyoruz. Cebimize saklıyoruz. Memleketiniz haraptır. Yarın bunları tamir için, kalkınmak için yine bize gelip yardım isteyeceksiniz. O zaman, bu cebime koyduklarımı birer birer çıkarıp size vereceğim.'

Ben şöyle cevap verdim: 'Çok emekle bu neticeye vardık. Şartlarımız milletimize göre haklıdır. Bunları behemehal alacağız..."

İsmet İnönü o günlerde hem bir "Direniş,"hem bir "Karar Adamı" olarak, herhalde hayatının en zor ve mihnetli anlarını yaşamıştır.

Türkiye elbette ki sulh istiyordu. Muzaffer Türk Ordusu son taarruzda, son mermisini bile sarf etmiş gibiydi. Daha Kocatepe'de Gazi, cephane durumunu sorup, olumlu cevap alamayınca, "Tek mermi kalmayıncaya kadar ateşe devam! Cephane ikmalimizi düşmandan yapacağız..." demişti. Ordunun artık vazifesini bitirdiği ortadaydı. Şimdi söz ister istemez diplomasinindi. Yarışı dayanan kazanacaktı...

İsmet Paşa Ankara'daki muhalefetin ve Lozan'daki galip devletlerin iki taraflı baskısı arasında bunalmış, üstündeki ağır sorumluluğun bilincinde, Galip Devletlerin ültimatomları karşısında kendine güvenli ve dik kalmaya çalışarak, zor bir sinir savaşı veriyordu. Mümkün olan en iyi şartlarla Türk İstiklal Savaşı'nın sonuçlarını ülkesinin yararına kullanmak azmindeydi.

Gerçi bugün bile o zamanın muhaliflerinin mirasçıları, yeri geldiğinde İsmet Paşa'ya saldırırlar... O'nun Lozan'da Batı Trakya'yı, 12 adayı, Kıbrıs'ı, Musul'u feda ettiğini söyleyerek, Lozan'ın başarılı olmadığını söylerler... Bu görüşün, gerçekler karşısında hiç bir değeri yoktur. Bu topraklar içinde belki bir tek Musul, Milli Misak sınırları içinde tartışılabilirdi. Musul vilayeti, Mudanya Mütarekesi'nden sonra İngilizler tarafından usule aykırı işgal edilmişti. İngilizlerin ciddi harp tehditlerine ve bütün ülkelerin onun yanında yer almasına rağmen İnönü Musul'u Lozan'da terk etmemiştir. Musul, Lozan'da varılan kararla antlaşma dışında bırakılmıştır. O mesele daha sonra Birleşmiş Milletler'in hakemliğinde çetrefilli yollarla ayrı bir antlaşma ile terk edilmiştir. Batı Trakya, Adalar, Kıbrıs üzerinde ise sadece mütarekeden önceki fiili durum tespit edilmiştir. Tıpkı Mısır, Suriye, Sudan gibi...

İnönü, Gazi Mustafa Kemal'in kendisine gönderdiği altın kalemle Lozan Antlaşması'nı imzalarken, belki hayatının en mutlu anını yaşıyordu. Zaten fiili olarak bitmiş olan Osmanlı İmparatorluğu tarihe karışıyor, yeni Türk Devleti, uygar ve bağımsız devletlerin bütün haklarını kazanarak barışa ulaşıyordu!..

Bugün stadyumlarda ısrarla "İzmir'in dağlarında çiçekler açar" şarkısı söyleniyorsa; bu, tarihinin bilincinde olan Türk gençliğinin, Kurtuluş Tarihi Kahramanlarına teşekkürüdür!!

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar