Yeni ticaret akımları

2.6.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Geçen son altı aylık döneme baktığımızda, dünya  ekonomik ve ticaret anlayışında son derece önemli değişikliklerin meydana geldiğini görüyoruz.

2016 yılının sonlarına doğru ABD Başkanı Trump’ın seçim çalışmaları sırasında ve iktidara geldiği ilk günlerdeki tablo  özetle şöyleydi. ABD, 2015 yılında bir önceki Başkan Obama tarafından imzalanan Trans Pacific Ortaklığı’ndan ayrıldı. Bu Ortaklık, dünya ekonomisinin % 40’ını temsil ediyordu. ABD, bu anlaşma ile Çin’in, dünya ticaretinin kurallarını koymasını engellemek istemişti. ABD’nin çekilmesi, dünya serbest ticaret anlayışına ters bir tutum olarak yorumlandı ve hatta serbest ticaret sisteminin savunmasının Çin’e bırakıldığı görüşü savunuldu. Bu Ortaklık, ABD’nin üye ülkelerle yapacağı ithalat ve ihracatta uygulanan vergileri kaldırıyor, çalışma hayatı, çevre sorunları ve fikri haklar konularında bazı kuralları da kapsıyordu. ABD’nin Ortaklıktan çekilme kararında henüz bir değişiklik olmadı. ABD ile AB arasında imza aşamasında olan Trans Atlantik Ticaret ve Yatırım Anlaması’nın akibeti  ise belirsiz hale geldi. Bu durum, henüz AB ile imzaladığımız Gümrük Birliği Anlaşması’nın revizyonunu gerçekleştiremediğimiz için, lehimize bir sonuç  yarattı.

Başkan Trump’ın, küreselleşmeye ve serbest ticaret anlayışına aykırı sayılan tutumları başka alanlarda da kendini gösteriyordu. ABD, Kanada ve Meksika’nın oluşturduğu Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın (NAFTA) yeniden gözden geçirileceği, Çin ile ikili ticarette yaklaşık 350 milyar dolar açık verildiği için bu ülkeden ithalata % 40 oranında vergi uygulanacağı, yine ticari açık verilen Japonya, Almanya ve Meksika’ya karşı da önlem alınacağı açıklanmıştı. Başka ülkelerde yatırım yapan ABD’li şirketlerin, ülkeye dönmesi isteniyordu. ABD’li işçilere istihdam yaratmak için yüz milyarlarca dolarlık alt yapı yatırım harcaması yapılacaktı.

Bu tedbirlerin birçoğu, uygulamaya geçemedi. İktidar olmanın gerçekleri vardı ve Başkan’ın siyasi gücü, kendisinin ve ekibinin Rusya ile olan ilişkiler iddiasıyla tartışılır hale gelmişti.

Eğer bu önlemler gerçekleşseydi ve özellikle alt yapı yatırımlarının en azından hukuki  yapısı sağlanabilseydi, doların değeri artacak, faizler yükselecek ve bu durum, biz dahil gelişmekte olan ülkelerin  dış kaynak bulmasını zorlaştıracaktı. Öyle olmadı. ABD’nin büyüme oranı da enflasyon haddi de beklenen düzeye çıkamadı. Hatta FED’in Haziran ayı içinde faiz artışına gidip gitmeyeceği bile tartışılır hale geldi.

Geçtiğimiz günlerde mevcut sorunlara bir de ABD-AB ve özellikle ABD-Almanya gerginliği eklendi. Başkan Trump, ikili ticarette açık verdiği Almanya’yı sert biçimde eleştirdi ve ayrıca bu ülkeyi NATO harcamalarına yeterli katkıda bulunmamakla suçladı. Almanya ise, AB ülkelerine çağırıda bulunarak, kendi kaderlerine kendilerinin sahip çıkma zamanını geldiğini ifade etti. Bu çağrı, özellikle İngiltere’nin birlikten ayrılmasından ve ABD’nin tutumundan sonra AB’nin yeni bir yapılanma arayışı içinde olduğu şeklinde yorumlandı.

Söz konusu gelişmelerin ülkemizi  de yakından ilgilendirdiği açıktır. Bu itibarla vakit geçirmeksizin, yeni yapılanmalar karşısındaki politikalarımızı belirlememiz gerekmektedir.

Bu kapsamda, AB ile ilişkilerimiz son derece önemlidir. Çünkü ihracat, turizm, doğrudan yabancı yatırımlar, kredi imkanları, Gümrük Birliği revizyonu açılarından bu bölge ile kapsamlı ilişkilerimiz vardır. Gümrük Birliği revizyonu, ileride AB’nin imzalayacağı serbest ticaret anlaşmalarının dışında kalmamamız açısından yaşamsal niteliktedir. Revizyonun kapsamında, ticaret yanında tarım, hizmetler ve kamu alımları da yer alacağından AB ile ilişkilerimiz daha kalıcı hale gelecektir.

Türkiye, son yıllarda ekonomik büyümesini kamu harcamaları ve iç talep artışı ile sağlamakta, yatırımların ve ihracatın büyümeye katkısı sınırlı kalmaktadır. Büyümenin finansmanında ise genelde sıcak para girişleri kullanılmaktadır. Ancak bu kaynağın geçici ve spekülatif nitelikte olduğu bilinmektedir. Bu itibarla, hızla katma değeri yüksek, innovasyon ve ar-ge destekli bir üretim modeline geçmek ve ihracata yönelik bir kalkınma hamlesini benimsemek gerekmektedir. Ekonomide gerçekleştirilecek yapısal reformların yanında hukuk ve demokrasi alanlarındaki iyileştirmeler ise, yabancı yatırımcıların ülkemize yönelik yatırım kararlarını olumlu yönde etkileyecektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...