Avrupa’nın geleceği ve Türkiye

5.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Avrupa ülkelerinde seçim baharı sürüyor. Fransa’da bu pazar yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda; bağımsız merkez demokrat aday Emmanuel Macron ile aşırı milliyetçi sağın temsilcisi Milli Cephe (FN) adayı Marine Le Pen karşı karşıya geliyor.  Seçimi açık ara farkla genç aday Macron’un kazanması bekleniyor.

Böylesi bir sonuç, görüldüğü kadarıyla, küresel ölçekte ve Avrupa’da belirli bir rahatlamayı da beraberinde getirecek. Ancak Le Pen’in ikinci tura kalabilmiş olması bile, popülist sağ tehlikenin (bir başka tanımla yeni faşizmin) günümüzdeki boyutlarını ve ulaştığı konumu gösteriyor. Avrupa önemli bir dönemecin eşiğinde. Öyle görünüyor ki, Macron’un seçimi almasıyla, tehlike şimdilik ötelenmiş olsa da tümüyle geçmiş değil. İlginç olan, Fransa’nın farklı dönemlerine damga vurmuş Cumhuriyetçi Parti, Fransız Sosyalist Partisi (PS) ve Fransız Komünist Partisi gibi köklü geleneksel siyasal çizgilerin, seçimde devre dışı kalmış olmaları.

Fransa seçimi
Fransa, 1789 devriminden beri adaletin, özgürlüğün, eşitliğin, kardeşliğin ve demokrasinin kalesi olarak bilinir. Ancak son dönemde bütün dünyayı saran ırkçı, şoven milliyetçi politikalarla; içe kapanmacı ekonomi anlayışını temel alan yaklaşımlar; Fransa’yı da etkisi altına almıştı. Özellikle Le Pen, bu anlayışın Fransa’daki temsilcisiydi.

Bu pazar seçimi Macron kazansa da, kapışma tam anlamıyla bitmiş olmayacak. Çünkü önümüzdeki haziran ayında milletvekili genel seçimleri yapılacak. Yine haziranda, bir başka önemli Avrupa ülkesinde, Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı alan İngiltere’de de erken seçimler var.

İçinde bulunduğumuz süreç ve önümüzdeki günler, Avrupa’nın ve Avrupa Birliği’nin (AB) geleceği bakımından önemli gelişmelere gebe görünüyor. Bu gelişmelere bir de sonbaharda yapılacak Almanya seçimlerini ekleyince, işin boyutu ve önemi daha iyi anlaşılıyor.

Avrupa değerleri ve ülkemiz
Yaşanan bütün bu gelişmeler, elbette bizi de doğrudan ilgilendiriyor ve etkiliyor. Dünya ve Avrupa, ikinci dünya savaşından bu yana en önemli siyasal ve ekonomik kırılmaları yaşıyor. Küreselleşme olarak adlandırılan liberal ekonomi anlayışı kan kaybediyor. Yarattığı sorunları çözmede ve aşmada zorlanıyor. Kapitalizmin vardığı bugünkü aşamada, dünyanın birçok yerinde gelir dağılımı adaletsizliği büyüyor. Geniş kitleler, başta işsizlik ve yoksulluk olmak üzere, ekonomik sorunların burgacında kıvranıyor. Bu durum yeni arayışları da beraberinde getiriyor. İşte son dönemde, kitlelerin popülist, aşırı milliyetçi ve korumacı politikalara savrulmasının altında bu gerçekler yatıyor.

Avrupa’da da bu arayışların yansımaları görülüyor. Ancak yine de, ikinci dünya savaşının en büyük acılarının yaşandığı bu coğrafyada, Avrupa’nın siyasal ve ekonomik değerleri korunmaya ve yaşatılmaya çalışılıyor.

Türkiye - Avrupa ilişkileri
Dünyada yükselen etnik milliyetçi ve din eksenli yaklaşımların bir benzeri de ülkemizde yaşanıyor. Siyasal İslam temelli bir yönetim anlayışı ülkemizde egemen kılınıyor. 16 Nisan’da yaşanan tartışmalı anayasa referandumu, bu sürecin yeni bir adımı oldu. Ülkemizdeki bu gelişmeler, çağdaş dünyada ve Avrupa’da tedirginlik yarattı. Türkiye - AB ilişkilerini olumsuz etkiledi. Ortaya çıkan sorunlar, maalesef restleşmeyle de çözülmüyor.

Referandum nedeniyle Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin (AKPM) Türkiye’yi yeniden denetim sürecine alması, yaşanan olumsuzlukların en son ve çarpıcı göstergesi oldu. Bir bakıma demokrasinin evrensel turnusolu olarak tanımlanabilecek kurumların, organların kararları, ülkemize küme düşürüyor. Dünyadan, Avrupa’dan hızla kopuyoruz.

Yaşanan bütün bu olumsuzluklara karşın, yönetim sorumluluğu taşıyanların ipleri daha da germesi ve kısa vadeli iç politika çıkarları için ülkenin geleceğini tehlikeye atmaları, doğrusu gelecek adına bizi derin düşüncelere sürüklüyor.

İdamın referandumu olmaz, olmamalı
Bizi daha büyük endişeye sevk eden bir başka gelişme de, ülkenin yönetim sorumluluğunu taşıyanların, idamdan söz etmeleri ve AB üyeliği ile idam konusunu referanduma götürmek istemeleridir. Böylesi bir yaklaşım, bizi tümüyle dünyadan ve batıdan koparır. Ülkemizi çok geriye götürür.

Siyasetçiler meydanlardan yükselen tepkileri körüklemek ve köpürtmek yerine, bunun yanlışlığını vatandaşlara anlatmalıdırlar. Ülkemizin esenliği, halkımızın çıkarları bunu gerektirir. İyi ve güçlü siyasetçi, kitlenin peşine takılan değil, halkı doğru biçimde bilgilendiren ve yönlendirendir. 

Ülkemizde yaşanan pek çok sorunun temelinde, hukuk ve demokrasi konularının yer aldığını bu köşede sıkça yineliyoruz. Uluslararası kuruluşların Türkiye ile ilgili raporları ve kararları da tespitlerimizi doğruluyor. Bizim dikkatimizi çeken, muhalefetin özellikle de iş ve ekonomi çevrelerinin bu gelişmelere yeterince tepki vermemesidir. Bugün bu yanlışlıklara göz yuman ve seyirci kalanlar, gelecekte yaşanabilecek olumsuzlukların da sorumluluğuna ortak olacaklarını unutmamalıdır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar