Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş
Ana Sayfa / 

Çok çalışmak gerek

8.6.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ekonomi yönetimi, esasen bir algı ve beklenti yönetimidir. Benim sonsuz kaynağım var kimseye eyvallahım yok diyorsanız o zaman başka. Bunu bugünlerde ABD yapıyor, dünyadan yükselen itirazları görüyorsunuz.

Bizdeki asıl sorunun ise son 16 yılda elde edilen gelişme ve başarıların sadece kendi başarımız olduğu vehmine kapılmamız oldu. Bu bir güç zehirlenmesidir. Elbette rakamlarla Türkiye ekonomisini ifade ettiğimizde ciddi bir gelişimden söz edebiliriz.

Bu, doğru rüzgarı arkamıza almamızla ve kanatlarımızı doğru kullanmamızla ilgilidir. Esasen dünyada bu rüzgârlar hep vardı, biz hep ters taraftaydık, son iki yılda olduğu gibi. Son 4-6 yıla baktığımızda 2013 gezi parkı eylemlerinin başlangıcı ekonomimizin zirve dönüşünün başlangıcıdır. Yüzde 4,5 enflasyon yüzde 5,5 faiz oranından, 1,60 TL dolar kuru seviyesinden, bugün geldiğimiz nokta, yüzde 12,5 enflasyon yüzde 16,5 faiz oranı, 4,60 dolar fiyatı. O tarihten bu yana yaşanan iç gelişmeler olmasaydı bugün Yüzde 7,5 enflasyon yüzde 8,5 faiz oranı ve 2,50 dolar kurunu pekâlâ konuşuyor olabilirdik. Maalesef kötü gidişi durduramadık. Bu akıllara durgunluk veren bir yıkım hikâyesidir.

Faiz oranlarımız gelişmekte olan ülkeler cephesinde rekor kırdı bu oranda yüksek faiz veren başka bir ülke yok, niçin? Kaynak ihtiyacımıza zamanında çözüm üretemediğimiz gelen tehlikenin farkına erken varamadığımız için.

Sayın Mehmet Şimşek Türkiye’nin borçlu bir ülke olmadığını Türkiye’nin borçluluğunun milli gelire oranının yüzde 142 olduğunu, gelişmekte olan diğer ülkelerde bu oranın yüzde 211 ve gelişmiş ülkelerde ise yüzde 390 olduğunu açıkladı. Bizim bu oranın esasen bir kısmı devlet garantisinde olsa bile büyük kısmı özel sektöre ait borçtur. Şimdilik devletin ödemeler dengesinde bir sorun yok. Fakat durum bu şekilde ise bile en az borçlu ülkenin tüm diğer ülkelerden daha fazla faiz ödeyerek kaynak bulabiliyor olması ilginç değil mi?

Türkiye yakaladığı başarı ivmesini korumak adına attığı adımlar çeşitli olay ve gelişmelerle sekteye uğrayınca, karşı hamlelerde işe yaramadı, değişen Türkiye algısı ve dış dinamiklerdeki değişen durum, bizim tedbirlerimizi boşa çıkarttı.

Kişiler gibi insanlarda işe kendini tanımakla başlamalı diye düşünürüm. Arzular ve isteklerin gerçekleşmesi eldeki imkân ve kabiliyetlerle doğru orantılıdır. Bizim insan kaynağımız, ekonomik birikimimiz, tasarruf alışkanlıklarımız, Toplumsal mutabakatlarımız ya da mutabakatsızlıklarımız bize bu kadar bir ekonomi sunuyor. Daha fazlası için Kendini bu ülkeye ait hisseden her bireyin daha fazla katkı vermesi gerekiyor.

Geçmişin ve bugün içinde bulunduğumuz durumun analizini günlerce yapabiliriz, bizim ekonomistlerin tavrıyla yapılanları küçümseyip, bizim dışımızdaki herkesi yüceltip kutsayabiliriz. Fakat bu ülkemiz ve milletimiz için daha iyi bir sonuç ve gelecek doğurmaz. Ekonomide söyleyecek sözü olanların bu noktada samimiyetle yapılması gerekenleri ortaya koyması ve akıllı politikacıların varlığını umması gerekir.

Sihirli değnek formülü yok, devlet versin biz yiyelim, az çalışalım çok gezelim yok, acı reçete var, katma değerli mallar üretme var, yeni pazarlar bulmak var.

Zengin olmanın formülünü tekrar buradan açıklıyorum. “Gayretli ol. Çok çalış. Yılgınlık gösterme ama mutlaka altın bul.”

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test