Ana Sayfa / 

"Bağımsızlık mı, yoksa uşaklık mı?"

8.9.2017
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

"Güçlü bir toplumsal muhalefet sergilenmezse bundan sonra yapılacak hiç bir seçim serbest, adil ve eşit olmayacaktır"

Bu cümle, Çanakkale Kurultayında "Geçimde Adalet" başlıklı panelde konuşan CHP Milletvekili Faik Öztrak'a ait. Bugün içinde bulunduğumuz Olağan Üstü Hal Şartları ve bu YSK ile 2019 seçimlerine gidildiği takdirde, seçimin nasıl bir ortamda geçebileceğini göstermesi açısından çok düşündürücü.

Kurultay sonunda Kemal Kılıçdaroğlu'nun okuduğu sonuç bildirisi ise "Korku Zincirlerini Kırdık" cümlesiyle ile başlıyor, "Kayıtsız kalma, seyirci olma!" cümlesiyle bitiyordu. Bu başlangıç ve sonuç cümlelerinin de açık anlamı, vatandaşa korktuğunu ve olan bitene kayıtsız, sessiz kaldığını incelikle hatırlatan son bir ihtar değil mi?

Bugüne bakıyorum da, umutsuz bir şekilde "Aktif Vatandaş" olmaktan uzaklaştığımızı görüyorum.   Alıştığımız işlerde çalışıp, karnımızı doyurmak, bugünkü yaşantımızı bozmamak için, bütün inandığımız değerleri, ruhumuzu, atalarımızın, şerefle bize bıraktığı emanetleri, çocuklarımızın geleceğini, bir yana bırakacak kadar insan olmaktan uzaklaşmışız! Metanetimizi, haysiyetimizi, enerjimizi ve sorumluluk duygumuzu kaybetmişiz.

Müslüman, İslam'ın güzel ahlak olmaktan çıkarıldığını, iktidar savaşı verenlerin elinde "Müslümanlara hükmetme aracı" haline dönüştüğünü görmüyor mu? Görüyorsa neden susuyor?  Bütün Cumhuriyet kurum ve kurallarının yıkıldığını, tarihimizin son yüz yılının paranteze alındığını görüyorsa neden yüksek sesle konuşamıyor? Milli bayramlarımızın, tarihimizin, çocuklarımızın eğitiminin medeni yasanın, güncel siyasi kavgalara alet olduğunu görüyorsa neden " hayır!" diyemiyor? Neden hesap soramıyor?

Bütün değerlerimizi birer birer kaybetmekten korkmuyoruz ama vatandaşlığın mert çıkışlarından mı korkuyoruz? Dikkat ettiğimiz tek şey, sürüden ayrılmamak ve yalnız başımıza tek adım atmamak!  Bize çevremiz tarafından o kadar çok  "Kader" telkin edilmiş ki, sanki olup bitenden biz hiç sorumlu değiliz. Bunları değiştirecek olan da biz değiliz gibi, sadece var olan şartlara itirazsız yaşamayı sürdürüp gidiyoruz Sonra da "bu ülkeye neden bir türlü demokrasi gelmiyor" diye homurdanıp duruyoruz. Onlar hedeflerinin sonuna yaklaştıkça, bizler hâlâ "ben ne yapabilirim ki, benim ne gücüm var ki" diye söylenip duruyoruz.

Madem ki katılımcı, çoğulcu demokratik bir sistemde yaşamak istiyoruz, bunu sağlamak da vatandaşlara düşen bir görev değil midir? Demokrasiye giden yol uzun ve zahmetli bir yoldur. Hak ve Özgürlüklerin de bir bedeli vardır.

Tabii ki -adil seçimler olduğu sürece - vatandaşın beğenmediği yönetimi seçmemesi mümkündür.  Şu gerçeği de unutmamak gerekir, seçimler dört yılda bir yapılır ve demokrasilerde vatandaşın görevi sandıkta başlayıp, sandıkta bitmez. Seçilenler kendilerine oy verenlerce seçilir ama hizmetler ve yasalar tüm toplum için yapılır. Böyle olup olmadığını kim denetleyecek? Bu denetlemeyi öncelikle kendi işleyişi içinde bürokrasi, muhalefet, özgür ve bağımsız basın, yerel yönetimler ve halkın kendisi yani vatandaş yapmalıdır!

 Ancak, seçilenler görevlerini anayasal çerçevede kalarak yapmıyorsa, çıkarılan yasalar Anayasa'ya uymuyorsa, bunları denetleyip yönetimi dengeleme görevi bağımsız ve tarafsız yargınındır. Bu nedenle yargı, yürütmenin amiri değildir ama memuru da değildir diyoruz. Bunlar anayasada yazılı haklarımız ve görevlerimizdir. Bu görevlerimizi yapmıyorsak suçluyuz. Yapacak gerekli şartlar ve özgürlük ortamı sağlanmıyorsa, kendimizi tehdit altında hissediyorsak, bu ülkede güçler ayrılığı yoktur, adalet yoktur, dolaysıyla anayasa yoktur diyoruz.

Unutulmaması gerekir ki, toplantılar, mitingler, yürüyüşler, dernek ve vakıflar gibi sivil örgütlenmeler de vatandaşların seslerini duyurabilecekleri, demokratik platformlardır.   Ama birçoğumuz bırakın bu tür demokratik toplantılara katılmayı, yüksek sesle konuşmaya, derneklere üye olmaya bile cesaret edemez haldeyiz. Susuyoruz ve endişeyle olup biteni seyredip kendiliğinden bir şeylerin değişmesini bekliyoruz.

Bizler korkmaya devam ettiğimiz sürece hiç kimse bize kendiliğinden demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti içinde özgür ve eşit vatandaşlar olarak yaşama imkanını vermeyecektir. Bundan şikayet etme hakkını da kaybetmiş oluruz. Zira bunların tek sorumlusu bizzat ve sadece BİZLERİZ

Önümüzde iki yol var! Ya korkarak, sinerek, insan olduğumuzu unutup,  birilerinin kulu kölesi olacağız, ya da özgür ve bağımsız birer "insan" olduğumuzu hatırlayıp demokrasiyi sürdürülebilir kılan sorumlu, aktif vatandaşlar olmasını öğreneceğiz.

Atalarımız bize canları pahasına, özgür,  bağımsız, medeni bir ülke, akıl ve bilimi miras bıraktı. Biz gelecek nesillere çıngıraklı tasmalarımızı mı miras bırakacağız?!

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...