Biten yaşamlar, sönen ocaklar...

18.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Bir anneler gününü daha geride bıraktık. Çocuklarımızın ziyaretleri ile sevindik, telefonları ile coştuk, canlandık. Onlara olan hasretimizi, onlardan gelen çiçekleri öpüp koklayarak dindirdik. Ve gözlerimize dolan yaşları kimselere göstermeden usulca,"sevinçtendir" diyerek sildik. Ömürlerine ömür diledik.

Yeter ki onlar iyi olsun. Yeter ki onlar üzülmesin. Varsın gurbette olsun, deyip kederimizi içimize gömdük... Burada olanlarla avunduk.

Bir anneler gününde yaşanan bu olağan duyguların dışında korku ve endişe ile evlatlarının başından ayrılamayan anneler de vardı. Uçan kuştan medet uman anneler… Açlık grevinde olan Nuriye Gülmen'in annesi Cemile Gülmen, bu anneler gününde, hayatının en zor sınavını verdiğini söylüyor. "Her karanlığın bir aydınlığı var" diyen anne Gülmen, evladının feryadını duyan bir yetkili olur mu diye, halâ umutla bekliyor..

"Oğlumun sevdiği şeyleri yiyemiyorum" diyor Semih Özakça'nın annesi.

Kanun Hükmünde Kararnamelerle görevlerinden ihraç edilen öğretmen Semih Özakça ve akademisyen Nuriye Akman'ın açlık grevi bugün 71'inci gününe ulaştı.

Sorgusuz sualsiz işlerinden atıldıktan sonra, Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları anıtı önünde oturma eylemiyle başladıkları protestolarına açlık grevi ile devam ediyorlar.

Bugün oturma eyleminin 190. ve açlık grevinin 71. günü. Açlık grevi sonucu ortaya çıkan ve tedavi edilemez bir hastalık olan Wernicke-Korsakoff sendromuna ilişkin ilk belirtilerin görülmeye başlandığına ilişkin basında haberler var. Uzmanlar ayrıca, 60. günden sonrası için, ölüm riskinin de ortaya çıktığını belirtiyorlar.

Gülmen ve Özakça, adaletsizliğe maruz bırakıldıklarını ve adalet talep ettiklerini dile getirmektedirler. Bu iki isim hakkında eğer bir suç iddiası söz konusu ise, suçların gerek idari, gerekse de adli açıdan nasıl cezalandırılacağı yasalar çerçevesinde düzenlenmiş durumdadır. Bununla birlikte, 15 Temmuz darbe girişimi sonucu çıkartılan Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri ile, darbeyle hiçbir şekilde ilişkilendirilemeyecek bireylerin de cezalandırılmadığını nereden bileceğiz? Bu çok sorunlu bir yaklaşımdır. Bu millet "Ergenekon darbe girişimi" suçlaması ile elde hiçbir delil olmadan, hapislere atılan üst rütbeli subayların acılarını unutmadı. Sönen ocakları, biten yaşamları unutmadı. O zaman o şerefli subayları hapse attıranlar, onların yerine "Fetocu"ları terfi ettirerek gerçek bir darbeyi hazırlıyordu...

Bugün işlerinden atılanların, açlık grevindekilerin, onların ailelerinin, sendikaların ve sivil toplum kuruluşlarının ısrarlı girişimlerine rağmen, ilgili kamu otoriteleri talepleri dinlemek ve soruna bir çözüm bulmak için bugüne kadar henüz tatmin edici bir tutum içerisinde olmadı.

Bireysel ve toplu protesto hakkı, demokratik bir denge ve denetleme aracıdır. Bu hakka saygı duyulması, taleplerin dinlenmesi ve haklı taleplerin yerine getirilmesi, toplumsal barışa ve huzura yapılacak en büyük katkı olacaktır. Suçlu da olsalar, her suçlunun kendini savunma hakkı olduğu unutulmamalıdır.

İki genç insanın sağlığının ve hayatının söz konusu olduğu bir kriz ile karşı karşıyayız. Bu krizin vicdanı ve adil çözümü, demokratik denge denetleme düzeninin tarafları olan sivil toplum ve başta TBMM olmak üzere ilgili kamu otoritelerinin karşılıklı anlayış ve diyalogu ile bulunmalıdır. Çözüm çalışmaları yürütülürken, açlık grevinin kritik bir döneme girdiği ve her dakikanın hayati önem taşıdığı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...