AKP ve Erdoğan!..

5.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Geçen hafta bu sütunda “Erdoğan Haksız  mı?” başlığı ile şu satırları okudunuz; “Geriye dönüp bakmasına gerek yoktu; zira ‘o günleri’ yaşadı!..

Rahmetli Özal, partisini bıraktı; Köşk’e çıktı; ardından partisi ne hâle düştü!..

Rahmetli Demirel, partisini bıraktı, Köşk’e çıktı; ardından partisi ne hâle geldi!..

Kendisi, partisini bıraktı, Köşk’e, pardon Saray’a çıktı; partisi de ‘o hâllere düşmeye başlamıştı’ ki, anladı ve… ‘Partisinin başına dönme’ kararı verdi, ama ‘Saray’da da kalmak’ istiyordu; Referandum’un ‘onun penceresinden, asıl gerekçesi’ buydu; yaptı!.. ‘O pencereden görünenlere göre’; haksız mı?..”

Rahmetli Özal da, rahmetli Demirel de “partilerini bırakıp, Köşk’e çıktıkları için “pişmanlık içinde” vefat ettiler, “partilerinin bitişini, bitirilişini yaşadılar. Özal, “yaşasa idi”, Köşk’ü bırakıp, hatta ve belki de “yeni bir parti kurarak” diyecekti ki; “Sil baştan!..”

Erdoğan “geçmişten ders almıştı”; Özal’ın ve Demirel’in yaptığı hatayı yapmak istemiyordu; “Hem Cumhurbaşkanı kalacak, hem de partisine, onun başına dönerek, AKP’yi yuvarlanmakta olduğu çukurdan kurtaracaktı!..”

Referandumdaki “kesin sonuçlar”, Türkiye haritasında “bir – iki il hariç” AKP’nin verdiği fireleri çok iyi ortaya koyuyordu!..

Üstelik, “bu sonuç, devletle beraber, OHAL ile beraber, YSK ile beraber ve el ele alınan” bir sonuçtu!..


Erdoğan çok iyi anlamıştı ki, biliyordu ki, görmüştü ki, AKP’nin genel ve yerel yönetimlerinde “2003’lü yılların heyecanından, coşkusundan eser bile yoktu”; dahası, Anadolu’da “çok bilinen ve söylenen biri, “İslam ve Hazreti Muhammed düşmanı” Francis Bacon’un uydurduğu “Dağ Muhammed’e gelmezse, Muhammed dağa gider” ya da tasavvufta da, Nasrettin Hoca fıkralarında da geçen “Dağ gelmez, Abdal yürür” sözlerinin, AKP yöneticileri tarafından unutulmuş olmasıydı; “Artık onlar halka gitmiyor, halkın ayaklarına gelmesini bekliyorlardı!..”

Daha da kötüsü; AKP iktidarının bunca yıldır her seçimi kazanmasında büyük rol oynayan” yerel yönetimlerdeki “başarının” yerinde de yeller esmeye başlamasıydı; onlar da “Dağa gitmekten vazgeçmişlerdi!..”

Bana soracaksınız; “Nereden çıkarıyorsun” bunları? Cevabım, “Sayın Başbakan’ın seçim çevresi olan” İzmir’de olan biteni yakından izlediğim için!..

Referandum öncesinde son haftada Başbakan Binali Yıldırım, İzmir’de “adeta karargah kurdu”; sonuç ortada!..

Zira, yurdun çok yerinde olduğu gibi Ege’de de teşkilatlar “2000’li yılların başındaki heyecanını kaybetmiş, arı gibi çalışmayı unutmuş”, yöneticileri, “iş bilirliği ve iş görürlüğü partiden çok kendilerine yakıştırır” hâle gelmiş, “mükellef bürolarda, göz alıcı koltuklarda oturularak yazılan nutukların bültenlerinin dağıtılması” ile ‘Görev tamam’ denilmeye başlanmıştı!..

Sözü uzatmayayım, “iktidar hastalığı olan ‘çalışmak, koşturmak yerine’, iktidarın getirdiği her türlü şekli ile debdebeye ve beklentilerine dalmak”, işte Erdoğan’ın “partisinde tespit ve teşhis ettiği bu siyasi ve sosyal yozlaşma” idi, “partinin başına mutlaka ve zorunlu olarak dönme” kararını vermesinin sebebi!..

AKP, tıpkı bir zamanların CHP’si gibi, “Halka gitme yerine, sırtını devlete dayama” sürecine girmişti!..

Erdoğan başarabilir mi; eğer “2000’li yılların Erdoğan’ına dönebilir” ve ülkenin içine düştüğü “gerilimli, kavgalı, baskılı süreci bitirebilir, herkesi kucaklayan bir başkan / cumhurbaşkanı olabilirse”, neden olmasın?..

