Ana Sayfa / 

İşini ve insanları sevmek böyle olur

12.02.2014
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır



İtalyan Kültür Derneği’ndeki resim sergisinin açılışından Bornova Belediye Başkanı Cengiz Bulut’la birlikte çıktım.

İzmir’in renkli simalarından biri olan eski milletvekili ve Bornova Belediye Başkanı Cengiz Bulut bir ara Bay Polino ile “yabancı dil” yarışına girişti…

Ailesi 1700’lü yıllardan bu yana İzmirli olan Sinyor Polino, Bulut’un Bornova’daki İtalyan komşusu ile İtalyanca konuşurken, o da Makedonca  söylev atmaya başladı.

Basın İlan Kurumu İzmir İl Müdürü Fikret Sönmez’le aralarında kaldık.

Sinyor Polino yedi dil biliyor.

Cengiz Bulut da, “Hadi beni anla!” diyerek ona göre Makedonca, bana göre ise “göçmence” konuşmaya başlamıştı.

Baktım yarış sabaha kadar sürecek, “Hadi Bornova otobüsü kalkıyor!” diyerek Cengiz Bulut’un kolundan tutarak zorla yürüyüşe tabi tuttum.

Ama bir saatimiz de Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde geçti.

Üç beş gün sürer!

Önüne gelenle selamlaşıyor ve CHP’nin halini konuşuyordu.

Daha doğrusu “Ne olacak?” sorusunu yanıtlıyordu…

Söylediği şu:

“Üç beş gün sürer, her şey yoluna girer!”

Bugüne kadar hep böyle olagelmiştir…

Kendine çok güvenen “bağımsız” olarak seçime girer…

Sonra?

Boyunun ölçüsünü alır…

Türkiye’de partilerin ve lider pozisyonunda olanların hâkimiyeti vardır.

Sonunda, “Karşıyakalı Sarışın beni eve almayacak!” diyerek Cengiz Bulut’u zorla, at gözlüğü gibi koluna girerek ve de neredeyse sürükleyerek Bornova’ya götürdüm.

Liste başı ama ağlamıyor!

Bilmeyene hatırlatayım:

Yaklaşık bir ay önce Bornova’da yapılan bir ankette, “Kimi belediye Başkanı görmek istersiniz?” sorusuna verilen yanıtlarda birinci Cengiz Bulut seçilmişti…

Ama şu anda herhangi bir partinin adayı mı?

Değil!

Özetle; her partide sonuç masada alınıyor…

Biz maçı her kaybettiğimizde; “Sahada değil masada yenildik!” diye fetva vermiyor muyuz?

Göçmenlerin, bana göre “Avrupalılar”ın, size göre Balkanların Türk halkında nedense “amip” sistemi geçerli…

Sürekli bölünüyorlar…

Buca’da ne olur?

İzmir’de en çok konuşulan ilçelerden biri de Buca…

Göçmen kökenli AK Parti başkan adayı, eski Başkan Cemil Şeboy ile yine göçmen kökenli eski Efsane Başkanlardan Rahmetli Ahmet Piriştina’nın oğlu Levent Piriştina kapışacak.

Bana “Buca’da ne olur?” diye soruyorlar…

Her ikisini de tanıyorum…

Hatta arşivlere yani eski yazılara bakılır…

AK Parti’de iki ismi ilk öneren daha doğrusu yazan benim…

Ne Cemil Şeboy’un ne de İlknur Denizli’nin adı bile geçmezken…

Doğrudan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla “aday gösterileceklerini” belirtmiştim.

Hatta Cemil Şeboy’un ağzından “Sadece genel başkanımız Recep Tayyip Erdoğan ararsa aday olurum!” diyerek başvurusunu bile yapmamıştı.

Birkaç gün önce ise bana “Hangi Levent?” diye sordular…

“Levent Piriştina” dedim… Dr. Levent Köstem’in ise “çıbanbaşı” ya da “aykırı insan!” olarak görüldüğünü belirttim…

Uluslararası önemli bir bilim adamı olabilirsin, sözün Avrupa’da bile geçebilir ama siyasette, özellikle Türkiye’de değerlendirmeler bir başka türlü yürütülüyor.

Önce Bucalı Gülayet!

Söz Buca’dan açılınca bence çok başarılı bir isimden söz etmek istiyorum…

Gülayet Çavuşoğlu’ndan…

Gülayet Çavuşoğlu da “göçmen” dediğimiz kişilerden…

Ataları Bulgaristan Kırcaali’den çıkıp anayurda dönmüşler…

O da daha düne kadar “İzmir’in arka bahçesi” olarak bilinen Buca’ya yerleşmiş…

Kaç zamandır “adına” takıldığım Gülayet Çavuşoğlu’nu izliyorum…

Tercihim Dokuz Eylül’den yana

Biliyorsunuz, benim sağlıkta ilk tercihim hep Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi olmuştur.

