Yaz aylarına girerken ekonomik durum

5.5.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Genellikle yaz aylarında ekonomik  faaliyetler azalır, piyasalar durgunlaşır, yeni kararlar sonbaharda başlayacak yeni sezona bırakılır. Ancak huzurlu bir tatil için bu ara döneme rahatlatıcı verilerle girebilmek de çok önemlidir.

Mayıs ayı başlarında dünyaya ve Türkiye’ye baktığımızda önümüze şöyle bir tablo çıkmaktadır.

Dünya 2008 krizini atlatmış görünmektedir. Geçen yıl  % 3,1 olarak gerçekleşen ekonomik büyüme hızı, IMF tahminlerine göre bu yıl % 3,5 ve gelecek yıl  % 3,6 oranına yükselecektir.  FED’in  faiz artırımını kademeli yapacak olması piyasaları rahatlatmıştır. ABD yönetimi kendisine yönelik ihracatçı ülkelerin  kurlarını düşük tutarak haksız rekabette bulunduklarına inanmakta ve bu yüzden doların fazla değerlenmesini istememektedir. Seçim öncesi, Avrupa , Çin ve Meksika’ya karşı ticaret savaşları açacağını söyleyen  Başkan Trump, şimdi gerçekleri görmüş gibidir. Sadece Trans-Pacifik  Anlaşması’ndan çekilmekle yetinmiştir. Dünya borsaları rekorlar kırmaktadır. Avrupa Merkez Bankası(ECB) ve Japon Merkez Bankası(BOJ) parasal genişleme politikasını sürdürmektedir. Enerji fiyatları durgunluğunu sürdürmektedir. Bütün bu gelişmeler, özellikle gelişmekte olan ülkeleri, şimdilikte olsa, rahatlatmışa benzemektedir. Özellikle, büyümeleri için dış kaynağa bağımlı olan ülkeler için, sermaye girişlerinde ciddi bir aksama olmayacak gibidir.

Türkiye’ye de baktığımızda benzer bir tablo ile karşılaşıyoruz.

Referandum sonuçlanmış ve erken seçim olmayacağı açıklanmıştır. Bu durum bir ölçüde de olsa öngörülebilirliği arttırmıştır. Borsa rekor peşindedir. Döviz fiyatlarındaki oynaklıklar durmuştur. Döviz borçlusu şirketler biraz daha nefes almıştır. Yurt içinde talep artışı, ekonomide geçici de olsa bir canlılık yaratmıştır. İhracat Nisan ayında, bir önceki yılın aynı ayına nazaran % 4, ilk 4 ayda % 6,7  ve 12 ayda % 4 artmıştır. AB, ABD, Çin ve Rusya’ya ihracatta olumlu gelişmeler vardır. IMF, 2017 için büyüme tahminini ülkemiz için % 2,9 dan % 2,5’e indirmiştir ama iç talebin artışıyla bu oranın yükseleceğine inanılmaktadır.

Bu  genelde olumlu gibi görünen tablo böyle gider mi?  Gitmez. Bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de şartlar hızla değişebilir. Bu şartlara uygun önlemler geliştirilmedikçe tablo tersine dönebilir. Umulmadık zamanlarda dünyanın herhangi bir yerinde gerginlikler olabilir. Enerji fiyatları yükselebilir. Ekonomik kararlar farklılaşabilir. Zaten olumlu sonuçlar getiren kararların, ödenmesi gereken faturaları da vardır.

Örneğin, iç talebin arttırılması ve ekonominin canlandırılması için referandum öncesi önemli ölçüde teşvikler verilmiş, kredi imkanları genişletilmiş, vergi gelirlerinden fedakarlıkta bulunulmuştur. Şimdi verilen kredilerin, yatırıma mı  yoksa finans veya gayrimenkul piyasalarına mı yöneleceği tartışılmaktadır. Reel sektöre gitmeyecek kredilerin, tüketim yolu ile enflasyonu arttırması söz konusu olabilecektir. Üstelik böyle bir durumda mali disiplin zarar görecek ve bu zarar kendisini bütçe açıkları şeklinde gösterecektir.

Nitekim, Merkez Bankası bu yıl için enflasyon tahminini  % 8,5 e yükseltmiş gelecek yıl için ise % 6,4 lük bir artış öngörmüştür. Ekonomik çevreler bu tahminleri gerçekçi bulmamaktadır. Birkaç gün önce açıklanan Nisan ayı enflasyon rakamlarına göre  enflasyon artışı TÜFE’de  %1,31 ve  ÜFE’de 0,76 olmuştur . Nisan ayı itibariyle TÜFE’de yıllık artış % 11,87 ve ÜFE’deki yükseliş % 16,37 olarak gerçekleşmiştir .Merkez Bankası, Mayıs ayından itibaren enflasyondaki yükselişin duracağı ve yılın ikinci yarısından itibaren tek haneli rakamlara ineceğini açıklamıştı. Ancak bu beklentinin gerçekleşmesi de kolay değildir. Artış eğiliminin sürdüğü bir ortamda, işletmelerin geleceğe dönük hesaplarını ve fiyatlamalarını, enflasyonun düşeceği varsayımına göre yapmaları beklenmemelidir. Döviz kurlarının geleceği ve dolayısıyla enflasyona olası etkisi bilinmemektedir. İşlenmemiş gıda kaleminin enflasyonu arttırıcı etkisi sürmektedir. İç talebin arttırılmasına yönelik teşvik ve kredilerin, yatırıma yönelmemesi halinde, enflasyona olumsuz katkıda bulunması kaçınılmazdır. ÜFE’deki yüksek oranın, önümüzdeki aylarda TÜFE’ye yansıması sözkonusudur.

Enflasyondaki artış hızı düşmedikçe faiz hadlerini indirmek de kolay olmayacaktır. Merkez Bankası son Para Kredi Kurulu toplantısında, geç likidite penceresi faizini % 11,75’ten % 12,25’e yükseltmiştir. Merkez Bankası, piyasaya verdiği günlük 100 milyar liralık kaynağın %90’nını geç likidite penceresinden ve % 10’nunu gecelik faiz olan % 9,25’ten vermektedir. Bu durumda ortalama faiz % 12 olmaktadır. Bankalar ise mevduata % 14 ve üstü faiz teklif etmektedir. Yani Merkez Bankası, piyasanın gerisinde kalmaktadır.

Nisan ayı ihracatının da, yılın ilk dört ayındaki ihracatın da artması sevindiricidir. Son iki yıldaki ihracat azalış trendinden çıktığımızın işaretidir. Ancak bu yıldaki artışlarda, kötü yıllardaki azalışın sağladığı baz etkisinin rolü vardır. İhracatın yapısında veya teşvik sisteminde kayda değer bir gelişme yoktur.

Referandumdan sonra, ekonomide belirsizliğin azaldığı doğrudur. Ancak, ekonomi yönetiminin nasıl ve kimlerden oluşacağı, hangi ekonomi politikalarına öncelik verileceği, yapısal reformlara ne zaman başlanılacağı, iç ve dış politikada ve özellikle AB ve ABD ile ilişkilerde nasıl bir yol izleneceği henüz bilinmemektedir. Bunların tümü, siyaset yanında, ülkenin ekonomik geleceğini ve rekabet gücünü doğrudan etkileyecek unsurlardır.

Bu faktörler bilinemeyince de, ileriye dönük tahminlerde bulunmak  zorlaşmaktadır.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...