Uzlaşmayı öğrenmek...

5.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Her zaman hatırlamamız gereken bir Türkiye gerçeği var; Türkiye petrol ve doğalgazı olan bir ülke değildir. Buna rağmen son yıllarda hatırı sayılır bir iktisadi başarıya imza atmasını bilmiştir. Bunun sebebi son derece basittir; cumhuriyet tarihi ile birlikte başlayan devrimler yoluyla eski gelenekçi zihniyet kalıplarının kırılması, batı uygarlığını hedef alan politikalarla Türkiye imajının güçlenmesi, yapılan ekonomik ve demokratik reformlar, pozitif bilimle yapılan eğitim hamlesi yoluyla insan kaynaklarını geliştirmesi, demokrasiyi yaşatması ve AB hedefi...

Kısacası bu ülkeyi cumhuriyet, demokrasi ve bunların zemin hazırladığı insan sermayesinin farklılaştırdığı bilinmelidir. Pozitif bilimden uzaklaşan bir eğitim sistemi, laiklikten verilen ödünler, hukuk devletinden uzaklaşma, yetkileri tek elde toplayan, otoriterleşen bir Türkiye, bu avantajlarını hızla yitirmeye başlar.Nitekim Avrupa Ülkeleri ile ilişkilerin bozulması, ekonominin, turizmin gerilemesi ve Avrupa Konseyi'nin aldığı kararlar bunun ilk işaretleridir.

Otoriterlik ve onun daha ileri aşaması olan faşizm, aslında taraftarların gerçekle olan bağlarının koparılmasıyla başlar. Gerçekleri savunanların, demokratların iradelerinin kırılabilmesine bağlı olarak gerçekleşir. Böyle bir ihtimal günümüzde Türkiye için de geçerlidir.

Bu yolun tercih edilmesi muhalefetin yok olmasına değil, paradoksal biçimde artmasına yol açabileceği bilinmelidir. Bunu hem "Gezi" hareketinde hem de referandumun sonuçlarında gördük ve yaşadık.

Geçmişin girdaplarına dalıp, cehaletin karanlığına gömülmek,aynı çıkmaz sokaklara ikinci bir kez girmek yerine demokrasi seçeneğine yönelsek, toplumun büyük çoğunluğu bundan kazançlı çıkar. Otoriter yönetimlerde sadece iktidarın etrafındaki ayrıcalıklı bir çıkar grubu belki kısa vadede kazanabilir, ama Türkiye ve toplum çok şey kaybeder.

Sonuçta Türkiye kaybederse hepimiz kaybederiz.

Bu nedenle şimdi referandumda "hayır" diyerek seçimlerini demokrasiden yana kullananları önemli bir görev daha bekliyor. Her biri farklı ideolojilerde olabilirler. Farklı siyasi görüşlerde de olabilirler. Ama şu görüldü ki bütün bu farklılıklara rağmen "demokrasi hedefinde" bir arada olabiliyorlar. Şimdi demokrasi hedefinde uzlaşarak bir arada ortak mücadele yürütmeleri, yeni bir siyasi kültür geliştirmeleri de gerekiyor. Yani öncelikle kendileri "demokrat" olmayı öğrenmek zorundadırlar.

Farklılıklarına rağmen ortak hedef doğrultusunda, uzlaşarak ortak mücadele yürütebilmek, demokrasinin ve demokratlığın en değişmez göstergesidir.

Otoriter rejimlerden çıkarak demokrasiye geçen ve demokrasilerini bütün kuram ve kuralları ile tekrar işletmesini bilen ülkelere baktığımızda da gördüğümüz budur. Önce muhalifler, ortak paydaları etrafında bir araya gelmeyi, yani uzlaşmayı öğrenmek zorundalar. Uzlaşmak demokrat olmayı öğrenmektir. Buna hepimizin ihtiyacı var.Ancak daha sonra iktidar bloğundan parçalar koparabilmenin de yolları aranmalıdır.

Bunun mümkün olabilmesi için, Türkiye'de sağ popülizmin can damarı olan, "yüzde 35 sol laikler, yüzde 65 sağ milliyetçi Müslümanlar bölünmesine asla itibar edilmemelidir. Bu toplumda kültürel bölünmeyi derinleştiren yanlış bir okuma olur. Toplumun büyük çoğunluğunun kendini "milliyetçi Müslüman" diye tanımladığı bu ülkede bu kutuplaşmanın AK Partiye tüm seçimleri kazanmayı garantileyeceği asla akıldan çıkarılmamalıdır.

Aslında hem gezi sonuçları, hem de referandum sonuçları bize gerçekleri ve izleyeceğimiz yolu göstermiş oldu. Her iki olayda da toplumun farklı dünya görüşlerine sahip olanları, demokrasi hedefinde ve otoriterliğe karşı bir araya gelebileceğini gösterdi.

Bu siyasi tarihimizde çok önemli bir göstergedir ve önümüze yeni fırsatlar sunmaktadır. Bunu iyi okumalı bu fırsatı siyasetin yeniden yapılanması adına çok iyi kullanmalıyız.

Şimdi muhalif partilerin, demokratların değişim zamanıdır. Şimdi uzlaşma zamanıdır. Diğer mahallelerle, partilerle konuşmayı öğrenme zamanıdır. Gençleri, kadınları siyasal özne olmaya teşvik edebildikçe başarmak mümkün olur. Gerçekleri halka anlatabildikçe ve tüm bu süreçlerin mağduru yoksullarla daha iyi bir düzen imkanı etrafında yan yana gelebildikçe, bu otoriter sapmayı tarihe havale edebiliriz.

Açıkçası Türkiye büyük bir değişimden geçerken siyasi partilerin değişmeden ayakta kalmaları mümkün görünmüyor. Demokrasiyi yaşatmanın tek yolu, yeni bir siyasi kültür ve anlayışta uzlaşmak, toplumla birlikte yeni bir demokrasi mücadelesi başlatıp yürütmektir.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar