GÖZLEM / FİLİZ TELLİ
Ekonomik krizle boğuşan Avrupa, darboğazı aşmaya çalışırken, Türkiye'nin sarsıntılardan en az hasarla kurtulmasının, alınacak "yapısal" tedbirlere bağlı olduğu vurgulandı. İzmir Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Demirci, büyümesi ithalata dayalı olan, iç tüketimde ve cari açıkta patlama yaşayan Türkiye'nin, sanayide ara üretimi canlandırıp, ithalatı azaltarak, markalarını daha fazla destekleyip teşvik ederek yapısal modelini değiştirmesi gerektiğini belirtti, "Ancak bu şekilde istihdam ve gelir artar. Refah yükselir. Dışa bağımlılık azalır" dedi.
Özellikle son bir yıldır Avrupa'da şiddetini yeniden hissettiren krizin boyutları, kredi derecelendirme kuruluşu Moodys's'in altı ülkenin notunu düşürüp üçünü uyarmasıyla bir kez daha gözler önüne serildi. Yunanistan'ı iflasın eşiğine getiren, pek çok Avrupa ülkesini sarsan krizde, bazı ekonomistlerin söylediğine göre "Daha en kötü günler geride kalmadı." Avrupa'da tozu dumana katan kriz nedeniyle, ihracatının önemli bölümünü Avrupa'ya yapan Türkiye'de de zaman zaman, "Dalgalı denizlere hazırlıklı olun" uyarısı yapıldı. Son dönemde tablo biraz daha yumuşatılıp, olumlu senaryolar da çizilirken, Türkiye "yumuşak karnı" cari açıktan kurtulamadı, 2011'i rekorla kapattı. Avrupa ve Türkiye ekonomisinde krizi alt etme mücadelesi devam ederken, İzmir Üniversitesi Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Demirci, Gözlem için çarpıcı açıklamalarda bulundu.
-Moody's altı ülkenin notunu düşürdü. Yunanistan ile başlayan ekonomik sarsıntı domino etkisi gibi ülkeden ülkeye yayılıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Derecelendirme kuruluşları gelişmiş ülkelerin kuruluşu. Gelişmiş ülkelerin mali piyasalarının derin, oturmuş olduğunu sanıyorduk. Türkiye'deki gibi yüzeysel değil. Notları düşüyorsa, demek ki bu gelişmiş ülkelerin mali piyasaları sanıldığı gibi derin değilmiş. Bu kredi derecelendirme kuruluşlarını da sorgulamak gerekir. Yeterince etkin olsaydılar, riskleri doğru değerlendirirdiler. Riskleri doğru fiyatlandıramıyorlar.
- Not düşürmeyi Avrupa'nın nasıl algılaması ve hareket etmesi gerekir?
Her kriz, ekonomik bozukluğun işaretidir. O bozukluğu yeniden düzeltme fırsatı tanır. Bugün görüyoruz ki, dünya ekonomisinin sağlığı bozuk. Ülkeler, bol likidite vererek sorunu çözmeye çalışıyor. Likidite bolluğu, vücuttaki ağrıları geçici olarak geçirir. Yapısal hastalığı çözmez. Dolayısıyla dünya ekonomisinde küreselleşmenin getirdiği spekülatif hareketler, bu ülkelere, kayıp yıllar yaşatacaktır. Ünlü yatırımcı Soros ne demiş, Avrupa 10 yıl bunun sıkıntısını çekecek. Avrupa 10 yıl çekerse, Türkiye 20 yıl çekecek demektir. Para, üretim karşılığı olmayan spekülatif fonlara gittiği için, kırılganlık artıyor. Kırılganlıklar dengesiz hale getiriyor.
- Ekonomik açıdan Avrupa'yı mercek altına aldığımızda karşımıza nasıl bir tablo çıkıyor?
Ekonomilerinin çok da sağlam olmadığını görüyoruz. Avrupa ülkelerinin tüketimi arttı. Üretimden uzaklaşıldı. Eski klasik istikrar paketleriyle Avrupa bu işi çözemiyor. Yunanistan'ın eurodan çıkmasına müsade etmezler. Ama onun burnunu sürtecekler. Yunanistan gelirini turizm ve gemicilikten sağlıyor. Sanayisi yok. Borçlarına baktığımızda milli geliri bile borcundan az. Yunanistan'ı çözecekler ama İspana, İtalya'ya da gözdağı var. Avrupa yıllık 1.5 trilyon dolar borç ödeyecek. Bunun 350 milyar doları sadece İtalya'ya, 175 milyar doları İspanya'ya ait. Yunanistan'ın borcunun bir kısmı belki tıraş edilecek ama ona borç verenler de zor duruma düşecek. Sorun çözülecek ama uzun sürecek.
- Avrupa bu durumda ne yapmalı?
Küreselleşen dünya, üretimden ziyade tüketimi daha fazla canlandırdı. Spekülatif olaylar, küreselleşme nedeniyle arttığı için üretimden uzaklaşıldı. Yunanistan'a Avrupa'nın şımarık çocuğu diyorlar. Üretmiyor, Avrupa'nın sırtından geçiniyor. Ülkeler dış ticaretini dengeleyecek bir yapıyı getirmek durumunda kalacak. Avrupa'da her ülke kendi mali politikasını uyguluyor. Bu ülkelerin israfını önlemesi gerekiyor. Avrupa Birliği ülkelerinde, mali politikalarda da birlik sağlanmalı. Her yerde aynı kural olmalı. Hakkaniyet olmalı. Liberal sistemde ahlak, rekabettir. Hukuka dayalı rekabet olmalı.
- Avrupa böylesine sıkıntılı bir süreç yaşarken, Türkiye ne durumda?
Avrupa ülkeleri, ithalata dayalı bir büyüme modeline, istihdam yaratmayan bir büyüme bulvarına Türkiye'yi de sürüklüyor. Türkiye gelirinin yüzde 22'sini yatırıma ayırıyor. Yüzde 10 cari açığı da eklersek, yüzde 88 tüketiyor. Tüketim patlaması olmuş. Bütçesini sağlam götürüyor ama bu kur ve enflasyona katkı yapmıyor. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 55. Yüzde 60'ın altına düşerse Türkiye krize giriyor. 55 olduğu halde girmemesinin nedeni dünyadaki likidite bolluğunun getirdiği şans. Bu 2001 yılından sonra dışa bağımlılığı, cari açığı artıran büyüme modeli. Sanayide ara malı ithalatı yüzde 75'lerin üzerine çıktı. Sanayi üretiminin dışa bağımlılığından dolayı Türkiye ekonomisi olumsuz etkileniyor. İthalat ucuzluyor, ihracat pahalanıyor. Dış dünyaya kaynak transferi yapıyor. Ülke içindeki fakirden zengine kaynak transferi yapıyor. Yani, halkı, belli bir kesim lehine fakirleştiriyor. Bu politikadan vazgeçmek gerekiyor.
- Avrupa'nın kısa sürede toparlanamaması durumunda Türkiye ekonomisi nasıl etkilenir?
Türkiye komşu ülke olduğu için olumsuz etkilenecektir. Çünkü dış ticaretimizin yüzde 50'sini Avrupa'ya yapıyoruz. Avrupa'da talep daralırsa, Türkiye mal satma güçlüğüne girer. Yeni ülkeler aramak, yeni talepler yaratmak zorunda kalır. Bir anda kişilerin zevklerini, tercihlerini değiştirme olanağı olmayacağı için belli bir süre Avrupa'nın olumsuzluklarından etkilenir.
Markalar öne çıkarılmalı
- Türkiye sıkıntılı bir sürece girmemesi için nasıl bir yol izlemeli?
Önce modelini değiştirmesi gerekiyor. Yeni politikalar getirilmeli. Üretim yetersizliği ve yüksek işsizliği çözücü politikalar getirmek gerekiyor. Dışa bağımlılıktan kurtaracak yöntemler uygulanmalı. Türkiyenin kalkınması, büyümesi sadece ihracata dayanmıyor. İç tüketime de dayanıyor. Türkiye'nin ithalatı kademeli olarak düşürülmeli. Her düşüşte yan sanayi gelişir. Düşüş sağlanırsa, yan sanayi teşvik edilip geliştiriliyordur, ithal ettiğin malı, artık Türkiye'de üretiyorsun demektir. İstihdamın gelişmesi demektir. Şu anda dışarıya çalışıyoruz. Alt kesimi fakirleştiren bir model uygulanıyor. Hangi sanayi dalında üstünlüğün varsa, o sanayi dallarını teşvik edeceksin. Bunu daha pratik yapmanın yolu marka olan ürünlerin sektörlerini daha fazla destekleyeceksin. Bu markaları öne çıkar. Türk markalarını destekle.O zaman istihdam da gelir de artar, refah yükselir. Dışa bağımlılık azalır.
- Türkiye'nin yarını için öngörünüz nedir?
Türkiye gelir dağılımı bakımından çok geride. Gelişmişlik düzeyi, sadece büyüme hızı değil, eğitimi, sağlığı, sosyal düzeyi, verimliliğiyle bir bütündür. Modelini değiştirirsen, ilerisini düşünmüş olursun. Türkiyenin geleceği daha parlak olur.
- Cari açık rakamları rekor kırdı. Cari açığı azaltmanın yolu sizce nedir?
İhracat yerine iç pazara dayalı bir büyüme modeli var, o halde iç pazarı güçlendirici politikalar uygulamak lazım. Kısa vadeli tedbirlerle, döviz kuruyla, büyüme hazıyla çözemiyorsan, içerideki sanayiyi güçlendirmen lazım. Cari açık için de yapısal tedbirler almak gerekiyor. Tasarrufun milli gelire oranını yükseltmen gerekiyor. İkincisi, sanayide ara malı ithalatı yüzde 75. Bunu düşürmek gerekiyor. Ara malı ithalatını düşürdüğünde, içeride üretip içeride karşılayacaksın. Cari açığın ithalata bağımlılığını azalttığın için cari açık da azalır. Sorunun yapısal nedenini çözmen lazım. Türkiye sürekli cari açık vererek yaşayan bir ülke olamaz.
Cari açıkta rekor
Cari işlemler açığı 2011 yılında bir önceki yıla göre yüzde 65.3 artarak, 77 milyar 89 milyon doları buldu. 2011 yılında net hata noksan kalemi, 12 milyar 461 milyon dolar olarak hesaplandı. Bu rakam 2010’da 2 milyar 733 milyon dolar düzeyindeydi. Merkez Bankası tarafından açıklanan 2011 yılına ilişkin ödemeler dengesi verilerine göre, cari açık geçen yıl bir önceki yıla göre 30 milyar 446 milyon dolar artış gösterdi. 2010 yılında cari açık 46 milyar 643 milyon dolar düzeyindeydi. Aralık ayında ise cari açık 6 milyar 573 milyon dolar oldu.
Moody's'in "gözünden" düşenler
Kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s 9 Avrupa ülkesinin notlarını veya görünümlerini düşürdü. İtalya‘nın görünümünü ‘negatif’ olarak belirlerken kredi notunu A2′den A3′e düşürdü. Malta‘nın görünümünü ‘negatif’ olarak belirleyen Moody’s, kredi notunu A2′den A3′e çekti. Portekiz‘in görünümünü ‘negatif’ olarak belirledi, kredi notunu ise Ba2′den Ba3′e düşürdü. Slovakya ve Slovenya‘nın görünümlerini ‘negatif’ olarak belirleyen Moody’s kredi notlarını A1′den A2′ye indirdi. İspanya‘nın görünümü ‘negatif’ olurken, kredi notu da A1′den A3′e düştü. Moody’s, Avusturya, İngiltere ve Fransa‘nın AAA olan notlarını korurken, görünümlerini ‘negatif’ e düşürdü. Almanya ve EFSF’nin AAA olan notlarında ise değişikliğe gidilmedi. Moody’s, Euro Bölgesi borç krizinin etkisi ile artan finansal ve makroekonomik riskler nedeniyle bu ülkelerin not veya görünümlerini düşürdüğünü belirtti.






.jpg)
