Bunun üç nedeni var…

Birincisi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tülay Canda…

Her zaman hürmet ettiğim, her gördüğümde önümü ilikleyerek ayağa kalktığım çok değerli bir bilim insanı…

İkincisi; Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Sekreteri Prof. Dr. Can Karaca…

Tevazu sahibi, çalışmaktan yorulmayan, çok iyi organizasyoncu ve ağzından bal akan bir bilim adamı…

İşi de kendisi gibi güzellik olan bir bilim adamımız…

Üçüncüsü; Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın bile sağlığını emanet ettiği ender hekimlerimizden Rektör Prof. Dr. Mehmet Füzün…

Başım da dişim de ağrısa!

Başım da dişim de ağrısa mutlaka “Ne yapayım?” diyerek sürekli rahatsız ettiğim uluslararası bir bilim adamımız…

Genç ve dinamik…

İçinde insan sevgisi olan ve kesinlikle adam kayırmayan sadece bilimin kriterlerini öne alan ender birisi…

Bugünden itibaren şöyle geriye doğru dönün hiç Rektör Hocamız Prof. Dr. Mehmet Füzün’ün reklamını yaptığını gördünüz mü?

Aslında o kadar başarılı çalışmaları var ki, nedense kamuya yansıtmadığı gibi “Sadece işimi yapıyorum!” diyerek tevazu da gösteriyor…

Önceleri kızıyordum!

“Vatandaş Yaşar” olarak “Daha sağlıklı bir toplum” yaratma çabasında olan Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne her gittiğimde binlerce kişinin film ya da MR. Çektirmek ve de ultrasondan yararlanmak istediklerini görüyorum.

Binlerce kişilik kalabalığa rağmen işlerin tıkır tıkır gittiğini görmek de beni mutlu ediyor.

Arada şu cihazlar yoğun çalışma nedeniyle arıza yapmasa iyi olacak.

Kötü beslenme ve hava kirliliği nedeniyle nüfusu artan kentlerimizde hasta sayısında indirim yani azalma olmayacağına göre herhalde bu konuda bir çalışma yapılıyordur.

Neyse…

Konum bu değil!

Çalışkan başteknisyen!

İşte bu bölümde dolaşırken bir gün “Baş teknisyen!” yazan odada bir hanımın oturduğunu gördüm…

Birkaç kez gittim, açık kapıdan baktım başını kaldırmadan çalışıyordu…

Hani herkes kapısını kapar, içeride ne yaptığını bilmeyiz, görmeyiz ya, ayrıca “Gülayet Çavuşoğlu” ismi olan kapıdan geçenlerde girdim…

“Bana yardımcı olabilir misiniz?” diye sordum…

Sıcakkanlı ve güler yüzle bir şekilde “Tabii!” diye candan bir yanıt verdi…

Ben birçok yerde ve yöneticideki bir tavırla karşılanacağımı, “Çık dışarı, işim var!” ya da “git sıraya gir!” diyerek beni tersyüz geri göndereceğini sanmıştım.

Ne diyeceğimi şaşırdım…

Dokuz Eylül’lü Gülayet!

“Yok sizi denedim!” deyince, o da şaşırdı…

Daha sonra “Bir gün sizi rahatsız ederim!” diyerek odadan çıktım…

Bir hanım “baş teknisyen” nasıl olabilirdi?

Araştırdım:

Gülayet Çavuşoğlu; 9 Eylül Üniversitesi Meslek Lisesi Yüksek Okulunu bitirmiş ve radyoloji bölümünde çalışmaya başlamış…

Belirttim ya göçmen…

Göçmenler bazı insanlar gibi devletten bir şey beklemez…

Avantadan, hampadan parayı sevmez…

Onların hamurunda sadece ve sadece çalışmak, görevini layıkıyla yapmak vardır.

Durmamış…

Bu arada İşletme Yönetim Organizasyonu Eğitimi almış….

Yüksek Lisansını da Toplam Kalite Yönetimi üzerine yapmış…

Daha ne olacak?

Herhalde bölüm başkanlarının isteğini de Dekan Prof. Dr. Tülay Canda değerlendirip, benim “erkek olur” diye düşündüğüm çok önemli bir göreve Gülayet Çavuşoğlu’nu getirmiş…

Sabahtan akşama kadar, hatta gece yarısına kadar sadece işini ve insanları düşünen Gülayet Çavuşoğlu’nu kutluyorum.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Yorum yazmak için üye girişi yapınız! Üye Girişi

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...