Bunun için de “en önemli şartlardan biri” ve belki de “birincisi”, etrafını saran ve “onunla halk arasındaki bağı çok yıpratan menfaat ve ikbal bağımlısı” yol arkadaşlarından, Referandum sonrası “birbirini yemeğe başlayan” yardakçılardan kurtulmasıdır!..

Rahmetli Özal kurtulamamıştı, dilerim Erdoğan kurtulur!..

++++++

CHP’de “ezeli hastalık” nüksetti!..

CHP’nin “oldum olasıya hastalığı” işte budur; “CHP’yi gerçekten iktidar adayı, adaylarını da gerçekten Cumhurbaşkanı adayı yapacak bir genel başkan adayı ve bir  cumhurbaşkanı adayı bulmadan”, parti içinde “iktidar kavgasına başlamak” ve de sonunda “seçilenlere, seçildikleri andan başlayarak söylenmedik söz bırakmamakta, rakip parti yöneticileriyle yarışa girişmek!..”

Atatürk dönemi dahil, İnönü, Ecevit dönemleri başta, “kurulduğundan beri CHP içinde ‘seçilenlere’ yapılan” budur!..

“Kerameti kendinden menkul” Muharrem İnceler, “kerametlerini siyaset tarihine gömmüş” Deniz Baykallar “CHP Genel Başkanı seçilirlerse” ne verecekler partilerine ve de “Cumhurbaşkanı adayı olsalar, nasıl seçilecekler”; güldürmesinler, insanları kendilerine!..

“Deniz Baykal’ın yerini dolduracak bir aday bulmadan” ve de “bir gece içinde” Kemal Kılıçdaroğlu’nu partinin başına getirenler (Kulakların çınlıyor mu, Önder Sav???) daha hafızalardan silinmemişken, CHP’liler gene “aynı hata içindeler”; müzmin hastalıkları yüzünden!..

Önce “Kılıçdaroğlu’nun koltuğunu dolduracak” bir aday bulun, CHP’yi iktidar adayı, kendisini de cumhurbaşkanı adayı” yapacak olan adayı; sonra “koltuk kavgasına girişin”; doğrusu bu değil mi?..

Ama nerde, iş hemen, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun  “CHP’de kavga edenleri gerekirse kapının önüne koyarız” restine kadar geliverdi, birkaç günde!..

Görülüyor ki, “bu CHP ile” yazık olacak yüzde 49’a; vah ki, ne vah!..

+++++

Sözün Özü 

Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin kayınpederi ve büyük İslam alimi Şeyh Edebali 800 yıl öncesinden, sanki “bugünlerin insanlarının, bugünlerin siyasetçilerinin, bugünlerin gazetecilerinin, yazar çizerlerinin bir çoğunu görmüş ve onlarla beraber yaşamış gibi” bizlere öğüt vermiş; “Cahil ile dost olma; İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün / Saygısızla dost olma: Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün / Aç gözlü ile dost olma: ikram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün / Görgüsüzle dost olma: yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün / Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün!” (Teşekkürler, sevgili amiralim Ekmel Totrakan)

+++++++ 

Meral Akşener’e mesaj…

MHP’de açtığınız bayrak ve Referandum öncesi çalışmalarınız, sizi Anadolu’da “bir yıldız gibi parlatmıştı”, stop… “Demokrasi ve gelecek nefesi” almakta zorlanan halkımız, sizin mücadelenizi hayranlık içinde izliyor, alkışlıyor ve umutla nihai kararınızı bekliyordu, stop… “Nihai karar”, çok açık olarak görülüyordu ki, “MHP’ye dönmenin imkânsız olduğu bir hukuki sürece bağlanmamalıydı”, stop… Ya “maliyeti çok pahalı olan bir yeni parti” kurulmalı ya da “mevcut bir merkez sağ partide buluşma” sağlanmalıydı, stop… Ama “gerek bu karar için, gerekse bu karadan sonra yapılacaklar için” öncelikle ve mutlaka “bu işleri bilen, kişiliğine gölge düşmemiş, dürüst ve tecrübeli insanlardan kurulu” bir “danışmanlar kuruluna ihtiyacınız vardı”, stop…Bunu yapmadınız ve görüyorum ki,  “birkaç kişinin, sizi sürüklemeye çalıştığı dar ve çıkmaz sokaklara sürüklenme tehlikesi ile” karşı karşıya kaldınız, stop… Daha geçen hafta “Meral Akşener büyük oynuyor” yorumunu yazan ve 60 yıldan fazladır “bu işlerin içinde olan” bir gazeteci / yazar olarak, diyorum ki; Dost acı söyler”, stop… Bilmelisiniz ki, sadece “adı, ‘eşitlik’ olanlar” ile bir yere varamazsınız, stop… Bir an önce “bu hatadan dönmeniz” dileğiyle, stop…Saygılar, stop… Öcal Uluç…Stop..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...